Bazen hayat, aynı sahnenin farklı günlerde tekrar oynandığı bir tiyatro gibi hissettirir her birimize. Ne kadar çabalarsan çabala, dekor değişmez, replikler tanıdıktır. Tükenmişlik tam da burada hissettirmeden yerleşir insanın içine, ne büyük bir fırtına koparır ne de aniden yıkar, ama yavaş yavaş içindeki ışığı kısar. Çözümsüzlük duygusu ise o kadar ağır basar ki çözüm yolları gözümüzün önüne gelse bile göremeyiz bazen. İnsan bu döngüde sıkıştığını fark ettiğinde, aslında en çok kendine yabancılaşır çünkü artık ne başlangıçların heyecanını hisseder ne de sonların anlamını. Ama belki de en derinde, görünmeyen bir yerde, bu tekrarların içinde bile küçük bir değişim tohumu bekliyordur.
Hem sosyal hem de iş hayatının içerisindeki kısır döngülerden kurtulmak çok zor değil. Beyaz yakalıların kurtulmaya çalışırken daha da içine çekildiği bu girdap, bir de bir çok engele takılıyor. Tabi sadece kitap pencereden bakmıyor yaşamın farklı alanları içerisindeki farklı rollerimiz üzerinden de fikir sunuyor.
Kendime can olmak, kendime sorular, somut kazanımlarım, zorlandigim temas konularım, beyaz yakalı kadın yaşamı, potansiyeli açığa çıkarmak başlıkları altında yaşamın içerisinde karşılaşabileceğimiz özellikle olumsuz durumlara karşı bir bakış açısı sunuyor.
Hayat bazen sanki bizleri çok geriden takip ediyor gibi hissediyoruz. Kalıplaşmış değer yargıları, gelenekselleşmiş eylemler, popüler kültürün unsurları, hiç sorgulanmadan birbirini tekrar eden her şey bir süre sonra bizleri tüketiyor. Dolayısıyla bu duygular içerisinde yola devam etmek o kadar da kolay değil. İçimizdeki boşlukları doldurma zamanı geldi. İnsan bazen kendisini rahatsız eden şeyleri fark eder ama onları nasıl yok edebileceğini bilemez. Çünkü bazen sorunları tespit etmek yeterli değildir. Onları ortadan