9/10
·56 syf.··
2024 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2024 00:24
KRAL OİDİPUS , Kitap İncelemesi M.Ö. 495-406 tarihleri arasında yaşayan Sophokles’in yazdığı 2500 senedir süregelen Kader Sorunsalı’nı bugüne taşıyan, aynı yazıldığı günkü gibi ta 25 asır sonrasına dek uzanan ve insanlığın gelecekteki formunda yine aynı tazelikle yerini ve değerini koruyacak olan Yunan Tragedya’sının eşsiz eserinin adıdır: Kral Oidipus İnsanın hiçbir zaman muktedir olamayacağı, değişmeyen ve asla da değiştirilemeyecek olan tabiat kanunlarının insan üzerindeki esaretvari tahakkümüne Kader (Yazgı) denir ve tüm hayatı boyunca insanlar kaderinin gölgesi altında yaşar; başına gelecek felaketleri, ihanetleri, talihsiz trajedileri; kısaca tüm başına gelecekleri sanki bir parça sezinleyebilse de bundan kaçış mümkün değildir, er ya da geç kaçınılmaz malum son olarak başa gelecektir. İnsana yakışan, son nefesine kadar kaderiyle mücadele etmektir. Bir kere dünyaya atılmaya görsün insan, daha bebekken hayatta kalma mücadelesine, genç ve orta yaşlarında felaketlerin üstesinden gelmeye, yaşlanınca da son nefesine kadar dünyada kalabilmenin derdine bakar. Kral Oidipus da böyledir. Daha doğmadan kaderinin laneti gelip onu bulmuştur. Başına gelecek kehanetleri sanki tek tek biliyormuş gibi ondan kaçmak için her bir adım attığında yazgısının içine daha çok düşer, ancak o lanetli kaderine rağmen sonuna kadar mücadele etmiştir. Aslında bakıldığında Oidipus,Tanrılar’ın tahakkümünü ve gölgesini üzerinde tezahür ettirdiği, isteklerini insanlara iletmesi için kullandığı yarı-iletken bir mesih gibidir sanki. Tanrılar, her zaman üstündür ve muktedirdir; insanlar ise Tanrılar karşısında daima acizdir. Tragedya’nın her biri eşsiz motiflerle oluşturulan karakterleri olağanüstü tutkularıyla bir anlam arayışı için debelenirken ilahi adalet her seferinde kendi nizamını tahsis eder. Oidipus ise aslında tüm insanlığın tek bir insanda tasavvur edildiği timsalidir ve o farkına bile varamadan kendine ömür boyu musallat olan sırnaşık bir lanetin içine düşmüştür. Oidipus Hikayesi’nden kısaca bahsedelim . . . Öncelikle Thebai Kentinde babadan oğula geçen sıralama şu şekildedir; Kadmos > Labdakos > Laos > Oidipus Oidipus, Thebai Kralı Laos ve Kraliçesi Iokaste’nin oğludur. Kraliçe, henüz gebe iken rüyasında gördüğü şey, kahine sorulur; kahin de onu doğacak olan bebeğin büyüdüğünde önce babasını öldüreceğini sonra da annesiyle evleneceğini söyler. Eskilerin deyimiyle; doğmamış çocuğa don biçilmiştir. Daha Oidipus henüz hayatta değilken başına gelecek felaketler, maruz kalacağı olaylar zinciri onun kaderine çoktan yazılmıştır bile. Bütün bunları bilip de aksiyon almamak olmaz ya, bir an önce bebek Oidipus’un icabına bakmak lazım gerekir. Baba Kral Laos, bebeği ormanlık araziye bıraktırır, orada kurtlar kuşlar yiyip öldürsün diye ayakları delinerek içinden bir şiş geçirilir. Bu bebeğe isim olarak da ‘’Şiş Ayaklı’’ anlamına gelen Oidipus ismini verir. Ancak burada kader, dışarıdan kendisine yapılan tüm müdahaleleri ekarte eder, yine bildiğini okur; bebeği ölüme terketmesi emredilen Kral Laos’un yardımcısı vicdanına yenik düşer ve bebeği çobana teslim eder. O da Korint kralı Polybos ve Kraliçe Merope’ye götürür. Onlar da bu işe sevinir lakin bir türlü çocukları olmamaktadır. Dolayısıyla çocuk hasreti çeken bu kral ve kraliçe yeni bebeklerini büyük bir şefkatle sarıp sarmalayıp büyütürler. Oidipus, biraz büyüyüp de aklı başa erince kendi hakkındaki hakikat kulağına çalınır, gerçeklerle yüzleşir. Ancak bu bilgiyi bir teyit etmek gereklidir. Lakin kulağa gelen bir dedikodudan ibaret bir durum da olabilir. Hemen ardından bu kehanetten kaçmak üzere yollara düşer. Ancak o bilmez ki kaçış da onun kaderidir. Kader planının işlemesi için kaderinden kaçması gerekir. Tüm bu süreç, fevri bir kaçışla başlamıştır bile. Hakikati birinci kaynaktan - Tanrı Apollon’dan - öğrenmek üzere Delphoi Tapınağı’na doğru yola koyulur. Yolda kendi kendine babasını öldüreceğine, annesiyle evleneceğine hayret ederek sinirli bir şekilde söylene söylene ilerken karşıdan gelen grupla yol verme tartışmasına girer. İki inatçı keçi gibi iki taraf da yoldan çekilmez. Eee, koskaca Kral Laos’un geri çekilip yol verecek hali yok ya… Oidipus elbette karşısındakinin Thebai Kenti Kralı Laos olduğunu (öz babası) bilmemektedir. Adamlarıyla kavgaya tutuşur arada o sinirle öz babasını da öldürmüş olur. Dakika 1, Gol 1; Birinci Kehanet gerçekleşmiştir. Sonrasında Thebai şehrine ulaşır. Ancak halkı canından bezdiren bir canavar şehre musallat olmuştur. Canavar sorduğu bilmeceleri bilmeyenleri parçalayıp yemektedir. Oidipusla karşılaşan Canavar Sphinks ona da bilmece sorar: #242533526 . Bu sorduğu bilmeceyi Oidipus doğru cevaplar ve Canavar da kayalık bir uçurumdan kendini aşağı atarak ölür. Halkı böylesi büyük bir zülumden kurtaran Oidipus’u halk, şehirlerinin kralı olarak seçer. Böylelikle Canavar’ın sorduğu sorulara doğru yanıt veren ve canavarı öldüren Oidipus, halk tarafından Laios’dan boşalan tahta oturmuş ve dul kalan Kraliçe Iokaste ile evlendirilmiş olur. Böylelikle bilmeden evlendiği annesinden de dört çocuk sahibi olur. Bir süre sonra Thebai şehrine veba hastalığı musallat olur. Böylesi bir lanet şehre neden musallat olmuştur diye meraklanan Kral Oidipus, kahine başvurur. Kahin’in ona söylediği şey ise Kral Laios’un katili bulunmalı ve derhal şehirden dışarı sürülmelidir. Araştırmaları sonucunda Kral Oidipus acı hakikate erişir, artık gerçeklerle yüzleşmiştir. Bilmeden babasını öldürdüğü ve öz annesi ile evlendiğini anlayan Oidipus hem annesi hem de karısı olan Iokaste’nin tokasındaki iğnesini alıp gözlerini kör eder, ardından da bu acıya dayanamayan Kraliçe Iokaste kendini öldürür. Sonuç olarak; Apollon’un kehanetleri tek tek gerçekleşmiştir: Hem öz babasını öldürmüş, onun tahtına geçmiş hem öz annesi ile evlenmiş hem de annesinden dört çocuk sahibi olmuştur ve ardından da kendini kör etmiştir. Sevilen bir kral olmasına rağmen artık lanetli birisi olmasından dolayı şehirde istenmez, şehri terketmek zorunda kalır hem de gözleri kör ve sefil bir halde. Yani, krallıktan sefillik mertebesine inen bir adamın öyküsüdür aynı zamanda, Kral Oidipus . Tüm bu sefaleti ve laneti elbette kendi kanından öz kız çocuklarına yani kız kardeşlerine de musallat olmuştur. Ensest ilişkinin utancıyla kızları kimseyle evlenemez artık. Lanetli kaderleri sadece kendisine değil çocuklarına da musallat olmuştur hem de hiç suçları olmadığı halde. Tam da buralarda lanetin bulaşıcı olduğunu, genetik aktarımla soylardan bulaştığına şahit olmaktayız. Kuşaklar öncesinden Apollon tarafından lanetlenen Kral Kadmos’un soyu da böyle lanetliydi. Peki ya Kral Kadmos kimdi? Kral Oidipus’un Büyükdedesi… Şayet bir kişi Tanrıların gazabını kazanmışsa bütün soyu bu gazabın türlü türlü lanetlerini bir şekilde çekecektir. Tanrıların yazdığı kaderden ne olursa olsun kaçılamayacak olmanın timsalleridir her biri. 2500 yıllık eser, elbette kendinden çok ileriki tarihlere de sirayet etmiş hatta Sigmund Freud ile dahi yolları bir şekilde çakışmıştır. Peki, Oidipus’un tragedyası olur da Sendromu olmaz mı? Elbette, olur. Sigmund Freud , erkek çocuğun babayla, kız çocuğun anneyle olan mücadelesini Oidipus'un durumuna benzetip bilimsel çalışmalarını yoğunlaştırmış ve sonunda da ilhamımı Sophokles ’in tragedyasından alan meşhur Oidipus Sendromu kavramıyla ortaya çıkarmıştır. Oidipus Sendromu’na göre, çocuklar belirli bir yaş döneminde karşı cins ebeveynlerine karşı yoğun duygular geliştirirken aynı cins ebeveynlerine karşı rekabet hissi yaşarlar. Kız çocukları için ideal eş kavramı ve otorite arayışı, kız çocuğunu babaya doğru iterken; erkek çocuk, kendisi başlı başına bir otorite kurma arzusunda olduğundan dolayı babadan çokça, anneden ise eser miktarda dürtüsel bir uzaklaşma hissi duyar. Erkek çocuğun yaşadığı bu karmaşa, Oidipus Kompleksi olarak açıklanmaktadır. SON SÖZ: Sophokles, kendi döneminde Peloponez Savaşları’nı ve ardından da Sicilya Seferinden sonra ise Atina’nın çöküşüne bizzat tanıklık etmiştir. Şehirlerin çöküşünün bizzat insandan kaynaklandığını gerekçeleriyle birlikte gayet iyi bilir. Sokrates’in her gördüğü kişiyi sopasıyla dürtüp sorularıyla uyandırmaya çalıştığı gibi o da aslında ta günümüze kadar anlam ve önemini korumuş olan tragedyalarıyla halkı dürtüp tatlı uykusundan uyandırmaya çalışan bir filozof ve yeryüzü meleğidir. Ancak ne kendi dönemindeki insanlar ne de sonrasındakiler asla bunlardan bir feyz alıp da bir çıkarım yapmamışlardır; lakin kendinden yüzyıllar sonra çok farklı ve kurnazca bir metodla bir kez daha Niccolo Machiavelli bunu deneyecektir. İnsanlık, varoluş tarihinden bu yana yazılanlardan çizilenlerden söylenenlerden kendi adına en ufak bir ders çıkarmasa da Aristophanes’in dediği gibi: Sophokles , ‘’Yaşayanlar arasında mutluydu, şimdi ölüler arasında da mutlu’’ dur. Dünyaya atılmış olmak, bir suç mudur? Sonrasında tüm bu çekilenler ise bu suçun cezalarının bir silsilesi midir? Bir insan,kaderinin ne kadarını kendi gayretleriyle değiştirebilir? Eğer değiştirilebiliyorsa da bunun limiti nedir? Yoksa değiştirdiğimizi düşündüğümüz yerler de aslında o kader planının çerçevesi içinde midir? Bir insan, dünyaya gelmeden önce önüne konulan ve ona katıksız riayet etmesi gereken tabiat kanunlarından,nizamın düzenin bozukluğuna ve absürtlüğüne maruz kalmaktan dolayı eylemlerinin ne kadarından sorumlu tutulabilir? Kral Oidipus’un da başına geldiği gibi insanın da kaderinden kaçmak ya da kaderini değiştirmek için attığı her bir adım, onu kaderinin çekimine daha da mı yaklaştırmaktadır? Bir insan elbette dünyada belli başlı güzelliklere, iyiliklere şahit olduysa bu güzellikleri ve iyilikleri doyasıya yaşadıysa çirkini de kötüyü de elbette görecek ve deneyimleyecektir. Tabiat kanunları, zıtlıkların toplamıdır ve asla tek taraflı çalışmaz. Ancak daha doğmadan kader planı lanetlenmiş birisinin hiçbir güzelliğe tanıklık etmeden ve onu deneyimlemeden ömrünün sonuna kadar acı bir bedel ödemesi, hayatın adillik ilkesi doğrultusunda nasıl açıklanabilir? Tıpkı Kral Oidipus gibi tüm bunları reddedip de kaderinden kaçmaya çalıştığında ‘’o kaderden kaçış’’ da kaderin bir parçası olmuş olmuyor mudur . . . ? Yine Kral Oidipus’un yaptığı gibi nereye kaçarsan kaç, kimden medet umarsan um o kaderin değişmeyeceğini anlasan da yine de son nefesine kadar umutla mücadele etmektir, belki de kaderimiz. Şair İlhan Berk’in dizelerindeki gibi: + “Bu yükle öleceksin" dedim hamala. - “Ölüm kolay, sen umuttan haber ver” dedi… “Umut varsa dünyayı vur sırtıma...” #159282684 Herşeye rağmen hiç tükenmek bilmeyen gayreti ve umuduyla toprağın altına giren Kral Oidipus’a rahmet okutan ağıt gibi bir şarkı sözüdür, Mete Özgencil ’in yazdıkları ve bir Toprak (Ölüm) Felsefesi’dir Kral Oidipus : Sitem etme, haberi yok dağların Gözlerini, ellerinle bağladın Faydası yok, geç kalınmış figanın Dünyada ölümden başkası yalan Faydası yok, geç kalınmış figanın Dünyada ölümden başkası yalan Yalan, başkası yalan Dünyada ölümden başkası yalan . . . * * * Tavsiye Notu: Alternatif olarak; ben bunu bir de büyülü gerçeklik romanı tadında okumak isterim derseniz: Haruki Murakami ’den Sahilde Kafka ’yı da sonrasında okuyabilirsiniz. #215670591 Özel Teşekkür ve Kitap Sıralaması: Varlığıyla onur duyduğum çok ince düşünceli, çok değerli bir kitap dostumun hediyesiydi bu kitaplar ve okunma sıralamasına kadar da yine incelikli bir şekilde düşünülerek gönderilmişti. Eğer sıralama ile gidecekseniz bu sıralama ideal olanıdır. Kral Oidipus Oidipus Kolonos’ta Antigone Antigone'nin Üç Yaşamı Engin Mavi
Edebiyat
Kral OidipusSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,3bin okunma
··
395 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.