Bana kalırsa dünyanın en zor işidir; şair olmak. Çünkü azığın; yalnızlıktır, ölümdür, aşktır, varoluşsal bir hüzün ve acıdır. Bir ömür heybende bunlarla yol alırsın, heyben yapışmıştır sırtına. Onu kimse senden alamaz. Şair olmak; her sabah yeniden doğacağı ümidi ile güne başlayıp, her günün sonunda kara bir toprağı kendine yorgan yapmaktır. Ölümseverdir bir şair:
“Ey, yüreğimden hep ölüme doğan İsa!
Haydi, yeniden çarmıha geril
Bu son ölümün olsun
Ve bir daha doğma!” der bu yüzden. Şair, babası öldüğünde, arkadaşları öldüğünde, yüreğindeki İsa defalarca gerilmiştir o çarmıha ve son kez elli beş yaşında bir kez daha gerilir ve çokça sözünü ettiği o aynalara bir daha bakamaz. Şair ölür ama şiirleri ile her gün yeniden, yeniden doğar.
Ölümün en kolay yoludur belki de bir toprağın altına girmek. Ahmet Erhan, yaşayarak intihar eder. Bu intiharı; ölen sevdikleriyle, yaşamına intiharla son veren şairlerle, seçilmiş yalnızlığıyla, aynalarla, Akdeniz’le, Mersin’le, elleriyle beynine serpiştirdiği alkolle besler. Bu intihar öyle açgözlüdür ki, çok şey ister şairden. Neyse ki Ahmet Erhan şanslıdır, çünkü, Türkiye’de yaşamaktadır:
“Ve Türkiye' de şair olmak
Her ahval ve şeraitte gülünç bir şeydir
Çünkü vatanın bütün kaleleri zapt olunmuş
Ve bütün tersanelerine girilmiştir.”
Kutuplarda çıkan yangına benzetir, yurdunda şair olmayı. Haksız da değildir. Seksenler öncesi ve sonrası dramlarla beslemiştir bu yangını. “Bugün de ölmedim anne.” şiirine de o acı günler yansır.
Camları kırılmış evlerle dolu bir sokak çıktı önüme, Ahmet abi kafasını camdan dışarıya uzatıp bağırdı sonra:
“Yine de gülsün isterim
Şu pencerelerde
Sokağı seyreden çocuk;
Gülsün artık!”
Şairin cehennemidir, dünya. Şiirler de, bu cehennemin orta yerinde bir ırmak. O ırmağın kenarında oturuyorum günlerdir,