İnsan yaşamı sınırlıdır, varlığı akışkandır, eğilimi belirsizdir, tüm bedeni çürümeye yatkındır, ruhu girdap gibidir, kaderi anlaşılmaz ve ünü muallaktır.Kısacası tüm bedeni bir nehir gibidir, ruh ise rüya ya da hülya gibidir.Hayat savaşa ve yolcunun geçici konaklamasına benzer, ölümden sonra ün de unutulur.
Çakar göklerde yıldırım, indirir deryaya bir fırtına;
Dalgalar kıyıları döver, alır sürükler açıklara.
Bir girdap belirir, yutar derin boşluklara;
Engin okyanusun, mavi karanlıklarına.
İşte böyledir kalbimin içi;
İmkânı yok yaşamana.
❝ İçten bakan gri gözleri vardı, hayâsız bir yüzdeki tek masum şeydi; sanki doğası değil de, şartlar onu böyle katı olmaya zorlamıştı. Hayatta kalmak için, öte yandan korunmaya ihtiyacı varmış gibi gözükmek için de...❞
Yavaşça ilerliyor şehirde. Etrafta insanlar var ama yine de ıssız bir şehre benziyor burası. Sadece nüfus azaldığından değil, aynı zamanda hayvanlar ortadan kaldırıldığından beri kimsenin kulak vermediği ama her daim baki, gümbür gümbür bir sessizlik hakim olduğundan. Yüzlerde, mimiklerde, insanların birbirine yönelttikleri bakışlarda görülüyor bu tiz sessizlik. Herkesin nezaret altında yaşıyormuş da bu kabusun sona ermesini bekliyormuş gibi bir hali var.
Başına bir hal geldiğinde kendini dünyanın en şanssız,en dertli insanı zannedersin.E, böyle düşünürsün haliyle yıkılırsın,umudun tükenir.Cümle alem sana karşı birleşmiş sanırsın,kolun kanadın kırılır.Oysa öğle değil vallahi ,etrafına doğru düzgünce bir baksan görürsün:aslında hemen herkes biraz senin gibidir.Herkesin bir yarası,bir hikayesi vardır.Üstelik dünya saf kötülükten ibaret değil ki,iyiler de vardır,hatta herkesin içinde o iyilikten az da olsa mutlaka vardır.Düşmüş insan,yaralı insan herkesin içindeki o minicik iyiliğe tutunmayı bilmeli.Yoksa kötülüğün insanı girdap gibi içine çeken,intikam duygularıyla yüklü cazibesine kapılıp gidersin.Bu belki biraz tercihle,o anda göstereceğin iradeyle,belki biraz da kendi kumaşınla ilgilidir.