Hayatın her zaman iniş ve çıkışları var o telaşla da hayata yerleşmeyi beceremiyor insan. Hep göçebe bir hayat. Hiçbir yere ait olamama hissi. İlişkilerde gezinme hali. Sanki birisi içimizdeki o boşluğu dolduracak gibi ama bu değil yani. Buna Budistler susamış insana deniz suyu içirmek gibi derler…
Kendimize yerleşemiyoruz ki hayata da yerleşebilelim. İnsan kendi ile bağı koparsa savrulur. “Peki ne yapalım?” sorusuna bir reçete yok ama reçeteye yazılabilecek birkaç kalem var. (Duygusal ihtiyaçlarını yok saymamaları bunun içinde bir repertuar gerekiyor tabi. Duygularının adını koyabilmek gibi. Bedenden gelen sinyalleri almaya başladığın zaman okumaya başlarsın kendini; ikincisi de içimizdeki kötü sese alternatif kulağımızı daha şefkatli bir sese çevirmek.
Psikolojik Danışman Serdar ÇANKAYA – Prof. Dr. Zeynep ÇANKAYA
Ruhumun Toprağı
İnan bana sevgilim,
Sadece kelimelerde değil, sükûtun gölgesinde bile seninim…
Al ruhumun toprağını, kendi ellerinle yoğur,
İster nefesinle can ver, ister kalbine katıp baştan yarat;
Yıkıntılarımdan kendine yepyeni bir "ben" inşa et.
Al, dökülen her yanımı,
Savrulan her zerrem senin.
Sanki asırlardır göçebe bir ruhmuşum da,
Bu dünyaya yalnızca senin adını bulmak için fırlatılmışım…
Hiçbir yere ait olmamış, hiçbir yoldan geçmemişim gibi,
Zamanı yendim ve senin kalbinin o son durağında durdum.
Al beni, haritaların bile bilmediği o uzaklara götür.
Zamanın ve mekânın silindiği o sessizlikte,
Sadece senin sesin, sadece ikimizin ruhu olsun.
İstediğini yap bana,
Dilediğin gibi karıştır ruhumu;
Çünkü bu eksik ruh,
Ancak senin sesinin suyunda canlanır.
Ancak sana karıştığında ebedi cennetine ulaşır…
Nilgün Marmara'nın Defterler kitabında geçen kitaplar:
John Berger'ın G romanı (çüktüf [fiktif ile kurulmuş hoş bir
sözüm] bir roman!) Elsa Morante'nin Endülüs şalı Öyküleri, bir enfantilenin öykü kurmaca oyunları.
BFS yayınları Çeviri Dergisi ve Dün ve Bugün Felsefe: "[Çeviri] kitaplar çok önemli yazılar var - Rilke, Bachmann şiirleri, G. Deleuze'ün "Göçebe Düşünce" yazısı, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'1.
Cüce Nedim Gürsel'in cüce bulup buluşturmaları "Yerel Kültürlerden Evrensel'e"ymiş...
Jean Anouilh'in çoktan çöpe atılması gereken oyunu Becket. ve iyi ki yanımda getirdiğim Rimbaud, Char, Celan, Rilke, Kafka su serpiyor. Iris Murdoch'ın The Sacred and Profane Love Machine adlı bir romanı. Bu okuduğum en yalınkat ve matrak İrisanım romanı.
Rosalind Coward-John Ellis'in Dil ve Maddecilik'i. Çok yoğun ve gerekli bir özet.
Freud'un Totem ve Tabu'su. Canım Viyana'lı öyle !alçak!gönüllü ve açık ki... Daha çok yüzyıllar diller düşünceler müzesinde rafı duracak. Freud
Bedrettin Cömert'in "Croce'nin Estetiği" şu sıra okuduğum, kuşkuyla izliyorum nereye bağlanacak bilmiyorum sonunda, sağlam bir kazığa mı yoksa kırılgan bir dala mı?
Bir de senin kayranla bana ulaşan dergiler göreceli ayakta tutuyor ve bu arada oyun savsaklanıyor, sarsaklaşıyor, zaten TEKTÜK perdeli bir parodi aslında. Öykü durdu, bazen şiir -bazen Poème en Prose'umsu fragmanlar- böyle işte, Emelciğim teğelleniyoruz.
S.166
Çöl bitiştirildiğinden bu yana zehir zıkkım okuma, pis alışkanlık, uyuşturucu yatırımı:
G-John Berger (hıyarının) çüktüf romanı. Heyecanlı sürükleyici!!
Endülüs şalı - Elsa Morante enfantile'nin (superlative'leri çok iyi kullanan, 8 yaşında ölen kuzen Veranzio hariç) çocuksu öykü kurmaca oyunları. Bok bile daha kolay yenir yutulur. Neyse ki Çeviri Dergisi (BFS, kitap 1, 985), Dün ve Bugün Felsefe
Berger bir İstanbul vapurunda alt güvertedeki dilenci kadının ellerini şöyle betimler:
Erkek ellerinin kocaman olmasının tersine kadının elleri küçük nokta Anadolu'da yakacak olarak kullanılan kuru hayvan dışkısından tezek yapan, kızının saçlarını ince ince belirtiler halinde Ören eller.
Sonra devam eder:
Bazen, ilk izlenimler yüzyılların birikimini şöyle bir toparlayıverir. Göçebe eli, salt bir imge değildir, tarihtir.