Sen hiç unutuldun mu?
Aklıma geldikçe artık yokluğun Bir tren garında kimliğimi kaybetmiş gibi telaşlanıyorum İsimsiz bir cisim gibi dolanırken ortada Nerede unutulduğumu bilmemenin merakını yaşıyorum Varlığımı nasıl ispat edemeyeceğim şimdi? Öyle ben olmuşsun ki sen Sanki senden önce hiç yokmuşum gibi boşluğa düşüyorum Sen hiç bir şiire sordun mu beni? Hiç bir şarkının nakaratında bana doydun mu? Hangi baktığın manzara sayıkladı adımı? Gövdesi budanmış ağaç gibi çıplak hissettin mi hiç? Utandın mı zaaflarının zorbalığından? Bazı geceler çok tanıdık, bazı yaralar hep taze Gerçekler cam kırığı gibi inatçı, Bir girdap takılıyor boğazıma Bir şehri yutkunuyorum Nasıl özlendiğini bir bilsen düşman olurdun kendine Yollar ayrılınca çıkıyormuş kader karanlığa Cehennem bir gönülden azat edilmekmiş oysa, unutulmakmış ateş Ben artık sadece bu gerçekle kavruluyorum Nefretine sağlık...
“Böyle bir girdap da insan kendini unutabilir, bu durumu sonsuzluğa kadar sürebilir.”
Alıntı
Reklam
Hayat, çoğu zaman yıllardan ibaret bir fırtına gibi gelirdi ona, bir anda șiddetle bastırır, sonra aynı hızla girdap halinde dönüp mazgaldan süzülür ve kaybolurdu.
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Hayatımda hiç kimse bana bu kadar içini dökmemişti. Her hikayeyi dalgaları yutan bir girdap gibi içiyordum, gerçi söylenenlerin yarısını pek anlayamıyordum: yoksulluk, çalışmak ve insani korkular. Benim için açık olan tek şey Glaukos’un yüzü, yakışıklı başı ve kederleriyle biraz nemli olsa da bana baktığında daima gülümseyen samimi gözleriydi.
Alıntı
Nil bir nefes uzağındaydı sadece. Nedir ki bir nefes dediğin... Tüm mesafeleri kapatacak o tek nefes, saplanıp kaldığı sonsuz döngüde tekrar tekrar aklına düştükçe, Fatih'in kalbinden karnına uzanan bir girdap oluşuyor, onu zifiri karanlık derinlerine çekiyordu. Karşı koymak imkânsızdı, her yeni girdap bir öncekinden daha güçlü. Fatih bir daha gün ışığı nedir bilemeyecekmiş gibi daha da derinlere gömülü...
Sayfa 352·Kitabı okudu
İnsan yaşamı sınırlıdır, varlığı akışkandır, eğilimi belirsizdir, tüm bedeni çürümeye yatkındır, ruhu girdap gibidir, kaderi anlaşılmaz ve ünü muallaktır. Kısacası tüm beden bir nehir gibidir, ruh ise rüya ya da hülya gibidir: Hayat savaşa ve bir yolcunun geçici konaklamasına benzer, ölümden sonra ün de unutulur.
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Felsefe
Reklam
Reklam