Unutmamamız lazım ki Allah bizi kendisine âbd olalım, dost olalım, ayna olalım, halife olalım diye yaratmıştır, dolayısıyla bize nazar ederken rahmetle, muhabbetle nazar eder. Buna layık mıyız, daha doğrusu layık olabiliyor muyuz, bu ayrı şeydir.
İnşallah rabbimizin bize “velim” demesine layık olmaya çalışacağız. Kendi hâlimizden ötürü rabbimizin huzurunda hayâ edecek ve boynumuzu bükeceğiz. Bu boyun büküşümüz, rabbimizin huzuruna bizi layık hâle getirmesi demektir; çünkü huzurda dururken ancak edep ile hayâ ile dururuz.
Kıyamet günü hiç kimse konuşamaz. Bununla ilgili olarak Allah âyet-i kerimede “(o gün), Rahmân(ın azametin)den dolayı (tüm) sesler kısılır. Bu yüzden fısıltıdan başka bir ses işitemezsin”408 buyurmuştur. Kul, rabbinin azametini anlayınca onun huzurunda susar, fikir beyan edemez. Bu durumda kıyametimiz kopmadan huzura gitmek, edep ile hayâ ile durmayı öğrenmeden huzurda durmak yoktur. İşte, rabbimiz bizi huzuruna hazırlıyor.
“Bir kitapçı açmak istiyorum.Günlerim fikir tartışmalarıyla dolu olur…ejderha oymalı mürekkep hokkalarından bulundurmak isterim dükkânımda.O mürekkeple resim yaptığınızda fiziksel olarak siyahtır, ama gözünüze yeryüzünün bütün renkleriymiş gibi görünür ….
Sayfa 359 - Belki bir ressam gelir dükkânıma,yöntem konusunu tartışırız,fiyat konusunda çekişiriz.Nihayet küçücük kitapçımı açmak istiyorum.Orada ölmek istiyorum…·Kitabı okuyor