“Yahudi olmak”, sınırları kolayca çizilemeyen, çerçevesi ve içeriği sabit olmayan, tarihsel, coğrafi kişisel olarak çok çeşitli anlamlar kazanabilen bir tanım. Belli hafıza biçimlerine, kültürel kodlara, ilişkililenme veya kopuş hallerine işaret ediyor. Anlamı, ulus-devlet içinde azınlık olma, azınlığın kendi içinde azınlık olma, topluluğun içinde ve dışında benimsenen veya dayatılan kodlara dair alınan pozisyonlara göre değişen, bulanan, yeniden kurulan bir tanım. Türkiye’de Yahudi olma deneyimi de, bulunduğu coğrafyadaki din ve dillerle olan ilişkisi, algılama ve algılanma biçimleri, gitme-kalma ve aidiyet sorunlarıyla hem hal, yerel ve yerel ötesi dinamiklerle bağlantılı. “Türkiye’de Yahudi olmak: bir deneyim sözlüğü” işte bu tanımın yerleşik ve egemen anlamlarını değişip sorgularken, bir yandan da onu anlar, anılar ve anektotlarla yeniden doldurmayı amaçlıyor.
Kaydı tutulamayan onca hikayenin yok olmasından duyulan kişisel endişe ile bu hikayelerin işaret ettiği ve yeterince değişirmemiş olan toplumsallığın ilişkisine biraz daha yakından bakma isteği bu çalışmanın başlangıç noktası oldu .
Azınlık olma durumunun getirdiği kimlik , isim, dil ve vatana dair sorgulamalar, azgınlığa mensup olan kişinin çevresi tarafından görünür kılınma biçimleri ve
kendi görünürlüğüyle kurduğu ilişki, sözlükte sıklıkla tekrarlanan temalar. Devlet politikaları, savaş, yeni bir ülkenin kurulması gibi tarihsel travmalar ve dönemeçler çerçevesinde yaşanan göç ve gelgitler şekillendiriyor bu temaları. Yine sıklıkla tekrarlanan ayrımcılık hikayeleri, bu durumlara muazzam bir süreklilik içerisinde zemin hazırlayan iktidar politikalarının gündelik olana nasıl sinsicesini gösteriyor. Öte yandan gündelik hayatın kodları ve dönüşümüne dair ayrıntılar da çıkıyor ortaya: aile dinamikleri,