Gitmek gerek bazen.
Hem gitmek her zaman, gerçekten gitmek demek değildir ki? Kendine gelmen demektir. Eğer kendine gelemiyorsan "o"ndan gitmelisin...
Zaten onda mutlu olabilecek olsaydın, gidecek yer aramak zorunda da kalmazdın. O yüzden, biraz gitmelisin ondan. Ta ki kendine gelinceye kadar...
"Ortalık iyice karardığında, etraftakiler seçilmez olduğunda, birileriyle yüz yüze gelecek istek kalmadıysa içinde, artık gitmelisin. Bakışlar iyice bulanıklaştığında gitmek gerek; başka coğrafyalara, başka sokaklara, gökyüzünün henüz aydınlık vermeye devam ettiği yerlere.
Bu kent üzerine çullanıyorsa sabah akşam ve ağırlığı, adımlarını günbegün yavaşlatıyorsa gitmelisin.
Direngen adımlarla, kalbini yormak pahasına, başka sokaklarda yürümelisin.
Sana ait her şey zamanla tükeniyorsa gitmenin vakti gelmiş demektir. Tükenmesinden korktuğun birkaç şey kaldıysa, geride bırak. Kalbinden başka ağırlık olmasın üzerinde.
Geride bıraktıkların, uzaklarda bir gece vakti yaktığın sigaranın dumanıyla çoğalsınlar hayatında. Hasret olsunlar, yitirmek olsunlar. Bir hayal olup gecene dolsunlar.
Git ve giderken bakma sakın. Kalanlara, ardından bakanlara, ardından seslenenlere...
Geride kalan birkaç kişinin gözlerine bakma sakın.
Bakarsan gidemezsin. Gözlerinden çekip alamazsın kalbini. İnsanın kalbi, en çok sevdiklerinin gözlerinde kalır.
Geride kalanların gözlerine bakmamalısın. Bir bakarsan ateş ruhunu yakar. Adımların yavaşlar, gidemezsin..."
Hayallerimizin peşinden gitmek zormuş gibi davranmak isteriz. Esas zor olan ise açılacak birçok kapıdan geçmemektir. Hayalinizi bir kenara bıraksanız da dönüp yine size gelecektir. Peşinden gitmeye yeniden karar verirseniz, ikinci bir gizemli kapı ardına kadar açılacaktır. Evren, destek vermekte cömerttir. Bizler, kabul etmekte cimriyiz. Bedava geldi diye kusur arar, gönderene iade ederiz. Başarısızlıktan korktuğumuzu söyleriz ancak asıl korktuğumuz şey başarı ihtimalidir.
Bir hayale doğru küçücük bir adım atın ve eşzamanlı kapıların hızla açılmasını izleyin. Ne de olsa, görmek inanmaktır. Deneylerinizin sonuçlarınızı görünce bana inanmanıza gerek kalmayacak. "Sıçra, ağ belirecektir," özdeyişini anımsayın. W. H. Murray The Scottish Himalayan Expedition (İskoç Himalaya Seferi) kitabında keşif deneyimini şöyle anlatır:
"Kişi kendini adayıncaya kadar duraksama, geri çekilme olasılığı ve her zaman verimsizlik söz konusudur. Tüm girişimci [veya yaratıcı] eylemleri ele alırsak, bilinmediği takdirde sayısız fikri ve muhteşem bir planı öldürebilecek tek bir temel gerçeklik vardır: Kişi kendini tamamen adadığı anda Tanrı da harekete geçer.
Aksi takdirde gerçekleşmeyecek her türlü şey, kişiye yardım etmek için gerçekleşir. Alınan karardan bir dizi olay ortaya çıkar ve hiç kimsenin ihtimal vermeyeceği her türlü olayı, bir araya gelişi ve maddi yardımı kişinin yoluna çıkarır."
Şair olmak için şiir yazmaya ne gerek? Müzisyen olmak için notaları bilmeye ne gerek? Cennete gitmek için dindar olmaya ne gerek? İşte cennet, gözleri görene. Sende görecek göz yoksa yerde de gökte de cenneti
bulamazsın.
Şüphesiz, Grek felsefesiyle Hristiyanlığın ilişkisi, genellikle kabul edildiği gibi, daha IV. Incil'de, yani Yuhanna İncili'nde kurulmuştu. Bu İncil’in baş tarafında, Kelâm'ın (Logos) her şeye önceliğinden ve her şeyin ilkesi olmasından söz ediliyordu. Bu Kelâm felsefi bir kavramdı ve Stoacılığa ait idi. Fakat bu ilişki daha ziyade, felsefeden kavramlar ödünç almakla sınırlıydı. Oysa az önce söylediğimiz gibi gerek panteizmi ve sudûrculuğu reddetmek, gerek felsefeyi yeni din içinde eritmek, gerekse onu Hristiyanlığın savunması amacıyla kullanmak için, bunun ötesine gitmek ve felsefeyle daha sıkı bir işbirliği yapmak gerekiyordu.