Gönderi

Çöküş: Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye...!
10/10
·171 syf.··
Beğendi
·
2018 73. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2018 07:21
Falih Rıfkı Atay etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Etkinlik için Link: ->> #27899814 Tarihi bir yolculuğa hazırlanın; geçmişe, bir İmparatorluğun Çöküşüne ve kaybedilen topraklarda yaşanan büyük acılara tanık olacağız. . Daha önce, Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri ve Atatürk’ün Bana Anlattıkları: Mustafa Kemal’in Ağzından Vahdettin kitaplarını okumuştum. Falih Rıfkı’nın duruşunu, karakterini ve Cumhuriyeti sahiplenmiş bir idealist oluşunu her zaman sevmişimdir. Zeytindağı ile kaybedilen topraklara gidiyoruz. Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı hakkında biraz bilginiz var ise anlatılan yerleri ve durumu daha iyi kavrayacaksınız. Kesinlikle Spoiler içermeyen ve kitabı okumadan önce rehber olarak kullanabileceğiniz bir inceleme yapacağım. Detaylı bilgi istemeyenler BİRİNCİ BÖLÜM'ü es geçip, İKİNCİ BÖLÜM den başlayabilirler. Biz Paşalarımızı kötülemek için tek satır yazmayız, kötü şeyler de ağzımızdan çıkmaz. Yaptıkları hatalarıyla bizim paşalarımızdır bu paşalar. Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa. Büyük facialara neden olan yanlışlarını da dile getirmek gerekir. Falih Rıfkı Cemal Paşa ile fazlasıyla zaman geçirmiş, bu zaman diliminde yaşananları da kaleme almıştır. Kendisi de özellikle belirtir ki Cemal Paşa’yı yermek veya kötülemek için değil, olan durumları anlatmak için yazmıştır. Kitap incelemesini bölüm bölüm yapacağım ve alışık olduğunuz gibi kısa bir inceleme olmayacak. İlk önce birkaç detay vereceğim daha sonra ana incelemeye geçeceğim. BİRİNCİ BÖLÜM: Kısa kısa Balkan Savaşları ve I. Dünya Harbi hakkında bilgi, Savaşa neden ve nasıl girdik, Hangi Cephelerde savaştık, Osmanlı Devletinin son durumu nasıldı? Osmanlı Devleti I. Dünya Harbine girmeden önce, Balkan Savaşlarında ağır yara almıştı. Balkan ve akabinde kaybedilen I. Dünya Harbi’nin faturası Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’ye ağır olmuş, imza edenin hain ilan edilebileceği antlaşmaları imzalamak zorunda kalmışlardır. Tabi Balkan Savaşı öncesi bir Trablusgarp Savaşımız vardır. Mustafa Kemal’in sahneye çıktığı ilk savaştır. ibb.co/cOyTTd Trablusgarp ı fırsat bilip Osmanlıya savaş açan devletler Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ‘dır. Bunların hepsi yıllardır gelen güç kaybının ve çöküşün diğer devletler tarafından değerlendirilme çabalarıdır. İşte balkan Savaşı bu fırsat ve iştahla çıkmıştır. Trablusgarp savaşının detayını verirsem incelemeyi uzatırım. Mustafa Kemal’in ilk savaşı ile ilgili detayları ve o dönemde öngördüğü durumları telgraflarla ilgililere aktardığı yazışmaları buradan okuyabilirsiniz. isteataturk.com/g/icerik/Mustaf... Balkan Savaşı hakkında kısa ve hızlıca bilgi edinebileceğiniz bir link veriyorum. kurtulussavasi.gen.tr/balkan-savaslar... Bu linkten kısaca savaş ile ilgili bilgi alabilirsiniz. Öncelikle Osmanlı Devleti içerisinde müthiş bir Almanya sevdası vardır. Almanlara olan güven yüzünden kaybedilen topraklar ve ölen onca can vardır. Almanlar ise Osmanlıyı öyle bir kullanmıştır ki, bunu sezen ve üst makamlara ileten tek kişi olmuştur, o da Mustafa Kemal. O zamanlar rütbeli olmadığı için malum üçlü Talat, Enver ve Cemal Paşayı ikna edememiş, bakanlıkları devreye sokamamıştır. Tarihimiz belirli bir döneme kadar bu hatalarla doludur. "İttihat ve Terakki'yi sorumsuz adamlar soysuzlaştırmıştır." Sy.42 İttihat ve Terakki, II. Abdülhamit’i tahtan indirmiş, kontrolü eline almıştır. Daha doğrusu tam olarak alamamıştır. Bir vizyon, yani bir plan olmadığı için kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar, rütbe kavgaları, Enverciler, Talatçılar derken ayrışmanın doruğuna ulaşmışlardır. Hazinenin boşalmasına da büyük katkıları olmuştur. "Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik? Bunu bir adam biliyor: Enver!" Sy.33 Osmanlı ve Almanya arasında gizli bir anlaşma imzalanmıştır. İlk başta bu anlaşma gizli tutulmuş, daha sonra ortaya çıkarılmıştır. Alman seviciliğimiz tam olarak bu noktada imza altına alınmıştır. Almanya tek bir şartla imzalamıştır bu anlaşmayı: Osmanlı Ordusunu Alman Generaller yönetecek. Yani şunu diyorlardı: "BİZ SİZİN BECERİKSİZ ASKERLERİNİZE VE GENERALLERİNİZE GÜVENMİYORUZ!" İşte tam bu nokta da Mustafa Kemal dirayeti beklerdik paşalarımızdan ama maalesef. Öyle bir şey olmamıştır. Alman seviciliği sayesinde savaştığımız cepheler; Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler : 1. Kafkas Cephesi, 2. Çanakkale Cephesi, 3. Kanal Cephesi, 4. Irak Cephesi, 5. Filistin Cephesi, 6. Hicaz-Yemen Cephesi, 7. Suriye Cephesi Topraklarımız dışında savaştığımız cepheler : 1. Makedonya 2. Galiçya 3. Romanya Şimdi buradan başarı ile çıkılma imkanı nedir? Böyle bir imkan, cephane ve ordu yoktur. Her türlü zor durumda olan bir devlet, bu cephelere sadece ölmek için asker göndermiştir. Bunun izahı yoktur. Bu gençler alman generallerin ellerinde birer birer öldürtülmüştür. Sonuç? Sonuç yenilgi…! Öyle saçma sapan savunmalar ve taarruzlar yapılmıştır ki, anlama şansımız yoktur. Alman generallerin ellerinde kurşun sıkılmadan verilen yerler bile vardır! İşte Zeytindağı bu manzaranın etrafında şekillenmiştir. İKİNCİ BÖLÜM: Zeytindağı! Falih Rıfkı cephenin gerisinden Cemal Paşa ile yaptığı gezileri ve gezilerde tanık olduğu durumları aktarmıştır. Bunların akabinde dönemin gazetelerinde yayınlanmış birkaç anıya ve mektuba yer vermiştir. Osmanlı Devleti zayıf, hükumet devrilmiş, İttihat ve Terakki kendi içinde bölünmüş, onlara yaptıkları hataları gösteren Mustafa Kemal gibi subaylarla ters düşmüş, kendi ünleri peşinde koşan bir duruma gelmiştir. İttihat ve Terakki’nin yapmak istediği ile yaptığı arasında çok büyük farklar vardır. İyi bir amaç için bir araya gelen bu ilerici paşalar, daha sonra kendi iç çatışmalarına yenik düşmüşlerdir. Bu konuda daha detaylı bilgi için doğru argümanla yayınlanmış kitaplara bir bakabilirsiniz. Döneme baktığımızda Vatan Toprağı dediğimiz yerler aslında vatan toprağı değilmiş hissiyatı vermektedir. Çöllerde yaptığımız savunmalar ve savaşlar büyük can kayıplarına yol açmıştır. Basit bir şekilde yazdığımız ÇÖL kelimesi basitlikten çok fazlasıdır. Susuzluk, sıcaklık, eksik mühimmat, yırtık kıyafetler, ulaşım büyük sıkıntıdır. Karşı tarafa baktığınızda ise İngilizler tam teşekküllüdür. Onları durduran ve yavaşlatan TÜRK’ün inanılmaz vatansever yüreğidir. Mevcut şartlara bakıldığında kendi yönetimleri ve düzensiz düzenleri olan topraklardır buralar. Özellikle Arapların bu savaş esnasında yaptıkları affedilir şeyler değildir. "Aşiretlerin bulunduğu çöllerin içine henüz paradan büyük bir kudret girmemiştir. Para Uğruna yapılan her şey, Allah uğruna yapılmış gibidir." Sy.104 Falih Rıfkı’nın bahsetmiş ve bizzat şahit olduğu bir durum vardır. Şeyhlere yardımcı olması ve taarruz esnasında yanlarında olmaları için üç defa para verilmiş, asla ne taarruza ne de yardıma gelmemişlerdir. Verilen altınlar aralarında bölüşülmüş ve devlet sırtından vurulmuştur. Bizzat Saraydan gelen talimatlara bile uymayan arapların olduğu topraklar TÜRKler tarafından savunuluyor ve binlerce insan şehit oluyordu. Bu kadar gencin kolay harcanmasının bedelini kurtuluş mücadelesinde daha iyi anlıyoruz. Askere gidecek insan sayısı o kadar azalmıştır ki, yaşlılar ve çocuklar savaşmıştır! Karargâhın içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut’a, Şam’a, Haleb’e göz yaşlarımızı hazırlamak lâzımdı. "Artık yalnız Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine, Allahaısmarladık!" Sy.116 Savaşın kaybedileceği ayan beyan ortadayken, Almanya tarafından oyuna getirilen paşalarımız durumu kavrayamamış güvenlerinin devam ettiğini sürekli deklare etmişlerdir. Almanlara güvenmeyenleri Almanya ya götürerek gözleri boyanmaya çalışılmıştır. Bu gezilerin bir örneği vahdettin ve Mustafa Kemal arasında da geçmiştir. Bu gezi ve anılar için Atatürk’ün Bana Anlattıkları: Mustafa Kemal’in Ağzından Vahdettin kitabına bakabilirsiniz. Bu gezileri tek bir amaçla kullanan paşalar vardır! Savaştan uzak olmak ve Avrupa! Bunlar yapıldığı esnada Anadolu’dan bin bir zorluklara cephelere giden gençler şehit olmaktadır. Kudüs ve Medine üzerine; Günümüzde olan durumlar geçmişte de yaşanmıştır. Din üzerinden yapılan sömürü bizzat Hz. Muhammed’in kabri yakınlarında, bizzat içinde ve etrafında da yapılmıştır. Paranın ele geçirmediği yer ve zaman dilimi kalmamıştır. Paylaşacağım üç alıntı bu konuda yeterli olacaktır. "Medine’de Peygamber kabri ile tüccarlık eden bayağı ahlâksız simsarlara rastlanır. Her Medine’li uzaklardan gelen saf halka, bu harap köyün taşını, toprağını, kuyu suyunu kırk defa öptüre öptüre satar." Sy.63 "Asıl Müslüman şehri, din şeyhlerine hürmet olunan, dini sanatlaştıran ve asilleştiren şehir İstanbul olduğunu Medine’de büsbütün anladım. Orada Peygamber’in amcasının mezarı sakaların (su taşıyıcısı) kulübesi olmuştur ve sandukasının üstünde kırbalar (su kabı) asılıdır." Sy.64 "Medine, dini mallaştırmış ve maddeleştirmiş bir Asya pazarı idi. Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur." Sy.71 İşin ilginç tarafı KUDÜS’tür ayrıca. Kudüs her zaman siyasetin odak noktası olmuştur. Burada oynanan büyük bir oyundur. Bu oyun hala da oynanmaya devam etmektedir. Olan sivil halka olmaktadır. Falih Rıfkı olayı çok güzel özetlemiştir. "Kudüs kelimesi Hıristiyanlığı hatıra getirir. Fakat ne Kudüs’te, ne de Filistin’de Hıristiyanlık diye bir mesele yoktur. Kudüs’ün Hıristiyanlığı, Ortodoks Petesburg, Protestan Berlin, dinsiz Paris, Katolik Roma ve Anglikan Londra’nın politika meselesidir. Kudüs’ün yerli meselesi, Yahudi-Arap meselesi: Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap!" Sy.73 Bütün bu yaşananlar ve anlattıklarımın haricinde daha da ilginç bir durum vardır ki, o da TÜRKLÜK meselesidir. Anadolu boşaltılmış, bu toprakları savunmaya binlerce insan gönderilmişlerdir. Buraya gitmek için bir çok kontrol noktasından kaçak olarak geçmişlerdir. Sınırlar düşmanlar tarafından kontrol edilmekte, destek kuvvet gitmesi engellenmekte, mühimmat istihbaratı gelirse demiryolları bombalanmakta ve tahrip edilmektedir. Bunca eziyete rağmen vatan toprağını savunmaya giden insanımız karşılığında ne alıyor peki? "Suriye, Filistin ve Hicaz’da: — Türk müsünüz? Sorusunun birçok defalar cevabı: — Estağfurullah! idi." Sy.44 Diyebileceğim hiçbir şey yoktur. Osmanlı Devleti öyle bir dağılmıştı ki, sadece onu yönetenler farkında değildi. Oynanan tiyatro karşısında sevildiğini sanan paşalar aslında kandırılıyordu. Almanların tek amacı savaş sonrası istedikleri toprakları Osmanlı sayesinde elde tutmaktı. Milli Mücadele evresine kadar Osmanlı donanması Almanların elindeydi. Murat Bardakçı’nın kaleme aldığı çok güzel bir yazı var. Vaktinizi ayırırsanız benim ne demek istediğimi daha detaylıca anlarsınız. Alman komutanlardan zamanında ne kadar çok çektiğimizi anlayacaksınız. Buyurun: hurriyet.com.tr/yabanci-komutan... Bu yazı dönem ile ilgili de bilgi edinmenizi sağlayacaktır. Yavaş yavaş incelemeyi sonlandırayım. Uzun olduğunun farkındayım lakin, bu dönemler ve bu kitap kısa bir inceleme ile geçiştirilebilecek bir kitap değildir. Daha fazlasını da yazardım fakat, uzun yazıların okunma oranının azlığının bilincindeyim. Osmanlı Devleti neden dağıldı, topraklar neden kaybedildi, İttihat ve Terakki, Talat, Enver ve Cemal Paşalar hakkında biraz bilgi ve dönemi inceleme ve fikir edinme bakımından okumanız gereken nadide bir eserdir Zeytindağı. Son olarak sözü Falih Rıfkı Atay’a bırakıyorum. "Mustafa Kemal, Büyük Harbe girmek aleyhinde idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için! Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fıkrinde asla bulunmadı: Vatan adamı olduğu için! İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz. Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir." Sy.120 İsmini saydığım paşaların ülkeyi nasıl terk ettiklerini ve nasıl öldüklerini araştırınız. Ülkeyi terk etmeyen ve hastalıklı adam diye tabir edilen Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’den bir Türkiye Cumhuriyeti var eden Mustafa Kemal ATATÜRK’ü iyi tanıyınız. İncelemenin başında da dedim, onların hatalarını yazmak, kötülemek değildir. Yaptıkları hataların bedeli basit değil, ağır olmuştur. Her ne kadar kalpleri vatan için çarpsa da aralarında yaşadıkları durum ve anlaşmazlıklar bir devleti bu duruma sokmamalıydı. Bütün şartlara karşı yılmayan, ülkesini terk etmeyi bir saniye bile düşünmeyen bu vatan sevdalısının bu işi nasıl başardığını okuyunuz, öğreniniz.! Bu sizin ona karşı borcunuzdur! Onu tanıyın! Bilgisizce adını kirletmeye çalışanlara karşı gereken dersleri veriniz! Mustafa Kemal sadece cephede savaşmamıştır. En büyük savaşı cahillik ile olmuştur. Mustafa Kemal'in yanında saf tutan ve Vatan'ı vatan yapan tüm Vatan evlatlarına, Komutanlarımıza ve Milletimize huzurlarınızda bir kez daha teşekkürlerimi iletmeyi büyük bir borç bilirim! "Bizim emperyalizm, Osmanlı emperyalizmi, şu ana fikir üstünde kurulmuş bir hayal idi: Türk milleti kendi başına devlet yapamaz!" Sy.45 Bakınız: Türkiye Cumhuriyeti, Kuruluş: 29 Ekim 1923!!! Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK! 19 Mayıs 1919 ilk adımını, 23 Nisan 1920 Temelini'de unutma! “Bu kitabı okumak adeta bir borçtur ve bir vazifedir.” -Behçet Kemal Çağlar “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.” - Mustafa Kemal Atatürk Herkese iyi okumalar dilerim.
Tarih
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,8bin okunma
··1 alıntı·
8,4bin Gösterim
17 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Eline sağlık, gerçekten özen gösterimiş ve bayağı emek harcanmış bir inceleme. İlk kısmını linklerle desteklemen, kitabın altyapısını oluşturan koşulları anlatman ayrı güzel. Sitenin Atatürk ve Kurtuluş savaşı dönemi ile ilgili uzmanı olarak en ayrıntılı incelemeler senin elinden çıkıyor hep. Falih Rıfkı Atay etkinliği genç arkadaşlar için ayrı bir şans, böyle incelemeler sayesinde de hak ettiği yerlere ulaşıyor kitapları. Çok teşekkürler hepsi için.
Murat Ç
Gönderi Sahibi
Düşüncen için tekrardan teşekkür ederim Erhan abi, sağol. :)
Eline sağlık , çok emek vermişsin. Bu kitap uzun zamandır aklımdaydı okumalıyım. Atatürk tesadüfen ortaya çıkmadı tabi ki, daha önce de konuşmuştuk ya. Şartların da etkisi ve kendi karakteriyle oldu. Senin de dediğin gibi şunu bunu kimseyi kötülemek olmamalı amaç, elbette mesele bu değil, amaç anlamak ve yanlışlardan ders almak. Bütün bunlarla beraber Atatürk dahil kişi kutsamacılığı da yanlış diye düşünüyorum. Çünkü bu öyle bir yol açıyor ki, birileri de çıkıp Demirel'i, Ecevit'i, Özal'ı,Erdoğan'ı kutsamaya kalkıyor. Oysa benim inancıma göre peygamberler bile kutsal değildir, sadece seçilmiş ve görevlidir. Kurtuluş savaşı büyük bir dönüm noktasıydı elbette. Bu savaşın liderini de itibarsızlaştırmaya çalışmak olsa olsa kendi cahilliği ve yanlışı olur insanın. Cumhuriyet kurulduktan sonraki birtakım uygulamaları eleştiri hakkımız ise bakidir, bu ayrı uzun bir bahis burada girmeyelim. Cemil Meriç de bir bakıma özetlemiştir Osmanlının dağılma meselesini, belki görmüşsündür bu video yıllardır zihnimden çıkmıyor ve bu tanım karşısında hayrete düşüyorum, izlersin. youtube.com/watch?v=ndisjG_...
Murat Ç
Gönderi Sahibi
Okunacaklar listesinin en başına almalısın o halde. :) Kesinlikle tesadüfen ortaya çıkmadı, bir şeylerin temeli yavaş yavaş zamana yayılarak oluşturuldu. Birinci dünya harbi sonrası bir durağan dönemi vardır ki o zamanı çok çok iyi kullanmıştır. Atatürk ün güzel bir sözü vardır. Ölülerden medet ummayınız diye, fazlasıyla katılırım. Atatürk bir fikirdir, bir düşüncedir, bunu iyi anlamak ve kavramak gerekir. Kendini kurtarmak için kanun çıkaran da menderestir. Kurtaramamıştır o ayrı. Mustafa Kemal in öyle dertleri yoktur, olmamıştır. Tek isteği vardır milleti onu unutmasın. Bu da yapılan onca şeye karşın çok zarif bir istektir. Hiç görmediğimiz ve göremeyeceğimiz bu yüce insanı kalplerimizde yaşatıyoruz. Onun fikir ve düşüncelerini aktarmak milli bilinci olan herkesin görevidir. Eleştirmek bir seçenektir ama şunu da düşünmek lazım 2018 yılından 1900leri eleştirebilmek için sen ne yaptın? Öyle koltuktan oturup cahilce eleştirmek kimsenin haddine değildir. Burada ince bir çizgi var, onu hatırlatayım. :) ve zaten eleştirmeyi bilmeyen bir toplumumuz var o ayrı. Burada yapılması gereken şudur, yapılamayan, eksik kalmış ne varsa büyük bir gururla tamamlamak, geliştirmek. Bu daha kolayken eleştirmek? :) Lütfen... Hala farkında olmayan insanlara söyleyelim, bu Cumhuriyet size Google Play den hediye olarak verilmedi. Lütfen nasıl kurulduğunu bir zahmet öğrenin, değilmi Osman Bey kardeşim? :) Bildiğim bir video, paylaştığın için teşekkür ederim. Kesinlikle haklıdır. Ama kaybetmedik, şu an yaşadığımız topraklar kazanılmış topraklardır. Ve bizim için önemli olan da budur. O bölgelere iyi bakıp analiz etmek lazım. Ben sınıra dahil olmayan topraklara değil, bir hiç uğruna ölen insanlara üzülüyorum. Onlar bilmiyorlardı, bir ulusu savunmaya gidiyorlardı. Ama generallerin keyfi kararları ile öldüklerini bilmiyorlardı. Çok üzüldüğüm konuların başındadır. Teşekkür ederim okuduğun ve değerli yorumun için.
Aslinda her şeyi anlatan"Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik? Bunu bir adam biliyor: Enver!" kısmıdır.Enver Paşa'nın hesabı tutmamıştır.Dolu dolu, bilgi verici bir inceleme olmuş.Kitabı en kısa zamanda okumayı düşünüyorum.Teşekkürler.
Murat Ç
Gönderi Sahibi
Hem de hiç tutmamıştır. Biraz hayalperest bir hesaptır. O topraklar kolay topraklar değildir. Osmanlı ise bu savaşı kaldırabilecek durumda hiç değildir. Yanlışın üzerine yanlış yapılan dönemdir. Dağınık ve her şeyden mahrum bir ordu. Teşekkür ederim Mustafa Hocam yorumun için. Kesinlikle okuyun.
Bir inceleme bu kadar güzel olabilirdi. Keşke daha önce okumuş olsaydım dedirten bir inceleme yapmışsınız. Tebrik ederim.
I dünya savaşının başlama işaretleri görününce Enver paşa İngiltere'den, sipariş edilen gemileri teslim etmesini ister. Osmanlının savaşa girip girmeyeceği, girerse kimin yanında gireceği henüz belli olmadığı halde, İngilizler gemileri vermeyi reddeder, top çevirirler. Niye? Saflar biraz belli olunca Enver İngiltere'ye yanaşır. Öyle bizde yazıldığı gibi Alman hastası da değildir. İngilizlerden ne ister biliyor musunuz? İstanbul'un başkent olarak kalacağı, toprak kaybı olmayacak bir devlet garantisi. Yani Osmanlı sürsün der. İngiltere reddeder. İstanbul'u da topraklarını da sana garanti edemem der. Bakar mısınız işe, müttefik olacaksın, savaşı kazanacaksın beraber, o senin toprak bütünlüğünü garanti etmiyor. :))) Niye? Almanlara gidişi de tıpkı savaşa girişi gibi geçtir. Almanya'nın yanında savaşa girmek zorunda kalır. Kaldı ki, "Almanya'nın oluşturduğu Osmanlı ve Bulgaristan ittifakları savaşın sonucuna etki edebilecek ekonomik ve askeri düzeyde değildi. Almanya için güvenilmesi gereken temel güç, kendi öz gücüydü.," der, bizden Oral Sander, İngiliz Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, Kanadalı tarihçi William Hardy McNeill. (Demek istiyorlar ki, Osmanlı Almanya'ya yüktür. ) Hani derler ya Almanya Ortaasya'ya çıkış sözü vermiş Enver'e. Enver de hayalperestmiş. Öyle miydi acaba? Almanyanın yanında savaşa girmek Enver'in seçimi değil, hayatın zorunluluğudur. Çünkü savaşın bir hedefi de, daha savaş başlamadan belirlenmiştir ve bu da Osmanlıyı parçalamaktır. Asıl amaç seni yemek, sen gidip, abi sizin yanınızda savaşa gireyim mi, diyorsun. Komedi. Zaten Rusların savaşa asıl giriş sebebi sadece senin varlığın. Amaç İstanbul'u almak. Lenin nur içinde yatsın. Tarihçi Prof. Richard Bosworth "İtalya Krallığının İtilaf Devletleri yanına geçmesinin asıl nedeni Fransa Cum. ve Birleşik Krallık, İtalya kendi saflarında savaşa girmesi halinde savaşa henüz girmeyen Osmanlıdan toprak verecekleri sözünü vermeleridir." Savaşa henüz girmeyenden toprak vaadi, sizce bu ne demek? Gerçekten de çok kapsamlı bir inceleme olmuş. Sıkı emek vermişsin. Bilgi zehirlenmesine uğradım. Muratcığım kalemine yüreğine sağlık.
Murat Ç
Gönderi Sahibi
Paşalarımızın konuştukları yabancı dille ilgili, yabancı ülke yakınlaşmaları olduğu iddia edilir ama ben buna katılmıyorum. Dil bilmeleri farklı bir şey, ülkeyi, insanlarını ve kültürlerini sevmeleri farklı bir şey. Mustafa Kemal Fransız ordusunu sever, yabancı dilleri arasında en iyisi de fransızca olmasına karşın bir yakınlaşma söz konusu değildir. Şimdi senin dediğin olaya gelirsek. Sipariş ettiğimiz ve parasını ödediğimiz iki gemi var. Tarihte en çok anlatılan konudur, parasını verdik ve bize gemileri vermediler. Gerçi parasını ödediğimiz ve alamadığımız çok silah olmuştur ya, neyse. :) Birinci Dünya savaşının çıkacağı ayan beyan bellidir. Sadece nasıl ve kimler hangi gruba ayrılacak bu beklenmektedir. Bu savaşın çıkmasının ana sebebi zaten Osmanlı Topraklarıdır. Trablusgarp ve sonrası Balkan Savaşları, yabancı devletlerin toprak iştahını kabartmıştır. Herkes pay almak ister. Bunu yaparken yaşadıkları anlaşmazlıklar savaşa sebep vermiştir desek, kısa bir tanım yapmış oluruz aslında. Aslında almancı ya da ingilizci olmak'ta değil mesele. Babanız Atatürk kitabının 38. sayfasında Falih Rıfkı çok güzel bir tanımlama yapmıştır: Mustafa Kemal, askerlikte kendine inanır ve görüşlerine güvenirdi. "Ne Almancı, ne İngilizci idi: TÜRK'tü!" ...Derdini anlatamadı. ittihat ve Terakki hükumeti, Almanlar tarafında memleketi savaşa soktu. Asıl mesele bu değil mi abi? Şimdi bunu yazdıktan sonra devam edeyim, yine Sayın Atay'ın Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri ne baktığımızda burada verilen bir rapor vardır. Yine aynı şekilde Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası kitabında da farklı bir rapor vardır. Şimdi bu raporlar olaylar başlamadan önce, ortasında ve sonrasında olmak üzere çok detaylı bir Devletin durumu ve savaş hakkında net ifadeler içerir. Mustafa Kemal Almanları ve alman komutanları sevmez. Çanakkale'de Liman Paşa ile biraz anlaşabilmiştir. Bunun haricinde Ordu'nun Alman komutanlar tarafından kontrolü, Almanlarla müttefik olmak konusunu çokça eleştirmiştir. Sadece eleştiri değil, ne yapılması gerekliliğini de söylemiştir. Hep diyorum, birisi yapamamış, birisi yapmışsa bir yapana bir de yapamayana bakmak lazım. Savaşın başlama şekli ve bizim birilerinin yanında olmamız bile tam bir kaostur. Kafalarda şu vardır, İngilizler yenilmez, almanlar yenilmez. Yahu sen Osmanlısın kendine gel ve ulusal birlik başlat? İnsanlar devletin kendi gönderdiğinin haricinde çöllere kaçak gitmişlerdir. Kaç subayımız, paşamız gazeteci şucu, bucu diyerek kendilerini savaşmak için uçsuz bucaksız çöllere atmış ve savaşmıştır. Biz insan yığmışız ama yanlış bir yığma politikası. Mustafa Kemal bir tanım yapar "Uzaktan bakınca Ordu değil, orducuk görüyordum." Çünkü her şey aleyhtedir. Almanların yanında onca can boşuna verdik demek istemiyorum ama boşuna heba olmuş, şehit ve gazi olmuştur insanlarımız. Ve müthiş bir dayanıklılık göstermişlerdir. Almanların amacı, Osmnalı'yı siper edip, istedikleri toprakları almak. Bölgelerin çatışmalarında ki raporlara ve can kayıplarına bakarsak anlaşılır. Almanlarla çok istekli mi savaşa girdik sorusunun cevabı tabi ki net bir evet olmayabilir. Ama bu devlet bu duruma kadar düşmeden önce neler yapmışlardır? Eğer iyi şeyler yapılmamış ve zorunluluk dahi olsa Almanların kucağına düştüysek bu yine o devrin yöneticilerinin hatasından ve vurdumduymazlığından kaynaklanmaz mı? Biz şu an mevcut hükümetin neleri yanlış yaptığını görüyoruz. Yaşarsak bundan 50 yıl sonra mecburen yapıldı diyebilir miyiz? Diyemeyiz, görüyoruz ki her şey bile istene yapılıyor. Halktan saklanan hükümdarların son kazığıdır bunlar. Ben şöyle diyorum paşalarımız neyi yapmış ya da yapamamışsa daha iyisini yapabilirlerdi. Geçmişe bakarsak o çölden geriye çekilip can kurtaran kaç komutan var? Bazı şeyler söylendiği ve belirtildiği halde yapılmış ve göz yumulmuş. 2018 yılından 1914 e bakmıyorum. 1914 e gidip, sürekli sürülen Mustafa Kemal'in yaşadıkları ile bakıyorum, bu sefer <her şey net gözüküyor abi. Bir kaç saat önce bir yorum yaptım. Dedim ki, aynı devirde, birisi yapmış birisi yapamamışsa, yapamayan da büyük kusur aramak lazımdır. Birinci Dünya savaşında Osmanlı denizde ki küçük balıktır. Büyük balıklar en güzel neresi ise orasını yemek istemişlerdir. Paşalarımız Almanları sevse de sevmese de orduyu kayıtsız şartsız teslim etmişler, bir çok askeri orduya ve devlete küstürmüşlerdir. O zamanın subay kadrosu, cumhuriyetin kurucu kadrosudur. Çanakkale de savaşmış subayların çoğu Cumhuriyetin temelinde vardır. Biraz uzun yazdım sanırım. :) Okuduğun ve böyle güzel bir detay verip fikirlerini, bilgilerini paylaştığın için teşekkür ederim Metin abi, yazdığım şeylerin aksini belirten ya da farklı görüşün ve fikrin var ise, seve seve yorumlara devam etmeyi isterim. Tekrardan çok teşekkür ederim.
Reklam
Müthiş faydalı bir inceleme, açıkçası yılların verdiği tembellikle ihmal ettiğim tarihimizi, geç de ve (zor da) olsa öğrenmek isteyen benim gibi biri için çok faydalı bir ön bilgilendirme olacak.Çünkü eksik bilgilerle okuduğum taktirde bir çok önemli şeyi kaçırmaktan korkuyorum.Elinize sağlık...
Murat Ç
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim yorum için. Özellikle bizlerin tarih konusunda bilgili olması gerekiyor. 2019 yılındayız ama hala gündemimiz yakın tarih ile çatışan insanlar. Bu durumda bilmek ve yetinmeyip daha fazla araştırmak gerekiyor. Bilinçli olduktan sonra yalan ile gerçek ayrımı kolayca yapılabilir. Sizin içinde faydalı olmuş olmasına sevindim.