Beni bilirsin, alışkanlıkların insanıyımdır.
En sevdiğim insanlardan ayrıldıktan hemen sonraki ilk günlerde, mutsuz olurum. Ama onları hep aynı şekilde sevmeye devam ettiğim halde, alışırım, hayatım sakinleşir, yatışır; onlardan aylarca, yıllarca ayrı kalmaya dayanabilirim...
ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim
ben korsan bir geminin mahzun kürekçisiyim
ben yaklaşan saati beklerim odalarda
İhtilaller yaparım, gözlerine dalar da
Bakmayın çevremi kuşatanlara
Hüznün, yalnızlığın şairiyim ben
Issız ovaların nehriyim ben
İçimde işliyor derin bir yara
Aşkın öldürmeyen zehriyim ben
Bakmayın çevreme kuşatanlara
Hüznün, yalnızlığın şairiyim ben
"Ulan nasıl bir toplum baskısı varsa üzerimizde, genç yaşımızda göçtüğümüze, sevdiğimize kavuşamadan öldüğümüze yanmıyoruz da hâlâ yakalanacağız da rezil olacağız diye üzülüyoruz."
Zorunlu askerliğin Müslümanlarla sınırlanması, askerliğe tabi Müslüman toplumunda ekonomik ve demografik çöküşe, Hristiyanlarda ise, paradoksal bir şekilde, kalkınmaya yol açtı. En verimli çağında erkek evlatlarını bazen beş ila yedi yıl askere gönderen Türk aileler kalıcı bir sermaye birikimi imkanından yoksun kaldılar. Anadolu'nun tarımcı köylerinin birçoğu yoksullaştı ve boşaldı. Dağa çıkan asker kaçakları nedeniyle eşkiyalık ülke çapında bir afete dönüştü. Hristiyanlar ve bilhassa Ermeniler ise, ilk kuşakta bedel-i askeri yükü altında ezildikten sonra çocuklarını gelir getirici mesleklere yönlendirmeyi öğrendiler.