Byzantion (Konstantinopolis, İstanbul)
Binlerce yıl önce, Marmara ve Karadeniz birer göl halindeydi, onları birbirine bağlayan İstanbul boğazı yoktu. Afrika’dan yola çıkan insanların Avrupa’ya yürüyerek gidebilecekleri yer olması dolayısıyla İstanbul, Avrupa’nın ilk iskan anahtarı durumundadır. Günümüz uygarlığının temelini oluşturan ilk çiftçi köy yaşantısının Avrupa’ya aktarımının gerçekleşmesine olanak sağlayan yerdir. Boğazın oluşumundan sonra, hem Avrupa hem de Asya kıtası üzerinde konumlanmış olan İstanbul, Çağlar boyunca imparatorlukların başkenti olmuş, kalıcı ve muazzam anıtlarla dolanmış ve çok geniş bir alana yayılmıştır. Stratejik konumuyla, en eski Çağlar’dan bu yana bölgeler arası göç, istila, ticaret,… her türlü ilişkide önemli rol almış; her zaman yalnızca bir köprü olmakla kalmamış, birikiminden gelen kendi sentezinde aktardıklarını eklemiştir. Çok fazla kurucusu ve fatihi olan İstanbul kenti ve onun tarihi, Görkemi ile olduğu kadar, arka planda acı çeken kitlelerin bulunduğu savaş, yangın, deprem, salgın gibi yıkımlarla örülmüştür.
Sayfa 177·Kitabı okuyor
Ressam olsaydım
Bir göl çizerdim. Ateş çiçekleriyle bezeli bir çardak olurdu. Doğa görüntüleri – cennet kuşunu kovalayan kaplan...
Sayfa 155 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Yaz gelip de Çukurova göl olunca çocuklar dökülü dökülüverirler. Bizim adamlarımız sakallarına ak düşmeden ölürler. Yaz gelince, sıtma dutmadık adam bulamazsınız Çukurovada.
Sayfa 139·Kitabı okuyor
Şanslıysanız, gözlerinizi kapattığınızda karanlığın içine gizlenmiş harika pastel renklerde şekilsiz bir göl görebilirsiniz; sonra gözlerinizi iyice yumarsanız göl şekil almaya başlar, renkler öyle cantanır ki gözlerinizi biraz daha sıktığınızda alev alırlar. İşte renkler alev almadan hemen önce lagünü görürsünüz. Anakarada ona en yakın olabileceğinizan budur, cennetlik tek bir an; ikinci bir an daha olabilse,işte o zaman da kıyıya çarpan köpüklü dalgaları görebilir, denizkızlarının şarkısını duyabilirsiniz.
Alıntı
Bütün yaşamımı birilerinin yanında durarak geçirmiştim. Birilerinin bana açtığı boşluklara sığmış, taşmamış, yükselmemiş bile ama kurumamış da, orada eski bir göl gibi durup beklemiştim. O kadar uzun zaman durmuş bir şeyi yerinden hareket ettirmek, bir karavanı otoparktan çıkarmaktan fazlasıydı benim için. Ben bugüne kadar hiç yegâne öznesi olduğum bir işe kalkışmamıştım. Hiç kendi kaderimi tayin edecek bir adım atmamış, ekseriyetle bana gösterilen yere ilişmiş, bundan şikâyet etmemiş ama şimdilerde yeni yeni ve epey sarsılarak fark ettiğim şekilde bu sınırları belirlenmiş hayattan sandığım kadar tatmin olmamıştım. Bir şeyler eksik kalmış gibi geliyordu…
…bütün yaşamımı durarak geçirmiştim. Bütün yaşamımı birilerinin yanında durarak geçirmiştim. Birilerinin bana açtığı boşluklara sığmış, taşmamış, yükselmemiş bile sms kurumamış da, orada eski bir göl gibi durup beklemiştim.
Sayfa 51
Alıntı
Reklam
Reklam