​Fiziksel Cesaret: Bedenimizi dinlemek ve geliştirmek. ​Ahlaki Cesaret: Haksızlığa karşı durabilmek ve mazlumun yanında olmak. ​Sosyal Cesaret: Reddedilme korkusuna rağmen diğer insanlarla gerçek, maskesiz bağlar kurabilmek. ​Yaratıcı Cesaret: Yeni formlar, yeni semboller ve yeni fikirler inşa etme cesareti. (En zorudur, çünkü eski ve güvenli olanı yıkmayı gerektirir.)
"KÜLTÜR"DEN KASDIMIZ: İRFÂN...
“Kültür” ve çoğu onunla beraber telaffuz edilen “medeniyet”, düşünce tarihinde çok farklı açılardan ele alınmış olsalar da, çoğunlukla “tek” bir vâkıaya ve onun tamamlayıcı yönlerine işaret olarak kullanılagelmiş kelimeler. Bu bahiste Cemil Meriç’in teklifi şöyle; Umrandan Uygarlığa adlı eserinden: “Amerika’nın en tanınmış antropologlarından, Kroeber ile Klukhohn, kültürün -şimdilik- 161 târifini tesbit etmişler. Cuvillier, Sosyolojinin Elkitabı’nda medeniyetin 20 târifini vermiş. (…) Ben kendi hesâbıma kültürü de medeniyeti de aynı mânâda kullanacağım; okuyan ne kastettiğimi metinden anlasın. Hegel’den beri bütün büyük yazarlar öyle yapmış.” Evet, Cemil Meriç böyle diyor. Bizim bu makaleye tahsisen kullanacağımız “kültür” ve “medeniyet” kavramları ise, Büyük Doğu-İBDA külliyatında birçok yerde geçen “kültür-irfan” kavramına bitişik, ancak biraz daha “geniş” çerçevede bir muhtevâya dâir olacak. Kısaca biz, “kültür ve medeniyet” mefhumlarını, bunların “hep birlikte” belirttiği ve hem maddî hem manevî yönleri bulunan “içtimaî” bir bütünlüğe işaret kasdıyla kullanacağız. Kaldı ki, böylesi bir kullanımın “çıkış noktası”nı da yine İBDA külliyatından göstermeye çalışacağız. Biraz daha açalım dilerseniz. Prof.Dr. Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik adlı eserinde, “kültür ve medeniyet” meselesi etrafındaki tarif, tartışma ve değerlendirmeleri ele alır ve akabinde kendi değerlendirmelerini takdim ederken, kültür ve medeniyetin birbirinden ayrılmazlığı temelinde, bu iki mefhumun bir ve aynı vâkıanın iki yüzü oldukları üzerinde karar kılar. **Güngör’e göre, kültür “hayatın mânevî nizamı” iken, medeniyet “hayatın maddî nizamı”dır. Bir deyişle, biri mânevî dünyamız ise diğeri görünür eserlerimiz, biri millî tarihimizden tevarüs ettiğimiz ahlâkî, fikrî ve hissî zenginliğimiz ise diğeri bediî, teknik ve
İlim ve irfan
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sistem bir nevi Gargantua'ya döndü. Gargantua, hem Rabelais’nin o her şeyi yutan, doymak bilmez obur devi hem de modern astrofiziğin o zamanı ve mekânı eğip büken devasa kara deliği... Mevcut sistem, bu iki karakteri tek bir potada eritmeyi başardı. Karşımızda hem her şeyi yutan obur bir canavar hem de çekim kuvvetinden hiçbir insani bağın, hiçbir otonom düşüncenin kaçamadığı kozmik bir girdap var. Bir kara deliğin geri dönüşü olmayan o kritik sınırı gibi, bu sistemin de görünmeyen bir olay ufku var. Borçlar, kiralar, faturalar, eğitim masrafları ve asgari yaşam standartları bu ufkun sınırlarını çiziyor. Birey bir kez o sınıra yaklaştı mı, sistemin kütleçekimi onu içeri doğru çekmeye başlıyor. Buradan çıkmak için gereken "kaçış hızı", bugünün ekonomik şartlarında sıradan bir insanın üretebileceği enerjinin fersah fersah üstünde. Işık bile o ufuktan kaçamazken, bağımsız bir okur-yazarın ya da bir ailenin o çekim alanına kapılmaması mucize haline geliyor. Gargantua’nın güçlü kütleçekim alanına girenler için zaman dışarıdakine göre farklı akar; merkezde geçen küçücük bir an, dış dünyada onlarca yıla bedeldir. Sistem tam olarak bu zaman bükülmesini uyguluyor üzerimizde. Kağıt üzerinde ömrümüz uzadı, 70-75 yıl yaşıyoruz; yani zaman bizim için "genişledi" gibi görünüyor. Ancak o sistemik yerçekiminin o kadar dibindeyiz ki, o koca ömrün içinden insanın kendisine, zihnine, tefekkürüne ve sevdiklerine kalan "özgür zamanı" çıkardığınızda, geriye kuantum ölçeğinde minnacık kırıntılar kalıyor. Kağıt üzerindeki yıllar, sistemin çarkları arasında eriyip gidiyor. Kara deliğin merkezindeki o sonsuz yoğunluktaki tekillik noktasında bildiğimiz tüm fizik kuralları, tüm hacim ve formlar çöker. Bu modern Gargantua da toplumsal yapıları o tekillik merkezine doğru çekip eziyor. Kültür,
Felsefe
00:00
kur'an'ın en sarsıcı ontolojik pasajlarından biri. bu, yumuşak bir öğüt değil; varlığı tehdit ederek uyandıran bir ayet. ayet (`vakıa, 56/61`) özüyle şunu söyler: “sizi ortadan kaldırmaya, yerinize benzerlerinizi getirmeye ve bilmediğiniz bir biçimde sizi yeniden yaratmaya gücümüz yeter.” 1. `ayetin yaptığı ilk şey`: `insanı merkezin dışına atmak` insan çoğu zaman şuna inanır: - ben eşsizim - ben olmazsam düzen bozulur - ben vazgeçilmezim bu ayet tek hamlede bunu yıkar: hiçbir birey, hiçbir nesil, hiçbir form vazgeçilmez değildir. daha serti şu: insan kutsal değil; yaratılmıştır. 2. `“yerinize benzerlerinizi getiririz”` burada “aynı” denmiyor, “benzeri” deniyor. bu çok kritik.
kur'an'ın en sarsıcı ontolojik pasajlarından biri. bu, yumuşak bir öğüt değil; varlığı tehdit ederek uyandıran bir ayet. ayet (`vakıa, 56/61`) özüyle şunu söyler: “sizi ortadan kaldırmaya, yerinize benzerlerinizi getirmeye ve bilmediğiniz bir biçimde sizi yeniden yaratmaya gücümüz yeter.” 1. `ayetin yaptığı ilk şey`: `insanı merkezin dışına atmak` insan çoğu zaman şuna inanır: - ben eşsizim - ben olmazsam düzen bozulur - ben vazgeçilmezim bu ayet tek hamlede bunu yıkar: hiçbir birey, hiçbir nesil, hiçbir form vazgeçilmez değildir. daha serti şu: insan kutsal değil; yaratılmıştır. 2. `“yerinize benzerlerinizi getiririz”` burada “aynı” denmiyor, “benzeri” deniyor. bu çok kritik.
Formlar dünyasının geçici zirvelerinden formsuz öze erişmek
"Hayatı bütünüyle kontrol edebileceğimize inanmak, modern insanın en yorucu yanılsamalarından biri. Her şeyi öngörebilir, her riski azaltabilir, her kaybı önleyebilir, her duyguyu yönetebilir sanıyoruz. Oysa ruhsal olgunluk, hayatın bir kısmının her zaman belirsiz, kırılgan ve elimizin dışında kalacağını kabul edebilmekle başlar. Bu kabul kolay değildir; çünkü insan kontrolü biraz da korkusunu susturmak için ister. Ama kabul etmek, teslim olmak değildir. Bazen büyümek, hayatı tümden kontrol edilemeyeceği ile barışıp daha sahici yaşamak ve sözümüzü, sınırımızı, emeğimizi, dikkatimizi, sevgimizi, tepkimizi ve duruşumuzu daha bilinçli kurmaktır." /Zübeyit Gün/

Quintessentia

@Dedalus_
·
Başarısızlık her başarının içinde gizlidir ve başarı da her başarısızlığın içinde. Bu dünyada, yani formlar düzeyinde herkes er ya da geç 'başarısızlığa uğrar' ve her başarı eninde sonunda boşa çıkar. Tüm formlar geçicidir. ​ Zihin, bir başarıya tutunarak orada kalıcı bir kimlik inşa etmeye çalışır; ancak formlar dünyasında hiçbir zirve baki değildir. [...] başarının içinde çöküşün, çöküşün içinde ise yeni bir doğuşun tohumlarını görebiliriz. Bu döngüsel doğayı kabul etmek, insanı geçici kazanımların kibrinden ve geçici kayıpların yıkımından kurtarır. Gerçek başarı, formların ötesindeki formsuz olanla bağ kurmaktır.