Puan vermedi·303 syf.··
2023 74. kitabı
Veba Albert Camus Kitap ne anlatıyor bize öncelikle; Albert Camus’nün 1947 yılında yayımlanan Veba romanı ilk bakışta Cezayir’in Oran şehrini abluka altına alan amansız bir salgının anatomisi gibi görünse de, aslında insanlık durumuna absürde ve bu saçmalık karşısında insanın takınacağı ahlaki duruşa dair yazılmış en güçlü felsefi başyapıtlardan biridir. Camus, dış dünyaya tamamen kapalı, monoton ve denize sırtını dönmüş bir liman kenti olan Oran’ı sahne olarak seçerken, esasen modern insanın sıkışmışlığını ve mekanik yaşamını hedefler. Şehirde aniden beliren ve sokakları dolduran fare ölümleriyle başlayan süreç, insanlığın görmezden gelmeyi seçtiği amansız bir gerçeklikle yüzleşmesinin ilk adımıdır. Romanın temel dayanak noktası, felaketin kendisinden ziyade, insanların bu felaket karşısında geçirdiği psikolojik ve ahlaki dönüşümdür. Camus, vebayı hem somut bir hastalık hem de totalitarizm, savaş, kötülük ve bizzat hayatın anlamsızlığı gibi soyut kavramların bir metaforu olarak kullanır. Romanın satır aralarında şu gerçek tokat gibi yüzümüze vurulur: "Herkesin içinde veba vardır, çünkü hiç kimse, dünyada hiç kimse bundan muaf değildir." Hikaye ilerledikçe Oran şehri dış dünyaya kapatılır, karantinaya alınır ve sakinleri ansızın mutlak bir sürgünlük ve ayrılık hissinin içine fırlatılır. Sevgililer, aileler ve dostlar birbirlerinden kopmuştur. Camus, bu kolektif acıyı tasvir ederken insanın zamana ve mekana karşı verdiği savaşı anlatır. Ancak bu karanlığın tam ortasında, insanın asıl büyüklüğü ortaya çıkar. Romanın başkişisi Doktor Bernard Rieux, soyut ideolojilere ya da metafizik kurtuluş vaatlerine inanmayan, sadece önündeki somut acıyı dindirmeye çalışan bir rasyonalisttir. Rieux için vebaya karşı savaşmak bir kahramanlık değil, sadece bir "dürüstlük" meselesidir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma
''Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma"
10/10
·137 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
76 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 23:26
Krizin Fenomenolojisi ve Tinsel Parçalanma: Estetiğin Huzursuzluğu Üzerine Radikal Bir Yapısöküm ve Epistemik Soruşturma Birinci Bölüm: Giriş, Konfor Alanının Tasfiyesi ve Tekinsizliğin Epistemolojik Kökenleri Sanat felsefesi, çağdaş estetik teorileri, ontoloji ve Batı düşünce tarihinin o labirentimsi koridorları içinde, okurunu tanıdık olanın güvenli limanlarından koparıp, varoluşsal bir tekinsizliğin tam ortasına fırlatan metinlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Estetiğin Huzursuzluğu, işte bu tavizsiz, uzlaşmasız ve radikal kopuşun, insan zihnini en ücra kılcal damarlarına kadar hırpalayan ve yerleşik algı kalıplarını un ufak eden o muazzam entelektüel dehasının en somut, en cüretkar felsefi vesikasıdır. Bu eseri okuma deneyimi, düz çizgisel bir metni konforlu bir rasyonalizmin rehberliğinde arkaya yaslanarak takip etmekten bütünüyle uzaktır; aksine kavramların, estetik paradigmaların, dilsel bariyerlerin ve felsefi kırılmaların geometrik olarak sürekli genişleyen, genişledikçe de okuru içine çeken o girdapsı sarmalında bir zihinsel irade savaşı vermektir. Kitabın okur üzerinde kurduğu o aşılması güç direnç, insanı kelime kıtlığıyla ve zihinsel bir felç haliyle baş başa bırakan o zorlayıcı entelektüel yapı, yazarın üslubundaki bir sakatlıktan ya da dilsel bir kurgu beceriksizliğinden kaynaklanmaz. Tam aksine bu muazzam zorluk, sanatın ve estetiğin kendi ontolojik doğasında barındırdığı o köksüz, tekinsiz, tekinsiz olduğu kadar da ele geçirilemez, formüle edilemez olan o ezeli "huzursuzluğu" metnin doğrudan gramerine, söz dizimine ve kavramsal omurgasına bir zehir gibi enjekte etmesinden ileri gelir. Metnin derinliklerine doğru sızmaya başladığımızda, karşımıza çıkan ilk büyük felsefi barikat, güzelin, estetik nesnenin ve sanatsal yaratımın salt
Felsefe
Estetiğin HuzursuzluğuJacques Ranciere · İletişim Yayınları · 201421 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
Seküler Mit, Apokaliptik Din Ve Ütopyanın Ölümü
Puan vermedi·268 syf.··
2026 35. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 11:31
Ütopya; Kusursuz bir dünya kurulabileceği düşüncesi Apokaliptik Din; Hristiyanlıkta bulunan kıyamet (apokalips) ve kurtuluş fikridir. Kara Ayin, John Gray’in modern dünyaya yönelttiği en sert ve sarsıcı eleştirilerden birini içerir. Bu eser, yalnızca bir siyaset teorisi metni değil; aynı zamanda modern insanın kendine dair kurduğu en temel anlatının —“ilerleme” mitinin— felsefi bir teşhiridir. Modernitenin Gizli Teolojisi Gray’in temel iddiası şudur: Modern dünya kendisini seküler olarak tanımlar; ancak bu sekülerlik, dinin ortadan kalkması değil, biçim değiştirmesidir. İnsanlık, dinlerden kurtulduğunu sanırken aslında onların gölgesinde yaşamaya devam eder; ve bu yanılsama, en büyük siyasi felaketlerin kaynağıdır. Özellikle Hristiyanlıkta kök salmış olan “tarihsel kurtuluş” fikri, modern ideolojilerde yeni bir dil ile yeniden üretilmiştir. Bu bağlamda Liberalizmden Marksizme kadar birçok düşünce sistemi, insanlığın nihai bir kurtuluşa ulaşacağına dair inancı sürdürür. Gray’e göre bu, rasyonel bir çıkarım değil; sekülerleşmiş bir iman biçimidir. Yani modern insan, Tanrı’ya olan inancını kaybetmiş; fakat “kurtuluş fikrine” olan inancını korumuştur. İlerleme Miti ve İnsan Doğasının Direnci Kitapta en güçlü eleştirilerden biri, ilerleme fikrine yöneliktir. Aydınlanma düşüncesinin temel varsayımı olan “insanlık sürekli daha iyiye gider” önermesi, Gray’e göre tarihsel gerçeklikle örtüşmez. Bilimsel gelişmeler, teknik ilerlemeler ve ekonomik büyüme, insanın doğasını dönüştürmez.
Felsefe ve Düşünce
Kara AyinJohn Gray · Yapı Kredi Yayınları · 201326 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 16:00
Kierkegaard Hz İbrahim'in öyküsünün üzerinden, temel ve genel olarak insanların akıllarında dolaşan farklı sorulara cevaplar verir. Ele aldığı öykü bu cevaplar için bir araç niteliğindedir. Bir bölümde etiğin teolojik olarak askıya alınmasını inceler. Etik, kısaca evrensel ahlak yasalarıdır. Burada Hz İbrahimin tanrıyı sevmesi özel ve biricik neden, oğluna olan sevgisi ise ödevdir. Ancak sonuçta Hz İbrahim, oğlunu öldürmeyi göze alarak evrensel etiği askıya almıştır. Tanrıya olan bağlılık ve sevgi, evrensel etik yasasını geri planda bırakmıştır. Kierkegaard, imanın etik düzlemle olan gerilimini şu sözlerle formüle eder: Etik olan evrenseldir ve evrensel olduğu için herkes için geçerlidir, başka bir ifadeyle her an için geçerlidir. Kendi içinde içseldir, kendi dışında hiçbir şeyi yani telos’u (amaç, maksat) yok­tur; ancak o dışarıdaki her şeyin telos’udur. Ve- içi dolduruldu­ğunda, gidecek daha ilerisi yoktur. Fiziksel ve ruhsal olduğu kadar şimdiki bir varlık olarak da görülen tekil birey, telos’u evrenselde olan bir özeldir ve bireyin etik olan görevi daima kendisini burada ifade etmek, evrensel olmak için kendi özelliğini iptal etmektir. Diğer bir bölümde yazar; tanrıya karşı net bir sorumluluğumuz olup olmadığını sorgular. Yazara göre iman: bireysel olarak kendimizi evrensel olandan daha üst bir konuma taşıdığımız noktadır. Hz. İbrahim'in yaptığı ise buna benzerdir. Çünkü o, evrensel olana göre değil, tanrı ile arasındaki özel ilişkiye göre hareket etmiştir. Burada mantıksal bir ilerleme ya da rasyonel bir akıl yürütme gözlemlenemez. Son kısım ise: Hz. İbrahim bu eylemi neden gizledi? Çünkü Hz. İbrahim iman ile hareket etmiştir, artık o mantık ile hareket etmediği için evrensel düşünceden uzaktır. Hz. İbrahim'in yaptığı ahlaka aykırıdır ve anlatıldığında bu
Korku ve TitremeSoren Kierkegaard · Araf Yayınları · 20132,266 okunma
Böyle kitaplar gereklidir
Puan vermedi·112 syf.··
2025 91. kitabı
Slogan ile başlamayı önemli buluyorum bu kitap özelinde " Böyle kitaplar gereklidir! " Richard Lewontin, Amerikalı bir zoologtur; bu kitap ise Massey Konferansları kapsamında yaptığı konuşmaların kitaplaştırılmasıdır. Eser boyunca Lewontin'in hayattaki konumuna/ duruşuna dair pek çok tahmin yapmak mevcuttur; ama ben bunu kenara koyup kitapta ne yazıyor diye kendime kadar bir özet yapayım. Lewontin'in iddiası şudur: Dünya düzeni ( kapitaller, güçlüler, siyasiler, kökleşmiş fikirler) bilimi de diğer şeyler gibi kendi çıkarlarına göre eğer, büker ve şekillendirir. Bu kapsamda bilim (özellikle biyoloji) ile şu formüle edilmiştir : DNA --> Birey --> Bireysel Kültür --> Toplum dolayısıyla daha kısa bir şekilde tarif etmek gerekirse; DNA --> Toplum denklemi oluşur. Lewontin ise bilimsel kanıtları ile bu denklemlere karşı çıkar. Eserde bulunan 5 ayrı makale ile bu tezleri çürütmeye çalışır. İkinci makalesinde Genlerin (yani DNA) bilimsel bir örneklem olarak insanın nasıl'ına dair çok az şeyi anlattığını ortaya koyar. Çevrenin etkisinin de olduğunu kabul etmesine rağmen bunun da formüle edilememesi en büyük dayanağıdır. Üçüncü makale ise biyolojik determinizme karşı çıkışdır. Biyojik determinizm bir formül ortaya koymaya çalışır. Bu genetik bilgiye sahip ve bu çevresel şartlardaki bir birey şu konuma gelecektir. Dolayısıyla bu şunu söylemenin bir başka yöntemidir aslında. Zenciler şöyledir, bu kavimler böyledir, bu toplum suç ile iç içedir gibi... Lewontin bunları da tamamen reddeder; en azından bizi şunu söyleyecek kadar ikna edebilir. Bu biyolojik determinizm yani neden-sonuç ilişkileri olsa da insan için formüle edilmesi mümkün değildir. Yukarıdaki paragrafta konuyu fenotipler üzerinden tartışan Lewontin, sonraki makalesinde ise bunu sosyobiyoloji kavramı açısından
Biyoloji
İdeoloji Olarak BiyolojiR. C. Lewontin · Kolektif Kitap · 2015265 okunma