Puan vermedi·544 syf.··
2026 4090. kitabı
Jodi Picoult yine zor bir konuyu alıp tam kalbimizin ortasına bırakmış. Bir Daha Bak, annelik, kimlik ve “doğru” bildiğimiz şeylerin aslında ne kadar kırılgan olduğu üzerine düşündüren bir roman. Okurken sık sık “Ben olsam ne yapardım?” diye kendime sordum ve net bir cevap veremedim. Kitap, bir annenin kızının aslında yıllar önce kaybolan başka bir çocuk olabileceğini fark etmesiyle başlıyor. O andan itibaren hikâye hem duygusal hem de vicdani bir çıkmaza sürükleniyor. Bir yanda büyütüp sevdiğin çocuk, diğer yanda gerçeğin peşinden gitme zorunluluğu… Picoult bu çatışmayı öyle gerçekçi işlemiş ki karakterlerin yaşadığı paniği ve çaresizliği hissetmemek mümkün değil. En sevdiğim tarafı, olaylara tek bir açıdan bakmaması oldu. Her karakterin haklı olduğu bir yer var ve bu da hikâyeyi daha çarpıcı yapıyor. Ancak bazı bölümlerde tempo biraz düştü, özellikle orta kısımda tekrar hissi yaşadım. Buna rağmen sonlara doğru artan gerilim ve duygusal yoğunluk kitabı toparlıyor. Dili akıcı, konusu sarsıcı ama okuması kolay bir roman değil. Özellikle ebeveynlik temasına duyarlı olanlar için fazlasıyla etkileyici olabilir. Beni en çok düşündüren şey şu oldu: Gerçek her zaman mutluluk getirir mi? Genel olarak duygusal, sorgulatan ve yer yer iç burkan bir kitaptı. Picoult’un tarzını sevenler için güçlü bir okuma deneyimi, ama hafif bir şey arayanlara göre değil.
Bir Daha BakJodi Picoult · April Yayıncılık · 2019308 okunma
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
Merhaba, Semra ile, @destekyayinlari çıkan, @mitchalbom kaleminden, #birkeredaha kitabını okuduk. Öncelikle romantik bir hikaye ve 328 sayfadan oluşuyor. Yazar Amerika’nın en sevilen hikaye anlatıcılarından. Kitabındaki hikaye de benim en sevdiğim hikayelerden oldu. Kitabın başında kumar ve polis geçince farklı bir konu beklemiştim. Fakat hikayesi beni şaşırttı. Özellikle sonu beni çok etkiledi. Akıcı bir anlatıma sahipti. Sıkılmadan, sonuna kadar merak ederek okudum. İçerik olarak sadece bir aşkın hikayesi değildi. İkinci bir şansın olsa neler yapabileceğin ve değiştiremeyeceğin şeylerin önemini anlatıyor. Ah ikinci bir şansım olsaydı böyle yapmazdım dediğimiz olmuştur. Yazarda ana karakterin böyle bir gücü nasıl kullandığını, hatalarını ve aldığı dersleri anlatıyor. Aslında bir hikaye ama içinden çok anlam çıkarılacak ve düşünülecek bir konusu var. Bir hikaye sizi derinden etkileyecek ve etkisinden çıkamayacaksınız. Severek okuduğum ve iyi ki okumuşum dediğim kitaplar arasında yerini aldı. Sizlere de kesinlikle tavsiye ettiğim kitaplardan biri oldu. Bu kitabı kaçırmayın. Hayatınızda bir kere daha diyerek geriye gitme şansınız olsaydı ne yapardınız? Alfie, gücünü en kötü gününde öğrenir. Annesinin ölümünü geri almak isterken, bir hakkı olduğunu ama ölüm anını bir kez daha yaşarken bulur. Hatalarını, utançlarını düzeltebilir ama ölümden kaçamaz. Tüm ergenlik anlarında yaptığı utançları bir kere daha diyerek değiştirir. Kendini uçarı hareketleri denerken bulur ve onlardan kurtulur. Kızların ilgisini çekmeye ve yaptığı hataları düzeltmek için bir kere daha der. Çocukluğunda tanıştığı kişinin hayatının aşkı olduğunu bir kere daha karşılaşınca fark eder. Fakat aşk konusunda çok hata yapar. Bu hatalardan biri geri dönülmez bir yola sokar. Çünkü geçmişe gitmek ve
Edebiyat
Bir Kere DahaMitch Albom · Destek Yayınları · 202645 okunma
Reklam
Ağdalı bir dil. Aklı karışık karakterler
5/10
·496 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 19:01
Kitabı hızlıca okudum çünkü okuyacak kitabım yoktu ve çok büyük can sıkıntısı yaşıyordum. Yoksa kitap çok akıcı değil. Olayların hemen ortasında yapılan uzun betimlemeler insanı akıştan koparıyor. O kısımları kırpsanız zaten kitap kuş kadar kalır. Ancak yine de bir sinema sahnesindeki her ayrıntının yazıya dökülmüş hali olarak düşünülebilir. Yazarın 1800lerden bir erkek olduğunu ve toplumun o dönemde kadınlara bakış açısını bildiğimden olurken yer yer kızsam da anlamaya çalıştım. Olay akışını önemli karakterler üzerinden yazmak istiyorum. Bathsheba karakteri kitaptaki ana kadın karakter. Bu karakteri çok derin bulamamakla beraber zeka olarak da pek parlak olmadığını düşünüyorum. Tabi yazarın da kadınlara bakış açısından böyle olduğu çok açık. Başlangıçta özgür ruhlu bir kadın olduğunu anlıyoruz. Çiftçi Gabriel Oak'ın evlenme teklifini reddedip bir erkek olmadan gelin olmak mümkün olsa keşke düşüncesiyle aslında ilgi odağı olmayı istediği ancak sorumluluk almak istemediği çok açık. Çiftliğe taşınıp da amcasının işlerini devraldığında bir kimlik çatışması yaşıyor. Bir yandan sorumluluk sahibi bir çiftlik hanımı olmaya çalışıyor bir yandan da ergen liseli kişiliği en ufak şeyde ortaya çıkıyor. Hizmetçisi liddy yan çiftlikteki Mr. Boldwood'a bir sevgililer günü kartı gönderelim şakasına dediğinde hemen kabul edip yolluyor. Bu kart onun ağzına ediyor desek yanılmayız. Çünkü Mr. Boldwood normal bir adam değil ve maalesef bunu ciddiye alıyor. Bu kitapta en sinir bozucu karakter de bu adam. Normalde şaka yaptım ciddiye almayın diyen bir kızı kim takıntı yapar bu durumda? Büyük ihtimalle hayatında eli bir kadının eline değmemiş veya bir kadından asla yüz bulmamış bir erkek diye tahmin edersiniz. Ama yok. Mr Boldwood zaten gözde bir bekar. Kırklı yaşlarında, zengin, kadınların
Çılgın Kalabalıktan UzakThomas Hardy · Can Yayınları · 20184,385 okunma
Yol Uçuruma galebe çalar mı?
10/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
#Yoluçurumu @bir_aybüke_akgül'ün ilk eseri. Yola beraber çıktığımız kardeşlerimden. Bir bebeği bekler gibi bekledik Yol Uçurumu'nun gelişini. Daha müjdesi verilmeden çok sevmiştik onu. Edebiyatımızda kalıcı izler bırakacağına inandığım Yol Uçurumu ve onu takip edecek eserleriyle Aybüke Akgül'ün kaleminin münbit olması dileğiyle... Kelamullah'tan feyzlenen kelimeler, köklerden göklere uzanacak hikâyeler düşsün nasibine... 19 hikâyenin yer aldığı eserde ilk öykü Nahir'in Gözleri. O masalsı dokusuyla en etkilendiğim metinlerden biri. Satırlar boyu Nahiri yeşilin nasıl bir renk olabileceğini düşündüm. Rüyayla gerçeğin yer değiştirdiği, gözlerin bir insanın benliğinin en önemli parçası olduğunu anlatan hikâye, arayışlarımız üzerine de düşündürüyor. Bir ömür boyu aradığımız, gördüğümüz, bildiğimiz şey aslında "Bir ben var bende..." sözlerinin işaret ettiği gerçek olmasın? İki Çay, "Bazılarının kaderini bir veba, bir bulaşıcı hastalık gibi nefesinde taşıyıp başkalarına bulaştırdığını düşünüyorum." cümlesiyle başlıyor. Hayatımızdaki karmaşaların, çözüm bulamadığımız problemlerin kaynağını başkalarında değil kendimizde aramalıyız fikri üzerine kurgulanmış hikâye nasip, kısmet dediğimiz mevzuyu hatırlatıyor. Şans, baht, talih, uğursuzluk değildir bu, aslolan "Kader gayrete aşıktır." "Bereketi hep sonundaydı ama ben, son yudumu içemem, içemem o kadar." diyen bir adamın hikâyesi Son Yudumu İçemem hikâyesi. Hayatında yarıda bıraktığı ilişkileri, bir türlü itiraf edemediği gerçekleri bardağın sonunda biriktiriyor. Biriktirdiklerimiz kadarız sanki, bardağın dibindeki damlalar kadar. "Talihimiz yokluktan da nasibini almış, bitmesini istemezdik bir şeylerin." "Sadece bir kere çok yakınından geçtiler birbirlerinin. Hava güneşli değildi." Behzat ve Leman'ın kavuşamama hikâyesi Ufuk
Edebiyat
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
İs Kokan Zeytin Ağacı 2. kitap yorumu
8/10
·382 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
1. kitaptan sonra sıra 2. kitabı yorumlamakta. 1. kitabın sonu Mihranın üniversitesinde gerçekleşen saldırıyla bitiyordu. Saldırı sonrası Yusuf Agahın Mihra'ya bulup o savaş alanından çıkarması ve metroya sığınmaları, orada geçirdikleri sıkıntılı günler, sonra bir gece metrodan da kaçıp tekrar Balamire sağ salim dönmeleri…Döndükten sonra da Mihra orada gördüğü savaş, yıkım ve ölümlerden çok etkileniyor ve uzun bir süre toparlanmakta zorlanıyor. Yusuf Agah ve Mihra ilişkilerini ailelerine söylüyorlar ve savaşın da etkisiyle çok geçmeden evlenme kararı alıyorlar. Bir haftalığına Türkiye'ye gidip Yusuf Agahın ailesinin yanında kalıyorlar ve orada düğün yapıyorlar. Düğün gecesi ise Mihra'nın ailesinin olduğu Balamire bomba saldırısı olduğu haberi geliyor ve Yusuf Agah destek için tekrar Karahan'a göreve gidiyor ve ikinci kitapta bu şekilde bitiyor. Mihra'nın kardeşi Yasir'in, ailesinin aksine savaştan kaçıp Türkiye'ye gitme fikrine kızamıyorum. Çünkü empati yapınca 17 yaşındaki bir çocuğun savaşın olduğu yerde kalmak istememesi, diğer ülkelerdeki yaşıtlarının sahip olduğu haklara sahip olmak istemesi gayet normal. Kime sorsan ilk başta kaçıp gitmeyi doğru bulmaz ama o savaşı gerçekten yaşayınca kaç kişi gerçekten de kalıp savaşır orası meçhul. Diğer bir konu ise Yasemin karakteri. Annesi ile birlikte babasından gördüğü şiddetten kurtulmanın tek yolunu evlenmekte bulmuş. Yasemin'i çoğu kişi okuyunca belki sevmemiştir ama ona da hak verdiğim yerler var. Etrafında kendisinin sahip olmadığı şeylere sahip olan insanları görünce onlara imrenen birisi. Ama maalesef ki yaşadığı hayatın hıncını Mihradan çıkarıyor ve bu kesinlikle yanlış. Kısacası kötü bir karakter değil ama yanlışları var. Kitapta en sevdiğim sahneler Mihra ve Yusuf Agah’ın telsizden olan konuşmaları. Mihranın
İs Kokan Zeytin Ağacı - 2Şule Avlamaz · İndigo Kitap · 2024427 okunma
Güzel Bir Fikrin Aceleye Gelmiş Hâli
7/10
·192 syf.·
2026 64. kitabı
Selam. Bu gün beraber "Ne acelen vardı be Livaneli?" diye düşünüyoruz.. Livaneli hakkında en sevdiğim şeylerden biri, bu ülkenin üstü örtülmüş hafızasını edebiyatın içine taşıması. Kitaplarında sadece bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda bize unutmaya ne kadar meyilli bir toplum olduğumuzu da hatırlatıyor. Çok yakın geçmişte yaşanmış olayların bile sanki hiç yaşanmamış gibi sessizce ortadan kaybolabilmesi korkutucu. Belki bu biraz hayatta kalma içgüdüsü, biraz adaptasyon. İnsan zihni bazen devam edebilmek için unutuyor. Ama unutulan her şeyin geri dönme ihtimali de var. Livaneli’nin cesur bulduğum yanı tam olarak burada başlıyor: Rahatsız edici şeyleri konuşmaktan çekinmiyor. Bu yüzden Bekle Beni’yi okurken aslında çok seveceğimi düşünmüştüm. Ana fikri güçlüydü, arka planı güçlüydü, anlattığı dönem çok ağır ve çok önemliydi. Ama ne yazık ki kitabın işleniş biçimi beni ikna edemedi. Ben bir roman okurken yalnızca “önemli bir konu” okumak istemiyorum. Eğer sadece anlatılan dönemi ve politik arka planı öğrenmek istesem makale ya da belgesel de okuyabilirdim. Romanın taşıması gereken başka bir yük var: karakter, derinlik, ilişki, duygu geçişi, inandırıcılık… Ve Bekle Beni bunların çoğunda bence çok yüzeyde kaldı. En büyük problemim karakterlerleydi. Özellikle Leyla ve Selim ilişkisine asla inanamadım. Birbirlerini gerçekten tanımadan, doğru düzgün vakit geçirmeden, birkaç sahne içinde “büyük aşk” seviyesine ulaşıyorlar. Kitapta konuşmalarının çoğu havadan sudan şeyler olmasına rağmen bize ömürlük bir bağ sunuluyor. Ben bu aşkın oluşumunu hissedemedim. Bağlılık olabilir, alışkanlık olabilir, gençlik özlemi olabilir ama “büyük aşk” hissi bana geçmedi. Üstelik zaman akışı da çok kopuktu. Leyla’nın Selim’i askerde özlediğini okuduğumuz mektuplardan hemen sonra Selim’in
Duygu ve Düşünce
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,2bin okunma
Reklam
Reklam