"Meryem'in imanı şu güvenden gelir: onu çağıran kişi ondan başkasını çağırmaz ve bu adlandırmada bir sadakat mevcuttur. Vakti zamanında 'İbrahim nasıl tınladıysa 'Meryem' de öyle tınlar burada. 'Kulakları olanlar işitsin' her şeyden önce şu anlama gelir: (erkek ya da kadın) kendisine hitap edildiğini, yani başka hiç kimseye seslenilmediğini duyan işitsin. 'Seni çağırdığımı ve seni gidip diğerlerine gittiğimi söylemen için çağırdığımı işit. Başka bir şey duyma: sen, sadece sen ve benim gidişim. Sana hiçbir şey vermiyorum, sana hiçbir şey vahyetmiyorum, zira sen yalnızca bahçıvanı görüyorsun. Git tekrar et bunu, benim gittiğimi.' Ve tıpkı İbrahim gibi, Meryem de imanını, tespitlerle, hipotezlerle ya da hesaplarla göstermez."
Eve dönünce muhtemelen babamı göremeyecektim. Yir mi beş yıl sonra ortaya çıkan babam, her zaman olduğu gibi yine kayıplara karışacaktı. Gelişiyle gidişi arasında göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısacık bir süre ...
Neden geldiğinin bir anlamı yoktu, ben çocukken de ay nıydı, sonrasında da. Yaptığı şeyler için hiçbir zaman esaslı bir gerekçesi olmadı zaten. Hayat sanki onun için, istediğin de esen istediğinde duran, yerle gök arasında bir yerde sa lınan tuhaf bir rüzgardan ibaretti. Kendini o rüzgara kaptı rıp dağ bayıp dolaşır, sırtını o ağaçtan bu ağaca dayar, çeş me başında durup arkasına bakar ve geride bıraktığı hiçbir şey için pişmanlık duymazdı, ne bir açıklama ne özür. Bü tün gece ne ben sormuştum ne de o söylemişti zaten. Ömrü nün son demlerine yaklaşırken eski bir tanışı görmek ister gibi öylesine uğramıştı ve ben eve döndüğümde çoktan git miş olacaktı belki de.