"FİGARO'NUN DÜĞÜNÜ"
"İntikam, oh, tatlı intikam
Onurlu bir adam için bir ferahlıktır;
Utanç ve onursuzluğu unutmak,
Alçaklık ve adiliktir.
Zarif ve esprili, keskin ve nükteli,
Her zaman eleştirel ve her zaman politik,
Evet, yapabilirsin...
Dava önemlidir! Ama inan bana, onu mahvedeceğim.
Ve tüm yasaları çarpıtmalıysam,
Ve tüm kayıtları gözden geçirmek zorundaysam,
Entrikalarla ve müdahalelerle,
Başarısız olunamaz, zafer benimdir.
Ve eğer tüm yasaları ben yaparsam..."
Figaro’nun Düğünü, sahnelendiği dönemde pek çok kişiyi güldürmekten çok tedirgin eden bir opera. Mozart’ın başyapıtı, bestelendiği 1786 yılında “tehlikeli” damgası yemiş, hatta İmparator II. Joseph’in sansüründen geçmekte zorlanmış.
Bu neşeli aşk oyununu bu kadar kışkırtıcı yapan neydi?
Soyluların âhlaki çöküşü sergileniyordu. Kont sadakatsiz, kibirli ve halkının haklarını hiçe sayan biri olarak resmedilmişti.
Alt sınıftan karakterler akıllı, becerikli ve âhlaki üstünlüğe sahipti.
Feodal haklar (soylunun gelin üzerindeki “ilk gece hakkı”) alaya alınıyordu.
Kont’un uşağı Figaro, güzel Susanna ile evlenmek ister ancak efendisi Kont Almaviva, eski feodal hakkını kullanarak gelinle ilk geceyi kendisi geçirmeyi planlamaktadır. Figaro ve Susanna, zekâlarıyla Kont’u alt etmek için çevirmedikleri dolaplar kalmaz.
Opera tarihinde kadınlar hep birbirinin kuyusunu kazır. Burada değil tam aksine. Kontes ve Susanna rakip değil, müttefik. Biri eş, biri hizmetçi. Aralarındaki statü farkı dağlar kadar. Ama el ele verip Kont’a oyun kuruyorlar.
En sevdiğim sahne burası oldu. Kontes diyor ki: “Gel kocama ders verelim.” Susanna “Olur” diyor. İntikam için değil, saygı için. Kadın dayanışması 250 yıl önce yazılmış.
Kont karısını aldatıyor. Kontes öğreniyor. Modern bir dizi olsa bavul toplanır, kapı çarpılır. Ama Kontes öyle