zamanın, bir kişinin altından kalkamayacağı kadar büyük, zor ve akıl almaz bir hazine olduğunu, herkesin kabul ettiği gerçekliği parçalayarak öğrenmişti. kalktı. pencereye gitti. dünya iç geçiriyordu dışarda. "biraz üzerine gidince yaşamak ne kadar acı veriyor." diye geçirdi içinden. herkesin imrendiği zamanlarını düşündü. o ölüm bundan daha ruhsuzdu. mutsuzluğun, her şeyin ayrımında olan ayrıcalığını sevdi. sonra, "iyi ki böyle" dedi. yeniden odaya döndüğünde kalbinden etine, etinden kalbine batan, boşluğunu çok iyi bildiği bir sızıyla ürperdi. aylardan beri ilk kez gülümsüyordu.
bu dünya elimizden her şeyi alabilir, bize her şeyi yasaklayabilir, ama kendimizi yok etmemizi engellemeye kimsenin gücü yetmez.
her birimizin kendi içinde taşıdığı intihardan daha büyük bir zenginlik var mıdır?