Don Kişot, dünya romanının en etkili eserlerinden biridir, bilen bilir. İlk bakışta yaşlı bir şövalyenin hayal dünyasına kapılışını anlatan mizahi bir macera romanı gibi görünse de, aslında insanın gerçeklik ile hayal arasındaki çatışmasını derin bir şekilde işler. Kişilerin gerçekliği ile dünyanın gerçekliği dahası gerçeklik algısının kişiden kişiye değişimi ve nihayet izafiyet teorisi.. Zorlasak olacak gibi, Anştayn'ın kulaklarını çınlatacağız. Cervantes tarafından 17. yüzyılda yazılan eser, modern romanın başlangıcı sayılmaktadır. Öncesi yok mu var tabi. İşte Cervantes öncesi Amadis de Gaula gibi şövalyelik hikayeleri veya 11. yy. da kaleme alınmış Genji'nin Hikayesi gibi bir çok ürün var Don Kişot'tan daha önce ama bir Şekilde Don Kişot modern romanın başlangıcı sayılır ( 17. yy.).
Romanın başkahramanı Don Kişot, şövalyelik hikayeleri okuyarak gerçek dünyadan kopmuş bir adamdır. Kendini gezgin şövalye ilan eder ve paslı zırhıyla adalet dağıtmaya çalışır. Ancak onun kahramanlık sandığı olaylar çoğu zaman trajikomik durumlara dönüşür. Yel değirmenlerini dev sanarak saldırması, romanın en bilinen sahnesidir ve insanın kendi hayalleri uğruna gerçeği nasıl değiştirebildiğini simgeler.
Don Kişot'un “koyun sürüsüne saldırma” sı, romanın en önemli bölümlerinden biridir çünkü Don Kişot’un gerçeklik algısını ve Cervantes’in toplum eleştirisini açık biçimde ortaya koyar.
Sahnede Don Kişot, uzaktan yaklaşan iki koyun sürüsünü büyük ordular olarak görür. Ona göre bu sürüler, birbirine saldırmak üzere olan düşman askerleridir. Hatta orduların komutanlarını, savaş düzenlerini ve kahramanlık hikayelerini ayrıntılarıyla anlatır. Oysa yanında bulunan Sanço Panza gerçeği görmektedir: Ortada yalnızca koyunlar vardır. Sanço ne kadar uyarsa da Don Kişot kendi hayal dünyasına