Bunları anladıysan, anlamışsındır ki bütün âlem zâhirî-basarî ve bâtınî-aklî nûrla dopdoludur. Ayrıca süflî nûrlar, nûrun kandilden yayılması gibi birbirinden çıkıp yayılırlar. Kandil, nebevî-kudsî ruhtur. Nebevî-kudsî ruhlar, ışığın kandilden doğması gibi ulvî ruhlardan kaynaklanır. Ulvî ruhlar da varlığını birbirine borçludur, tertipleri de makamar şeklindedir. Hepsi nûrların nûru, kaynağı ve menbaına yükselirler. Bu ise ortağı olmayan tek Allah'tır. Diğer bütün nûrlar ödünç alınmıştır, hakikî olan O'nun nûrudur. Her şey O'nun nûrudur, hatta O her şeydir. Diğer varlıkların nûrluluğu ancak mecaz yoluyladır. Öyleyse O'nun nûrundan başka nûr yok,diğer nûrlar bizzat değil, bağlılık cihetiyle nûr sayılırlar. Vecih sahibi her şeyin vechi O'na yöneliktir: "Nereye dönerseniz Allah'ın vechi oradadır." O hâlde O'ndan başka ilah yoktur; çünkü ilah, kulluk ve uluhiyet bakımından yüzlerin - yani kalp yüzlerinin, çünkü nûrlar bunlardır - kendisine çevrildiği Zattır. O'ndan başka ilah olmadığı gibi O'ndan başka O da yoktur.