"Bütün dinler beden ve ruhun ayrı olduğu inancına dayanıyorsa," diye düşündü Selim, "keşke tam bir dindar olsaydım da buna katıksız inanabilseydim." Ruh ve beden ayrıdır, beden toprakta çürür, ruh göğe yükselir; bu inanç, milyarlarca kişiyi kendine bağlamıştı. "Ölenlere üzülmeyin, çünkü o cennete gitti," derlerdi; hele çocuklara... "İyi ama," diye geçiriyordu içinden, "o çocuğun ya da sevgilinin bedeni de kıymetli değil miydi? Eline diken batsa, bir yerini kesse üzüldüğün o beden, birdenbire nasıl önemsizleşir? İnsan zihni bunu nasıl kavrayabilir? Bir sevdiğinin mezarını ziyaret ettiğinde, ikilem içinde kalmaz mıydın? Acaba o burada mı, yoksa başka yerde mi? Buradaysa kötü, dilerim başka yerdedir. Ama burada değilse, ben burada ne yapıyorum? Bu çiçekler kimin için, onlar için mi, yoksa sadece bizim gözümüz için mi?"
"Keşke ruh ve beden ayrılığı gerçek olsaydı," diyordu. "Keşke benim de ruhumla bedenim bir süreliğine birbirinden ayrılabilseydi. Onlar bedenimle oynarken, ben başka yerlerde olabilseydim."Ama sonra kendi kendine soruyordu: "Madem ruh dediğin şey bey nin bir fonksiyonu, o zaman beynini kullanarak bir ruh seyahatine çıkamaz mısın? Bedeninin dışına çıkamaz mısın?” Böyle düşüne düşüne kendini koşullandırmaya çalışıyordu; hiç inanmadığı ezoterik masallardaki astral seyahatlerden birine çıkabilseydi keşke...
Günbatımını, şafağı, mehtabı seyrettiğimde ya da yıldızlarla dolu lacivert göğe baktığımda içime sevinç doluyor. Acılarıma rağmen, yaşadığıma şükrediyorum.
Hava serin olduğundan, boştaki elini cebine sokuyor, ezilmiş kinder geliyor eline. O saniye kızını düşünüyor. Gülümsüyor Haydar, mutlu oluyor. Bu hafta sonu pikniğe gidelim, diyor kendi kendine. “Balonları göğe salarız.
İşte bu ellerimle yalnızım bu inanmazsan bak
Bu saçlarımla bu iyi giyimlerimle paralarımla
Sen varsın ya sen çoğu kez yetmiyorsun
Uzakta mısın sen misin söylemiyorsun
Bakışın mı eksik dudakların mı anlamıyorum
deniz…
.
deniz bir aynadır aslında
göğe bakıp kendini görür
kıyıya değil
kendine vurur
.
bir fener yanar uzakta
karanlığın gözbebeği gibi durur
fenerler öğrendi
beklemenin dilsiz acısını
geri dönmemenin hüznünü
deniz mavi değildir aslında
gökyüzünün yeryüzüne düşmüş halidir
.
istiridye
yüreğine taş basan sabır
köpük
suyun son nefesi kıyıda
ufuk dediğimiz
gitmek isteyip de kalanların duasıdır
yosunlar sarar hep
batık gemilerin yalnızlığını
.
dalgalar kucak açar
düşen kardeşlerine