Aylin Balboa yı çok severim. Belki de en çok, kendini sakladığı cümleleri seviyorum.
Yazdıklarının altındaki duyguları, söylenmeyenleri, satır aralarına bıraktığı o kederi hissetmek hem içimi acıtıyor hem de ona yakın hissettiriyor.
Belki bakış açısı, belki duyguları, belki de kederinin ardından dünyaya baktığı o yer... Bana hiç yabancı gelmiyor.. Ben de oradayım.
Öyle ki bazen onu tanıyormuşum gibi hissediyorum. Bu yüzden ne yazsa dönüp okuyorum. Benim için kaleminin ayrı bir yeri var.
Bu öykü kitabında Ateş Sönene Kadar'da özellikle kitaba adını veren 'Ateş Sönene Kadar 'öyküsünü çok etkileyici buldum. Hatta utanmasam bütün öyküyü buraya taşıyacaktım, sırf altını çizdiğim cümleleri paylaşabilmek için...
Açıkçası Adana'da Piç Olmak kitabını elime aldığımda bu kadar şaşıracağımı düşünmemiştim.
Dışarıdan bakınca herkesin gıpta ettiği, masallardaki gibi bir hayat yaşıyor sandığımız bir ailenin içinde neler yaşanmış neler...inanılmaz!
Miras kavgaları, dışlanmalar, ötekileştirmeler, "piç" ilan edilmeler... Bazen bir anı kitabı okuduğumu unutup adeta bir Türk filmi izliyormuş gibi hissettim.
En çok da para ve miras uğruna insanların ne kadar gözünü karartabildiğini görmek rahatsız etti beni. Pis oyunlar, hesaplar, yokedilen hayatlar... Sayfalar boyunca para hırsının insanları ne hale getirebildiğine tanık oluyorsunuz.
Merak uyandıran, şaşırtan, zaman zaman öfkelendiren ama en çok da insanın içini burkan kendi tabirleiryle öteki Sabancı Sevgi Sabancı nın kaleme aldığı bir anı kitabını üzüntüyle bitirmiş oldum.
Mark Twain ilk kez okudum .Yazım tarzını çok sevdim oldukça sade, akıcı ama bir o kadar da zekice.
Mizahı, hicvi ve ironiyi öyle ustalıkla kullanmış ki okurken hem bol bol gülümsedim hem de satır aralarında anlatmak istediklerini düşündüm.
Özellikle; Adem'le Havva'nın Güncesi ve Seçme Öyküler deki ilk hikaye olan "Havva ve Adem'in Günceleri ile Şeytan'ın Güncesi" ni büyük bir keyifle okudum . Bazı okurlar bu hikayeleri cinsiyetçi bulabilir ancak bence Twain'in yaptığı tam tersine, kadın ve erkek ilişkilerine dair kalıplaşmış düşünceleri ironiyle eleştirmek.
Tüm hikayelerde gördüğüm şey Mark Twain ın insanın zaaflarını, toplumun ikiyüzlülüklerini ve günlük hayattaki küçük saçmalıkları zekice iğneleyen bir yazar olduğu.
Operadaki Hayalet bitirdiğimde aklımda kalan şey ne Christine ile Raoul'nun aşkı oldu ne de operanın gizemli koridorları... Benimle kalan, Erik'in yalnızlığıydı.
Okuma boyunca aklıma sık sık Frankenstein ya da Modern Prometheus ve v Canavar kitapları geldi. Çünkü "canavar gerçekten kim?" sorusu kafamda dönüp durdu.
Paris Operası'nın atmosferi, gizli geçitleri ve karanlık koridorları büyülü ve gotik bir hava katıyor. Üslup fazla teatral ve melodramatik gelmiş olsa da 150 sayfa gibi bir okumadan sonra karakterlere alıştım ve aktı gitti hikaye .
Son sayfayı kapattığımda ise geriye hüzün kaldı .Erik benim için bir hayaletten çok, insanlığın en yalnız yerinde yaşayan bir adam olarak kaldı.
Okumak isteyenlere keyifli okumalar!
Gaston LerouxOperadaki Hayalet
Chuck Palahniuk' den okuduğum ikinci kitap olan Dövüş Kulübü sadece bir sistem eleştirisi değil, aynı zamanda insanın kendi içindeki boşlukla yüzleşmesinin de konu edildiği bir hikayeyi anlatıyor . öfke, nihilizm ve kaos üzerine kurulu bir atmosferi olduğundan herkesin seveceği bir kitap olduğunu düşünmüyorum . Ancak alışılmışın dışında, düşündüren ve rahatsız etmekten çekinmeyen kitapları seviyorsanız şans verilebilir. Finaliyle de uzun süre zihinde yer eden kitaplardan biri.