Zihnin tarihinde, bir insan için meydana gelen ahlaki bir kendini yok edişin, karşıtlıklardan böylesine verimli bir ideal yaratmanın benzer bir örneği yoktur. Kendi kendinin şehidi olarak Dostoyevski kendini çarmıha germiştir: İnancı kanıtlamak için bilgisini, sanat yoluyla yeni insanı yaratabilmek için bedenini, umumiyet uğruna kendi benliğini. Daha mutlu, daha iyi bir insanlık doğabilsin diye kendi batışını hazırlamıştır, diğerlerinin mutluğu uğruna bütün acıları üzerine almıştır. Altmış yıl boyunca kendini içindeki karşıtlıkların geniş aralığına germiş, varlığının bütün derinliklerine gömülmüştür ki Tanrı’yı ve böylece de hayatın anlamını bulabilsin. Bir yığın bilgiyi yeni bir insanlık için feda etmiştir ve bu yeni insanlığa en derin sırrını, en son formülünü, en unutulmaz sözünü söylemiştir: “Hayatı hayatın anlamından daha çok sevin.”
Geriye bakıldığında anlaşılır ancak onun sert bir çekiçle dövüldüğü, çünkü ondan ebedi bir eser meydana getirilmek istendiği, muazzam olana uygun olmak için muazzam olmak gerektiği.
Sayfa 91 - İş Bankasi Kültür Yayinlari·Kitabı okudu
...Biraz sonra Tour Eiffel’ in asansörü kayarak, onun örselenmiş vücudunun bu sonsuz taş ortamına indirecekti. Orada, yeniden, meçhul bir elin satranç tahtası üstünde oynattığı bir paytak gibi kendi iradesi haricinde birtakım hareketler yapmıya mahkûm olacaktır. Niçin yürüdüğünü ve nereye gittiğini bilmeden birtakım meçhul yollarda şaşkın şaşkın dolaşacaktır. Yorulmadan oturacak, acıkmadan yiyecek, susamadan içecek; görmeden bakacak ve işitmeden dinleyecektir. Bir büyük şehrin kalabalığı içinde hiç kimseyi tanımayan, hiç kimsenin tanımadığı bir yabancının mağmum [gamlı, üzüntülü] bir hayaletten farkı ne! Doktor Hikmet, kendi kendine: “Meğer asıl sürgün bu imiş!” diyordu.
Milyonlarca kişilik bir insan yığını içinde, kim olduğu, nereden geldiği, nereye gideceği, ne yaptığı, ne yapacağı hiç bilinmeyen; daha doğrusu, hiç kimsenin vazifesinde olmayan yalnız ve garip bir adam... Ne adı o diyarın kütüğünde yazılı, ne bir mahallede kaydı var? Ne bulunduğu cemiyete karşı bir vazife ve mesuliyet taşır, avare bir mahlûk. Sokakta yanından gelip geçenler ona başlarını çevirip bakmazlar bile. Bakanlar da istihfaf veya istiğrabla [küçük görerek ya da garipseyerek] bakarlar. Günlerce ne bir ahbabın selamını alır, nedir ahbaba selam verir. Derdi olduğu vakit kendi kendine konuşmaya mecburdur. Ve her sabah, gözlerini açınca, o günü nasıl geçireceğini endişe ile düşünür... Bütün manasiyla hürdür. Fakat bu hürriyeti nasıl istimal edeceğinde [kullanacağında] mütehayyirdir [şaşmış, şaşırmış]. Kapalı hazinelerinin içinde altınlarını kemire kemire ölen masaldaki zengin gibi esaretten daha sert bu beyhude hürriyeti bir pıranganın demirleri gibi sürüklemektedir. Esaret... Lâkin bir esir bir kimsedir, bir şahsiyettir. Bir esirin hüviyeti bir hapishanenin defterinde yazılıdır. Hücresinin önünde