Beklenen oldu, bir başka dünyaya geçti. İçinde ne hüzün, ne korku, ne gitme isteği, ne kalma direnci... Bu dünya değil... Hayatı geçti işte... Ölüm buysa, güzel...
Hayalet iç çekti. Meselenin özü buydu. Varoluşunu hızlandır. mak, hayatın tırtıklı kenarlarını yumuşatıp bulanıklaştırmak için işi kullanmıştı.
Bu konuda çok iyiydi. Bununla birlikte gelen amaç hissini seviyordu. Fakat iş çalışmayı abartması- yaşamadan yaşamanın bir yoluydu, aynı zamanda. Duygularını çok da kişisel olmayan, daha düşük riskli bir şeye aktarmanın bir yoluydu. Bagdale Kitabevi'ni Budd Kitap'a dönüştürmek, kendini yeniden yaratma teşebbüsüydü. İşin kendisine dönüşme teşebbüsü. Paranın kendisine dönüşme. Bir mağazanın üstündeki tabelaya dönüşme. Olduğu adam olarak kalmaktansa kendini aşma teşebbüsü. Zamanın içinde ağırlıksız ve maddesiz ama maksimum hızda gitme teşebbüsü.
Sonunda aşk bile acıdan kaçma isteği karşısında yenik düşmüştü. Çünkü o da acıya açılan kapılardan biriydi. O kapıları kapalı tutmak daha iyiydi. İş vagonunda kalmak daha iyiydi. Mutluluk yerine halka açılan hisseleri hedeflemek daha iyiydi. Ölüp nasıl bir hata yaptığını anlayıncaya kadar tabii. En büyük zararı sürekli büyüyen, hızla kontrolden çıkan şeylerin verdiğini anlayıncaya kadar.
Memlekette ihtiyaç duyulan, sadece dini ve uhrevi değerlerdi.
Yüzü batıya dönük, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamaya çalışan, bilimden ve felsefeden nasibini almış gençler, eninde sonunda memleketin başına bela oluyordu.
O halde, bir biçimde, tam da bunun önü bir daha geri dönülemeyecek biçimde kesilmeliydi.
"Yaraya" sürülecek "ilaç" derhal bulundu.
1981-82 yılları arasında (iki yıl), 1971-81 arasında (on yıl) yapılandan iki kat fazla camii inşa edildi.
Askerler camiye gitme yolunda teşvik edilmeye başlandı.
Başta askerler olmak üzere devletin her kademesinde, herkes din adamı ağzıyla konuşmaya başladı.
1981'de, laiklik yeniden tarif edildi.
Din dersleri zorunlu hale getirildi.
Devlet Planlama Teşkilatı kolları sıvadı ve ulusal kültür politikasının içine dinciliği itinayla yerleştirdi.
O kadar ki, gayri Müslimler ve Aleviler bile, devletin bu yeni politikasına uymak zorundaydı.
Tarikatlar, tehlike olmaktan çıkartıldı!
Türkiye, yeniden şeyhler ve müritler ülkesi haline getirildi.
80'li ve ardından gelen 90'lı yılların, Türkiye'yi götüreceği yer belli olmuştu.