Zor geliyor yaşamak. ince bir çizgi arasında gidip geliyorum. Çizgiyi çekecek zaman gelmiyor, gelmiyor… Sanırım gitmem gerek. Gitmesine giderim de, vedaları sevmem ki… Kimseyi yüzüstü bırakıp gitmek istemem.
Gerçi kimi bırakacaksam…
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar.
Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı.
Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi.
Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
Birden bir şey olsa
çıksak vakitten, kopsak bu yerden.
Gitsek, kurtulsak en baştan
mesela kendimizden.
Bir çocuk gibi, hesapsız
bir fırıldak çevirsek, düşse Atlas
dağılsa bu yük, düşünmesek.
Bir deli, zır
Bir şehri yaksak, kurayla.
Düşleri yüklenip bir sürüye
-Bir kuşun tırnağındaki toz gibi- gitsek.
Tavusun kuyruğundan bir kayığa
düşsek bir başımıza
o korkunç engin,
yutulsak tonlarca balık, beraber
insek geniş mahzenlere, kalsak bir fener.
Aldığımız nefes de dursa
Bakarken rengarenk bir kuşağa.
Güneş bu şafak doğmasa
Düşse bir yıldızın peşine
Biz bize kalsak, biz bize...
Nehirler yatağından taşsa
Bir bardak kırılır gibi ince bir dokunuş
Ve bir fırtına ruhumu alıp içine, en derine.
"Sürekli suyumuza giden neoliberal tüketim kültürü, insanları aptallaştırmaktan ve tembelleştirmekten başka bir şey yapmıyor. Bir şeyler öğrenmek isteyenlerden bir zahmet dizlerini kırıp kendilerini biraz zorlmalarını istemek, özel okullara on binlerce lira akıtılan bir ülkede çok da ileri gitmek olmasa gerek. Eğitimin evde başladığını hatırlatırsak hele..."