(…) bir psikolog şu soruyu sorar: tüm sanat ne yapıyor? övmüyor mu? yüceltmiyor mu? seçmiyor mu? tercih etmiyor mu? Tüm bunlarla belirli değer biçmeleri güçlendiriyor ya da zayıflatıyor... Bu yalnızca bir yan ürün mü? Bir rastlantı mı? Sanatçının içgüdüsünün bunda asla payı yok mu? Ya da: Sanatçının sanatçı olabilmesinin koşulu değil mi bu?.. sanatçının en temel içgüdüsü sanata mı dayanıyor, yoksa daha çok sanatın anlamına, yaşama mı? yaşamın arzulanır oluşuna mı? — Sanat yaşamak için en büyük uyarandır: nasıl olur da amaçsız, hedefsiz, l'art pour l'art olarak anlaşılabilir? — Bir soru kalıyor geriye: sanat yaşamın birçok çirkin, sert, kuşku götürür yanını da görünür kılıyor — böylelikle yaşamdan soğutmuş görünmüyor mu?
Yetişkin bir insan olarak da hep yeniliklere adım atmaya cesaret ettiğimiz ölçüde, geride zorunlu olarak hep anılar bırakırız ve geriye baktığımız zamanı zenginleştiririz. Büyülüdağ'ın anlatıcısı bunu şöyle dile getiriyor: "Yaşamımızı korumanın, zaman duygusunu tazelemek için alışkanlıkları değiştirme ve yeni alışkanlıklar edinmenin biricik yöntem olduğunu hepimiz biliyoruz."
(…)Bu televizyonun ve diğer kitle iletişim araçlarının çoğu zaman görmezden gelinen bir etkisidir: Sadece belki daha anlamlı bir biçimde değerlendirilebilecek zamana mal olmakla kalmazlar, hatırlamanin olmadığı bir alan da yaratırlar. Abartarak söyleyecek olursak, elektronik eğlence yaşamı kısaltır.