Avrupa'da bir verem kliniğine tedavi olması amacıyla gönderdiği Fikriye, Mustafa Kemal'in Lâtife ile evlendiğini duyar duymaz İstanbul'a dönmüştü. 6 Mart 1923'te hâlâ Itilaf
En önemli şey, denemek ve hayatın tadını çıkarmak. Çünkü ne zaman biteceğini bilemiyoruz. Sabah uyandığımda ütü yapmak ile göl kıyısına gitmek arasında bir seçim yapmak durumundaysam, göl kıyısına gitmeyi tercih ediyorum. Çünkü o gün ölüverirsem hayatımın son gününü ütü yaparak geçirdiğimi fark ederek ölmek çok üzücü olur.
İnancı öylesine güçlü, dini öylesine bütün ki, korkusuna rağmen tutkulu bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Cesaretin gerçek tanımı bu mu? Korkuya rağmen harekete geçmek mi? İnancının ve kalbinin emirlerine uyup çağrıldığımız savaşa gitmek mi? Bana öyle görünüyor. Korkunun olmadığı yerde, cesaret nasıl olur?