Duvarların ardında kalan hakikat
9/10
·552 syf.··
2026 62. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 11:33
Haruki Murakami'nin Şehir ve Belirsiz Duvarları romanı, aslında yeni bir hikaye değil. Haruki Murakami 1980'lerde yazdığı yaklaşık 150 sayfalık kısa bir metni yıllar boyunca içine sindirememiş, tamamlanmamış hissetmiş ve uzun süre yayımlamamış. Aradan geçen onlarca yılın ardından bu hikayeye yeniden dönerek onu bugünkü haline ulaştırmış. Bu yönüyle roman, yalnızca kahramanının değil, yazarının da yıllar süren bir arayışının ürünü gibi duruyor. (Kitap 2022 yılında tamamlanıyor) Romanın merkezinde görünürde bir aşk hikayesi var. Ancak bu, sıradan bir kavuşma hikayesinden çok, insanın hayatı boyunca peşinden gitmekten vazgeçemediği bir aşkın hikayesi. Umudunu kaybetmeden, zamanın ve hayatın önüne çıkardığı bütün duvarlara rağmen sevdiği kişiyi aramaya devam eden bir insanın sessiz mücadelesi. Bu nedenle kitap boyunca aşk, yalnızca bir duygu değil, insanı ayakta tutan, ona yön veren bir arayış haline geliyor. Kitabı okurken kendime sık sık şu soruyu sordum. Ben gerçekten ben miyim, yoksa yalnızca kendi gölgem mi? Gerçek ile hakikati nasıl ayırt edebilirim? Haruki Murakami 'nin kurduğu o yüksek duvarlarla çevrili şehir, zamanla bir mekandan çok insanın iç dünyasının metaforuna dönüşüyor. Belki de hepimizin içinde ulaşmaya çalıştığımız, fakat tam olarak varıp varamadığımız böyle bir şehir vardır. Haruki Murakami 'nin en güçlü taraflarından biri olan betimlemeler burada da etkileyici. Nehirler, kütüphaneler, sessizlikler, gölgeler ve duvarlar, hepsi okurun zihninde canlı bir şekilde yer buluyor. Romanın atmosferi o kadar güçlü ki bazen olaylardan çok hisler akılda kalıyor. Bu anlamda eser, klasik Haruki Murakami anlatısının bütün özelliklerini taşıyor. Bununla birlikte bazı bölümlerde sahnelerin gereğinden fazla uzatıldığını ve bazı düşüncelerin tekrar tekrar işlendiğini hissettim. Özellikle romanın orta bölümlerinde tempo
Alıntı
Şehir ve Belirsiz DuvarlarıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 2025419 okunma
Gerçek Aşkı ve Ka-Tet’i Arayanlar - Büyücü ve Cam Küre
10/10
·799 syf.··
2026 29. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 22:55
Büyücü ve Cam Küre Kara Kule serisinin dördüncü kitabıdır. Roland’ın gizemli geçmişini; Susan ile aşkını, en iyi arkadaşları olan Alain ve Cuthberti’i anlattığı, Büyük Tabut Avcıları, acımasız büyücü Rhea ve neticesinde gelişen olaylar dizilimidir. Blaine’in sorduğu bilmeceler ile raylar üzerinde can pazarı yaşanmaktadır. Eddie’nin kıvrak zekası ile bu beladan neyse ki kurtulurlar. Ve kitaptan örnek bir bilmece: “Ben güneşin önünden geçerim, Blaine. Ama yine de yere gölgem düşmez. Ben neyim?” “RÜZGÂR.” Hiç duraksama yoktu. Stephen King “pembe greyfurt” diye bir küreden bahseder. Kule evreninde küreler çok tehlikelidir ve serinin diğer kitaplarında da karşımıza çıkacaktır. Geçiş yaptırır, gelecekten parçalar gösterir ve insanın çıldırmasına, cinayet işlemesine ve tükenmesine yol açan etkilere sahiptir. Büyücü Rhea’nın “Dürüstlüğün Kanıtlanması” adı altında Susan’ı muayene ettiği satırlar (bakire mi değil mi, soluğu temiz mi kötü varlıklar tarafından kirletilmiş mi) ciddi anlamda beni sinir etti. Ve Büyücünün evine gittiği akşam Susan o küreyi gördü. Çenesini tuttu ve gördüğünü söylemedi. Susan’ın güçlü kişiliğinden etkilenen ve uzun sarı saçlarını kıskanan büyücü ise Susan’a öyle kötü bir büyü yaptı ki kitabın ilerleyen sayfalarında iyi ki yanında o an Roland varmış dedirtti. Sheemie’den bahsetmek istiyorum. Devamlı gülen çocuk… Roland ve arkadaşları onu devamlı kolladıkları ve kötü insanların hakaretlerinden koruduğu için onlara kalbini öyle güzel açıyor ve iyilikler yapıyor ki ağlamamak elde değil. Sai King’in bu evrende yarattığı en saf bir yandan da en güçlü karakter olabilir. Depape adındaki aşağılık tabut avcısı ona botlarını yalatmak istediğinde Cuthbert belki de babalarının yüzünü unuturcasına ve gelme amaçlarını bir kenarı atarcasına yardım etti. Bu anlamda Roland’ın
Roman
Büyücü ve Cam KüreStephen King · Altın Kitaplar Yayınevi · 20101,181 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·552 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 00:11
Bu kitabı bitirdikten sonra biraz yorumlara baktım ve çoğunlukla olumsuz yorumlar gördüm. Ama ben katılmıyorum, bu kitabı gerçekten çok sevdim ben. Murakami her zamanki Murakami işte. Kendi içindeki sınırsızlığıyla tam bir Murakami kitabıydı bu kitap. Üç bölümden oluşan bu kitabın ilk bölğmü aslında Murakami’nin yazı hayatının başlarında yazdığı ve bir dergide yayımlattığı öykülerinden biriymiş. Ama hep yeniden yazmak istemiş bu öyküyü çünkü ona göre bu öykü bitmemiş. Ve sonra pandemi zamanı başlamış tekrar yazmaya. Kahramanımız henüz 17 yaşındayken aşık olduğu bir kızla tanışıyor ama bu tanıştığı kız kendisinin gerçek olan değil, gerçeğinin gölgesi olduğunu söylüyor. Bu kızla mektuplaşıyor, ara ara buluşuyor ve bol bol konuşuyorlar. Konuşurlarken de genç kızın aslında yaşadığı şehirden de bahsediyorlar. Bu şehrin duvarları var ve bu şehre girmek imkansızken, çıkmakta imkansız. Ve bu şehirde yaşayan insanların gölgeleri yok. İlk defa bu kitapla birlikte gölgemi sorguladım, işe yaramadığını düşündüğüm gölgem. Aslında hayır, işe yararlılığı bir yana üzerine hiiiç düşünmediğim gölgem… Kahramanımız bir şekilde bu şehre girebiliyor ve girebilmesinin sebebi bu şehirdeki bir görevi yapabilmek için vasfının olması. İlk bölüm bu şekilde başlıyor ama ilk bölümü okuduktan sonra ikinci ve üçüncü bölümün varlığı beni cidden mutlu etti. Daha fazla okumak istedim çünkü. İkinci bölüm oldukça uzun ve bu bölümde bolca benliğimi, gerçek beni, yüreğimi sorguladım kahramanımızla birlikte(ah söylemeyi unuttum, önemli kahramanların adı belirtilmiyor romanda). Tekrarlı sorgulamalar da vardı ama her saniye değişen gerçekleri de çok iyi cümlelerle okuduk bence. Murakami beni yine kurgu gücüyle kendine hayran bıraktı Üçüncü bölümse diğer iki bölüme nazaran oldukça kısa ama hem birçok soruyu
Şehir ve Belirsiz DuvarlarıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 2025419 okunma
Puan vermedi·24 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
Gölgenin mantığını basit ve anlaşılır bir şekilde anlatmışlar. Işığın gölgenin boyunu nasıl değiştirdiğini en sade bu şekilde anlatılabilirdi diye düşünüyorum. Keşke daha kaliteli çizimler ve kağıt kullanılsaydı daha iyi olurdu. İçerik güzel lakin görseller acemice geldi. Kâğıt o kadar ince ki, kitap çok kolay zarar görebiliyor. Bu konuda daha profesyonelce davranmalarını beklerdim.
GölgemRobert Louis Stevenson · Bata Kids · 202235 okunma
Puan vermedi·108 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 00:00
"ÖYLEYSE VURUN BALTAYI" "Şu an yazmaya karar kıldıysam sadece ve sadece kendimi gölgemle tanıştırmak isteyişimdendir. Duvarın üzerinde eğilip duran ve ne yazarsam iştahla yutan gölgem!" Görünmeyen yaraları, bastırılmış öfkeleri ve sessiz başkaldırıları kadınların içinden, onların sesiyle anlatıyor yazar bize. Kitabın adı bile başlı başına bir meydan okuma: "Öyleyse Vurun Baltayı". Teslimiyeti değil, boyun eğmeyi reddeden bir direnişi fısıldıyor âdeta kulağımıza. Eser, toplumun kalıplarıyla biçimlendirilmeye direnen karakterleriyle, "budanarak şekillendirilen" hayatların ardındaki çığlığı duyuruyor. Yazar, doğanın kendisi kadar köklü ve döngüsel bir anlatım kuruyor, tıpkı bir incir ağacının budandıkça daha çok meyve vermesi gibi, karakterler de maruz kaldıkları her budamada yeni bir direnç biçimi geliştiriyorlar. Kırt, kırt, kırt... Makasın her hamlesinde kendini bulan bir Gülümser. Belki de en çok ismine yakışmayan ama ismiyle barışmak zorunda kalan bir kadın. Makasın sesi, onun iç dünyasında açtığı yaraları mı temizliyordu, yoksa her kesişte biraz daha mı kanatıyordu? Bilinmez. Ama bilinen bir şey var: Gülümser, makasın ritminde kendini buluyor, her kırt sesinde biraz daha görünür oluyordu. Asiye'nin yarım kalan anneliğini tamamlamak istedim hayalimde. Yazar öyküyü bitirdi bitirmesine ama ben devam ettirdim. Asiye'nin boş kalan kollarını hayallerimle doldurdum, susan sesini duymaya çalıştım. En çok Asiye için üzüldüm belki de, en çok onun yarım kalmışlığına takıldı gözüm. Tek Celsede ayrılan hayatlar... Mahkeme salonlarında birkaç dakikada bitiveren evlilikler, ardında yıllar süren hesaplaşmalar bırakıyor. Sayısız ihtimali beraberinde getiriyor bu ayrılıklar. Ya şöyle olsaydı, ya böyle bitmeseydi, ya bir cümle daha söylenseydi? Gerçek yaşamın hatırlattıklarıyla,
Edebiyat
Öyleyse Vurun BaltayıSeher Tanıdık · Metinlerarası Kitap · 202516 okunma
​Zübük: Bir Tane Değil, Hepimiz Zübüğüz
9/10
·272 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 00:00
Aziz Nesin'in Zübük'ü, kahkaha attırırken aslında can yakan, yüzümüze tokat gibi çarpan bir "Toplumsal Otopsi" raporu. ​Romanın baş karakteri Zübükzade İbraam Bey, Türk siyasetinin ve bürokrasisinin en kurnaz, en üçkağıtçı, en "bukalemun" tiplemesi. "İt kağnı gölgesinde gider de, kendi gölgem sanırmış" sözünün vücut bulmuş hali. Dini, milli duyguları, cehaleti ve korkuyu o kadar ustaca kullanıyor ki, dolandırılan insanlar bile ona hayran kalıyor. ​Ancak kitabın finalinde yazarın yaptığı o muazzam ters köşe, eserin asıl değerini ortaya koyuyor. Mesele İbraam Bey değil; mesele, kendi çıkarları için İbraam Bey'i yaratan, onu besleyen, "işimi görsün de nasıl görürse görsün" diyen halkın ta kendisi. ​"Şimdi çok iyi anladım ki, Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz." cümlesiyle biten bu eser; sadece siyasi bir hiciv değil, acımasız bir özeleştiridir. ​Hem güldüren hem de "Biz neden böyleyiz?" diye sorgulatan, güncelliğini hiç yitirmeyen bir başyapıt.
Edebiyat
ZübükAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 20128,3bin okunma