Başarı mı?
Puan vermedi
Merhaba sevgili 1000Kitap sakinleri, sanırım ben Martin Eden’ı yanlış zamanda değil, fazla gerçekçi bir kalple okudum. Çünkü herkesin “azmin destanı” dediği yerde ben, insanın kendi hayatını ağır ağır tüketişini gördüm. Martin’in açlığı beni etkilemedi mesela. Dört saatlik uykular, durmadan yazılan sayfalar, bedenini yok sayacak kadar büyütülen o hırs… Bunların hiçbiri bende hayranlık uyandırmadı. Aksine, insanın kendi ruhuna uyguladığı sessiz bir şiddet gibi geçti satırların arasından. En çok da başarıya yüklenen o kutsallık yoruyor beni. Çünkü roman boyunca Martin hep “bir gün” için yaşıyor. Bir gün anlaşılmak, bir gün yükselmek, bir gün kabul görmek… O bir gün uğruna bugünü aç bırakıyor, uykusuz bırakıyor, sevgisiz bırakıyor kendini. Ve kimse bunun trajedi kısmından bahsetmiyor. Üstelik bütün bunları yaparken hayatın en gerçek şeylerini kaybediyor: huzuru, sağlığını, gururunu… ve Ruth’u. Oysa insan bazen bir masada sevdiği kadınla huzur içinde oturabiliyorsa başarılıdır. Bir geceyi borç düşünmeden uyuyarak geçirebiliyorsa başarılıdır. Kendini kanıtlamak uğruna kendi ömrünü harcamıyorsa başarılıdır. Martin ise hayatı yaşamaktan çok, hayatın karşısında kendini ispat etmeye çalıştı. Bu yüzden roman bittiğinde aklımda “başardı” duygusu kalmadı. Sadece geç kalmış bir zaferin soğukluğu kaldı. Çünkü bazı insanlar istedikleri yere vardıklarında artık o yere varacak hâlleri kalmamış oluyor. Martin Eden
Alıntı
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,4bin okunma
İki gecenin içine sığan koca bir hayat
10/10
··
Beğendi
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 23:28
Sabahın Üçü Sadece iki geceyi anlatan bir kitabın insanı bu kadar içine çekebileceğini düşünmezdim. Çok büyük olaylar, karmaşık hikâyeler yok belki ama kitabın asıl gücü de burada. Küçük anların, insanın kendiyle yüzleşmesinin ve geçmişle hesaplaşmasının ne kadar etkileyici olabileceğini gösteriyor. Carofiglio, sade cümlelerle çok derin duygular anlatmayı başarıyor. Bir baba ve oğul arasındaki mesafeyi, kırgınlıkları, söylenemeyenleri ve zamanla değişen bakış açılarını çok gerçek bir şekilde hissettiriyor. Kitabı okurken sanki ben de o gecelerde onların yanında yürüyormuşum gibi hissettim. Gece, şehir ve uzun sohbetler arasında karakterlerin iç dünyasına yavaş yavaş giriyorsunuz. Bazen bir kitabın etkisi sayfa sayısıyla değil, sizde bıraktığı hisle ölçülür. “Sabahın Üçü” benim için böyle bir kitap oldu. Sessiz, sakin ama bittikten sonra akılda kalan, üzerine düşündüren bir hikâye. Kısa ama duygusu uzun süren kitaplardan… Sabahın Üçü
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,112 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·584 syf.·
2026 68. kitabı
Tarih anlatılırken hep aynı sahneye bakıyoruz. Gündüz yaşanan savaşlar, tahta çıkan krallar, kurulan devletler, meydanlarda yaşanan büyük olaylar… Oysa gün batınca hayat bitmiyor, sadece görünmez oluyor. Roger Ekirch’in Gün Batarken’i tam da bu görünmeyen kısmın peşine düşüyor. Yazarın geceyi tek bir kavram üzerinden açıklamaya çalışmaması şahaneydi. İlk bölümlerde karanlık, insanların çekindiği ve hazırlıklı olmak zorunda kaldığı bir zaman dilimi olarak çıkıyor karşımıza. Yangınlar, hırsızlıklar, cinayetler, batıl inançlar… Bunların hepsi gecenin doğal bir uzantısı gibi anlatılıyor. Fakat kitap ilerledikçe aynı gece bu kez insanların nefes alabildiği, sosyalleştiği, çalıştığı, âşık olduğu ve hatta kendisi olabildiği bir zamana dönüşüyor. Bu değişim kitabı benim gözümde daha ilginç hâle getirdi. Çünkü Ekirch, geceyi ne tamamen korkunun ne de tamamen özgürlüğün simgesi yapıyor; ikisini aynı anda taşıyabildiğini gösteriyor. Kralların ya da büyük olayların peşinden gitmek yerine sıradan insanların gecelerini anlamaya çalışıyor yazar. Mahkeme kayıtlarından mektuplara, seyahat notlarından halk inanışlarına kadar çok farklı kaynakları bir araya getirmesi, kitabı kuru bir akademik çalışma olmaktan çıkarıyor. Kitabın dört ana bölüme ayrılması da bence doğru bir tercih olmuş. Önce gecenin tehlikeleri anlatılıyor, ardından otoritenin karanlığı kontrol etme çabası, sonrasında gece hayatının farklı yüzleri ve en sonunda uyku, rüyalar ve mahremiyet ele alınıyor. Bölümler birbirinden kopuk durmuyor; aksine biri diğerini tamamlıyor. Elektrikle birlikte yalnızca gecelerimiz aydınlanmadı, geceye yüklediğimiz anlam da değişti. Bugün bize sıradan gelen pek çok alışkanlığın aslında oldukça yeni olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Bu yüzden Gün Batarken bana yalnızca geçmişi anlatan bir
1000Kitap
Gün BatarkenA. Roger Ekirch · Pinhan Yayınevi · 20261 okunma
6/10
·675 syf.··
2026 110. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 13:34
Bu kitap seride en düşük puan verdiğim oldu yani diğerlerinin derinliği gibi gelmedi bana . Birde diğer kitaplarda kadınlar çok güçlü iş güç mevki sahibiydi onu çok beğenmiştim . Bu kitapta çokta sevmediğim bolca işlenen bir kinaye dizisi kullanmış yazar . Nico Conti Luca'nın oğlu ve ailenin tetikçisi baştan beri kenarda karizma takılıyordu zaten merak ediyordum kitabını . Erica annesini kaybetmiş çok sevdiği babası ile yaşıyor babasının büyük sağlık sorunu var ve ameliyat edilmesi lazım bunlarda para yok tabi . Erica Nico'nun sekreterliğini yapıyor ve aralarında asla bir yakınlaşma olmamış bu arada . Neyse klasik klişe kız para için bakireliğini satmaya karar veriyor gittiği kulüpte Nico orada ve o satın alıyor kızı . Bunlar geceyi beraber geçiriyorlar adama anlatıyor kız babasını falan ama yine de birlikte oluyorlar . Zaten bu bölümler ilk 15 bölüm falandı ve çok uzundu .Henüz duygusal yatırım yapılmamış bir çiftin Dom/Sub seksini bu kadar bölüm okumak bir miktar baydı beni cidden . Kız o kadar takıldı sabah ağlak halde yani yapıyorsan arkasında dur kimse zorlamadı en sinir olduğum şey bu . Neyse babası ameliyat oluyor bunların olay tabi bitmiyor . Aşk oluşuyor ve yine zerre önlemsiz yapılan kimsenin biz ne yapıyoruz ya demediği seksler sonrası hamilelik oldu ya biri hamile kalmasın artık :P
NicoClaire Kirby · ‎ Independently published · 01 okunma
O, insanların daha güzel bir dünyada yaşamasını istiyordu
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:55
Selamlar 1k okurları. ben yine Ahmet Ümit okumaya karar verdim. Neden diye soracak olursanız, bu Ahmet Ümit'in 4. Romanı okumuş olduğum. Kırlangıç Çığlığı, Elveda Güzel Vatanım, ve Yırtıcı Kuşlar Zamanı eserleri okumuştum daha önce ve öteki kitaplarını çok sevmiştim, ama en son okuduğum "yırtıcı kuşlar zamanı" bende tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Belki de ben beklentimi yüksek tuttum, tam olarak bilmiyorum o kadarını. Ama Bir Ses Böler Geceyi kitabını çok sevdim. Kısa bir kitap ama dolu dolu olduğu aşikar Hem toplum, hem siyasi, hemde din konuları işlenmiş kitapta. Kahramanlarımız Süha ve İsmail; biri devrimci bir kışlık, öteki ise maneviyat arayışında. İsmail'in iç savaşı o kadar derin işlenmiş ki, okuduğum kısacık sayfalar bile beni çok başka yerlere götürdü. Dolunayın ışığında Bir köy mezarlığı... Mezarlığın duvarlarını çarpan bir cip. Gecenin karanlığında uçuşan düşler. Issız köyün ortasında kocaman bir cem evi. Konuğunu yitirmiş bir mezar! Cem töreninde arınmayı bekleyen bir ölü!. Bu olanların sessiz tanığı, bir araştırma görevlisi. Yıkılan idealleriyle, sürüp giden bir yaşamın arasında sıkışıp kalmış bir adam. Alevi inancına farklı bir bakış! Mistik bir gerilim romanı... Klâsik vedam geçelim:) "Bilgi, Hakk'ın bize sunduğu bu dünyayı, canları korumak içindir. Eğer bunların tersine iş görürse yıkıcı olur." Kitaplarla ve sağlıkla kalın.
Bir Ses Böler GeceyiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 20109,6bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 17. kitabı
Bazı kitapları siz okursunuz, bazıları sizi okur. Sıfırdan Az benim için ikincisi oldu; adeta bakmak istemediğim bir aynaya dönüştü. Olay örgüsünü uzun uzun anlatmanın bir anlamı yok. Kim kiminle birlikte oluyor, kim hangi gece kayboluyor, kim kime ne yapıyor; romanın kendisi bile bunları sağlam bir hikayenin temeline oturtmuyor. Sonu gelmeyen partiler, partilerden sonra başlayan after’lar, sabaha kadar uzayan ve hiçbir yere varmayan geceler. İnsanlar sürekli hareket ediyor ama kimse gerçekten bir yere gitmiyor. Bir evden ötekine, bir arabadan ötekine, bir bedenden ötekine geçiliyor. Bütün bu savruluşun içinde hayat ilerlemiyor; yalnızca erteleniyor. Her şey dönemin en önemli kanalı olan ve kitapta oldukça atıfta bulunulan MTV klipleri gibi akıyor. Bir şarkı, bir araba, bir otel odası, bir yüz, bir televizyon görüntüsü ve bir başka sabah. Yüzler değişiyor. Sevgililer anlamsızlaşıyor. Mekanlar bulanıklaşıyor. Arkadaşlıklar, ilişkiler, geceler, vaatler birbirinin yerine geçebiliyor. Ama belirli bir madde hep aynı kalıyor. Her şeyin değiş tokuş edilebilir olduğu bir dünyada, en kalıcı bağın insanla uyuşturucusu arasında kurulması romanın en rahatsız edici tarafı. Her şey çözülürken o tek bağ sıkılaşıyor. Geriye kalan tek sadakat neredeyse o oluyor. O sadakatin de ismi Kokain. Bu kitabın bakmak istemediğim bir aynaya dönüşmesinin sebebi de bu aslında. Bir dönem birini tanımıştım. Onu değil belki ama onun etrafında oluşmuş büyük boşluğu düşündüm bu kitabı okurken. Büyük bir şehre geldikten sonra gecelerin, çevrelerin, uyuşturucunun ve hızla tüketilen yakınlıkların içinde yavaş yavaş yönünü kaybetmiş birini. Çok sayıda insanın arasında yaşayıp hiçbirinde gerçekten kalamayan, hayatı dolu görünen ama o doluluk içinde kendine ait bir yer bulamayan birini. Onun hayatında
Sıfırdan AzBret Easton Ellis · İthaki Yayınları · 202643 okunma