kitap arka yazısı
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 16:20
“Bu hikâyeyi bitirdikten sonra ne yapmam gerek? Ne yapmalıyım? Nereye gitmeliyim? Polise gidip her şeyi itiraf edebilirim. Bir rahip bulup günah çıkarabilirim. Ben bir insan yedim. Bu bir suç mudur?” Bir kadın âşık olduğu adamın sokak ortasındaki cansız bedeniyle karşılaşır, o an zaman durur. Kadın, adamın cesedini eve taşıyıp o malum işe koyulmak üzere oturana dek dünya sessizdir. Yaşananların sarsıntısı bu dünyayla sınırlı kalmaz, adamın kendi cenazesini izlediği öteki tarafa kadar uzanır. Biri ölü, biri hayatta iki sevgili; herkesi iliğine kadar sömüren bir düzende, canları çıkana dek çalışarak geçen bir ömrün yasını birlikte tutar. Ancak vakit dolmuştur. Kadın, aşkını çoktan yemeye başlamıştır bile. Kapitalizmi kendi vahşi oyununda alt edecek ve ruh eşini, yeniden can bulabileceği tek yere -kendi bedenine- defnedecektir
Duygu ve Düşünce
AçlıkChoi Jin-young · İthaki Yayınları · 2026366 okunma
don kişot
Puan vermedi·624 syf.··
2026 154. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 17:37
Don Kişot, dünya romanının en etkili eserlerinden biridir, bilen bilir. İlk bakışta yaşlı bir şövalyenin hayal dünyasına kapılışını anlatan mizahi bir macera romanı gibi görünse de, aslında insanın gerçeklik ile hayal arasındaki çatışmasını derin bir şekilde işler. Kişilerin gerçekliği ile dünyanın gerçekliği dahası gerçeklik algısının kişiden kişiye değişimi ve nihayet izafiyet teorisi.. Zorlasak olacak gibi, Anştayn'ın kulaklarını çınlatacağız. Cervantes tarafından 17. yüzyılda yazılan eser, modern romanın başlangıcı sayılmaktadır. Öncesi yok mu var tabi. İşte Cervantes öncesi Amadis de Gaula gibi şövalyelik hikayeleri veya 11. yy. da kaleme alınmış Genji'nin Hikayesi gibi bir çok ürün var Don Kişot'tan daha önce ama bir Şekilde Don Kişot modern romanın başlangıcı sayılır ( 17. yy.). Romanın başkahramanı Don Kişot, şövalyelik hikayeleri okuyarak gerçek dünyadan kopmuş bir adamdır. Kendini gezgin şövalye ilan eder ve paslı zırhıyla adalet dağıtmaya çalışır. Ancak onun kahramanlık sandığı olaylar çoğu zaman trajikomik durumlara dönüşür. Yel değirmenlerini dev sanarak saldırması, romanın en bilinen sahnesidir ve insanın kendi hayalleri uğruna gerçeği nasıl değiştirebildiğini simgeler. Don Kişot'un “koyun sürüsüne saldırma” sı, romanın en önemli bölümlerinden biridir çünkü Don Kişot’un gerçeklik algısını ve Cervantes’in toplum eleştirisini açık biçimde ortaya koyar. Sahnede Don Kişot, uzaktan yaklaşan iki koyun sürüsünü büyük ordular olarak görür. Ona göre bu sürüler, birbirine saldırmak üzere olan düşman askerleridir. Hatta orduların komutanlarını, savaş düzenlerini ve kahramanlık hikayelerini ayrıntılarıyla anlatır. Oysa yanında bulunan Sanço Panza gerçeği görmektedir: Ortada yalnızca koyunlar vardır. Sanço ne kadar uyarsa da Don Kişot kendi hayal dünyasına
Don Kîşot - Cilt 2Miguel de Cervantes · Doz Yayınları · 2011347 okunma
Reklam
Bilimin Büyüsü Değil, Merakın Ateşi
Puan vermedi·160 syf.··
2026 115. kitabı
Okuduğum tarihi not almadığım ender kitaplardan biri ama bende bıraktığı etkiyi hatırlamam için tarih bilmem gerekmeyen kitaplardan biri oldu. Açık konuşayım, bu kitabın adı “Bilimin Büyüsü” ama rahatlıkla “Celâl Şengör’ün Büyüsü” de olabilirdi; çünkü adam ne yazsa okunuyor hissi oluşuyor insanda. Celal Şengör’ün bu kitapta 2017–2018 yılları arasında yazdığı yazıların bir araya getirildiğini biliyoruz ama metinler birbirinden kopuk değil, aksine düşünsel bir süreklilik taşıyor. Özellikle “İnsanın tek silahı: akıl”, “Doğruyu aramanın yolu: eleştiri” ve “Çelişkilere çare aramanın lezzeti: bilim” gibi başlıklar kitabın omurgasını oluşturuyor ve aslında bize bilimin yalnızca bilgi değil, aynı zamanda bir yöntem ve zihniyet meselesi olduğunu hatırlatıyor. Akademik açıdan bakarsak, bu eser bilim tarihine giriş niteliğinde, yer yer popüler bilim sınırlarında dolaşan ama temelde epistemolojik bir farkındalık yaratmayı amaçlayan bir metin olarak değerlendirilebilir. Kitabın en hoşuma giden taraflarından biri, yalnızca teorik bilgiler sunmaması; dünyada bilimle ilgili görülmesi gereken müzelerden bahsederek okuru somut bir keşif yolculuğuna da davet etmesi. Bunun yanında Anaksimandros’tan Cuvier’ye uzanan geniş bir perspektifle, bilimin tarihsel evrimini sade ama etkili bir dille aktarıyor. Şengör’ün anlatımındaki o heyecanı, o tutkuyu satır aralarında hissetmemek mümkün değil; hatta insan okurken “ben de bu işin peşinden gitmeliyim” duygusuna kapılıyor. Leibniz örneğinde olduğu gibi, bilimin bazen nasıl bastırıldığını ya da geciktirildiğini görmek de ayrı bir farkındalık yaratıyor. Öte yandan Osmanlı ve doğu toplumlarında bilimin neden yeterince gelişmediğine dair yaptığı tespitler, katılırsınız ya da katılmazsınız ama sizi düşünmeye zorlayan bir taraf taşıyor. Kitabın sonunda
Popüler Bilim
Bilimin BüyüsüCelâl Şengör · İnkılap Kitabevi · 2019717 okunma
Puan vermedi·425 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
"Bir sabah uyanıyorsun ve bildiğin her şey gitmiş... " @uuslu.serkann kitabı #gidemeyiş te David'in hikayesi tam olarak böyle başlıyor.... David, aslında kelimelerin efendisi yani bir yazar. Kendi kabuğunda, ailesiyle o huzurlu, sessiz hayatını yaşayan biri. Ama bir sabah, o sessizlik korkunç bir haberle parçalanıyor: Ailesini bir trafik kazasında kaybediyor. Bir yazar için en büyük boşluk kelimelerin bittiği andır ya; işte David tam o noktada... Anılarla dolu o eve daha fazla bakamıyor ve 'gitmeliyim' diyor. Ama bu gidiş, David’in planladığı gibi bir 'iyileşme seyahati' olarak kalmıyor. Bulgaristan’dan Türkiye’ye uzanan bu yolda David, bir yandan kalbinin küllerinden doğmasını sağlayan o aşkla tanışırken; bir yandan da yazar zihninin o durdurulamaz şüphesiyle sarsılıyor: 'Ya bu kaza bir tesadüf değilse?' İşte hikaye burada vites yükseltiyor. David, bir yandan aşkla yaralarını sarmaya çalışırken, diğer yandan kalemi bırakıp bir dedektif gibi o karanlık geçmişin izini sürmeye başlıyor. Huzur ararken kendini gizemli cinayetlerin ve her adımı bilmecelerle dolu bir polisiye sarmalının içinde buluyor. O yazar hassasiyetiyle her detayı inceliyor ama karşılaştığı gerçekler, yazdığı hiçbir kurguya benzemiyor. Yani Gidemeyiş, sadece bir yas hikayesi değil; içinde hem naif bir aşkı hem de 'katil kim?' dedirten o sert polisiye gerilimi barındıran tam bir ters köşe romanı. David’in de dediği gibi; ne kadar uzağa giderseniz gidin, bavulunuzda her zaman geçmişinizi taşırsınız...
GidemeyişSerkan Uslu · Evrensel Kültür Yayınları · 202537 okunma
Emek dolu bir inceleme
Puan vermedi·320 syf.··
2026 20. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 00:12
Semerkant üzerine (spoiler içerir) Baştan uyarayım, bu yazı spoiler içeriyor. Çünkü bu kitap öyle uzaktan konuşulacak gibi değil. Bir yerden sonra ister istemez içine giriyorsun. Kitap boyunca önemli birçok kişinin adı geçiyor ve bu bile başlı başına merak uyandırıyor. Zaten daha ilk sayfalardan itibaren insan “ben ne okuyorum?” demekten çok “ben kimleri tanıyorum?” diye düşünmeye başlıyor. Mesela 77. sayfada İsfahan’ı öyle bir tarif etmiş ki, okurken bir an gidip gelmiş gibi oluyorsun. Hatta merak edip açıp fotoğraflarına bakma isteği geliyor. Aynı şey Semerkant için de geçerli. Kitap bittiğinde insanın aklında hikâyeden çok “ben buralara gitmeliyim” düşüncesi kalıyor. Semerkant başta olmak üzere ileride gitmek istediğim birçok yer oldu kitap sayesinde. Ama şunu baştan söylemek lazım: Eğer hızlı akan, net bir olay örgüsü arıyorsan bu kitap sana biraz uzak, hatta parçalı gelebilir. Ama satır aralarında dolaşmayı seviyorsan, bu kitap sana sessizce yaklaşır ve sonra birden içine yerleşir. Bu roman bağırmaz. Fısıldar. Ama söyledikleri uzun süre susmaz. Kitapta dönemin en ünlü ve önemli şahısları anlatılıyor, bu da bence merak uyandırıyor. Diyebiliriz ki bu kitaptan keyif almak için biraz da tarihi sevmek gerek. Çünkü bu sadece bir roman değil, tarihle edebiyatın aynı masaya oturmuş hali. İçinde Ömer Hayyam , Hasan Sabbah, Nizamülmülk gibi gerçekten yaşamış, dönemi şekillendirmiş insanlar var. Bu da hikâyeye “kurgu” hissinden çok “yaşanmışlık” ağırlığı veriyor. Melikşah ve Terken Hatun da bu dünyanın önemli parçaları. İkinci zaman diliminde ise Benjamin O. Lesage ve Şirin devreye giriyor. Bu kadro zaten kitabın damarını oluşturuyor. Özellikle ilk üçlü var ya… (Hayyam, Sabbah, Nizamülmülk) romanın en yoğun, en çarpıcı kısmını taşıyor. Bir de Marco Polo, Nebukadnezar II
Duygu ve Düşünce
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
10/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
İnsanların kaderine üzülmeyi bırakalı yıllar olmuştu, neticede yaradan ben değildim, üzülmek çözüm değildi. Ta ki Acibe’nin yaralarına dokunana kadar… Nefis bir kurgu olmasının dışında, insanlığın hep kanayan yaralarına dokunması ürkütücü derecede gerçek . Pek çok şeyle tatlı tatlı yüzleştirip sarsıp geçti. Hep savunduğum herkes anne olmamalının gerçeğini okumak üzücü. Zorbalığın küçücük bir kalbi nasıl paramparça ettiğine içli içli ağlarken, bazı genç adamları alnından öpesim geldi. Aslında hayat hiç karmaşık değil. İyi insan olmak öyle kolay ki kötülük yapmak daha zor ve yıpratıcı. Bazı etik değerleri yok saymak bir aileyi paramparça bir enkaza çevirirken aynı okla yaralanan iki küçük kalp birbirine şifa oluyor biri yorulana kadar. Trajikomik sonu okuyunca içten bir: “Oh be!” demedim dersem yalan olur. Esra’m sen hep yaz, kelimelerin bitmesin 🩵 Ben dün gece kendi isteğinle öldüm. Yaşayan her insan kadar pişman ve ölen her insan kadar eksik işte. 🩵 Ben bir kere öleceğim, ya yaşayanlar, bir intihar kaç ölüm? 🩵Öyle sıradan, öyle herkes gibi öyle yabancı… 🩵 Sandım lakin sanmak ne fena bir cadı. Her şeyi yoluna koydum dediğim anda böyle pat diye bir cenazede buldum kendimi. Beni ittiğin kuyudan ölmeden çıkabilecek miyim acaba? 🩵 Parasının yettiği her şey kadardı annem. 🩵 Sevmek büyük imtihan. 🩵 Şimdi gitmeliyim. Günün birinde ‘benden bu kadar’ diyebilecek miyim diye düşünür dururdum. İşte şimdi diyorum Nazenin, ‘benden bu kadar’. Beni hep yüreğinde taşımanı istemiyorum çünkü yürekte taşınanların bir yük olduğunu kepaze bir yaşam sürerek anladım. Sen beni anla ve hatırına geldiğim vakitlerde gülümse kafi. Biliyor musun, seni çok özledim… 🩵 Parçalarıma ayrıldım ve sonra yanlış yerden birleştim. 🩵 Birdendire altüst olan dünyamın, altı mı üstünden daha
Bir İntihar Çok ÖlümEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2026481 okunma
Reklam
Reklam