10/10
·320 syf.·
Beğendi
·
2018 46. kitabı
"Bu kitap herkes ve hiç kimse içindir." Masadan en son kalkanlar için. Bu kitap senin için yazıldı kardeşim, üstinsana köprü olacak potansiyeli taşıyan, hakikati damla damla içmeye yeltenen birkaçı için! Zerdüşt bir sabah tanla kalktı, güneşin karşısına geçerek seslendi: "Ey ulu yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, nerede kalırdı senin mutluluğun!" Bu güneşin doğuşu, onun batışıydı. Öncelikle bu zamana kadar okuma/derinine inme fırsatı bulduğum başka hiçbir filozofun beni Nietzsche kadar çarpmadığını belirtmem gerek. Beni kendime getiren, uyandıran hakiki bir tokat. Nietzsche'yi iki parçaya ayırırsak daha rahat anlayabiliriz. İlkin Nietzsche denen pos bıyıklı; yürekli, zeki, umursamaz, kendinden çokça emin biriydi. Nietzsche'deki 'Öteki' ise öfkeyle dolu, kendi kabına hiç mi hiç sığmayan, hiddetli, anlaşılmaz, öveyim derken hışmına uğrayabileceğiniz biridir. Öteki, sıklıkla kitaplarında gördüğümüz yüzüdür. Şöyle ki; Nietzsche'nin kitapları vaaz verir, sopalar, hatırlatır, bazense haykırır. Çünkü duymayı unutmuş kulaklarımıza ancak bir yıldırımın sıçratan coşkusuyla seslenilebilir. Bu yüzden bu kitap herkes içindir! Bu Nietzsche ve Öteki ikiliği, zannımca felsefesini yorumlama niyetinde olan eleştirmenleri yanıltan bazen de onlara malzeme çıkaran en önemli nokta olmuştur. Nietzsche'den hoşlanmayanlar Öteki'yi koz olarak kullanmış, onu öncü alan güruh ise diğer özellikleri örnek göstererek işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır. Bir insanın tam zıttının yine kendisi olması bu yüzden çok gariptir. Her insan işte bu ikiliğin ağır basan tarafıyla diğerinin kaotik savaşımını içinde taşır. Nietzsche'nin, yıllar boyu sentezleyip ortaya koyduğu felsefesinin temel taşını "üstinsan" oluşturur. Tarihteki temel taşlarının tamamı gibi Üstinsan da, öznel yorumlanmaktan kaçamamış bilhassa çağının kurbanı olmuştur. Bunda her ne kadar Nietzsche'nin açık bir tanım yapmamasının suçu olsa da asıl pay Nietzsche'nin kızkardeşi Elizabeth'indir. Elizabeth Forster Nietzsche; bir anti-semitist, bir Nazi sempatizanıdır ve Nietzsche öldükten sonra onun çeşitli eserlerinden Nazi propagandası yapılabilecek olan kısımları derleyip(bazı felsefe tarihçileri kendinin bolca ekleme yaptığını söyler) "Güç istenci" adıyla kitaplaştırır. Dünya savaşına yol açacak çok çeşitli etkenler dizisi yanında bu propagandaların da çığırından çıkmış bir halk üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur. Hitler bunun gibi bir ton kitabı ve mecmuayı referans göstererek sözde üstün bir Alman ırkı yaratmak için 6 milyonu Yahudi olmak üzere 17 milyonu aşkın insanı canice yöntemlerle öldürmüş/öldürtmüştür. Wilhelm Reich'ın ifadesiyle: "Küçük adam! Nietzsche'nin 'üstün insan'ı olmak için tepelere tırmanmakla, Hitler'in "aşağı insan"ı olmak için aşağılarda bulunmak arasında bir seçim yapma hakkın vardı. Sen ise 'Heil'(yaşasın) diye bağırdın ve aşağı insanı seçtin!" Nietzsche'nin kendisi ise, hem Alman milliyetçiliğinin hem de Yahudi-karşıtlığının sıkı bir eleştiricisiydi. Bu karşıtlık yüzünden de Nietzsche, tarih boyunca en fazla yanlış anlaşılan çoğu zamansa pek de anlaşılmayan filozofların başında gelir. Onu yüzeysel okuyan birinin, üstinsanın kavgacı ve salt şiddet yanlısı olduğu gibi bir izlenime kapılması olasıdır. Bu yüzden bu kitap hiç kimse içindir! Neden Zerdüşt? Nietzsche her şeyden önce bir filoloji profesörüydü(24 yaşında Basel üniversitesine profesör olarak atanmıştı.) Bu yüzden Antik Yunan başta olmak üzere Fars medeniyetine kadar geniş bir kültürel yelpazeyi tanımış, incelemişti. Zerdüşt'ü, tarihte benzeri görülmemiş şekilde bir anti-peygamber olarak baştan yaratır. Pos bıyıkların ardından çıkan kendi sözlerine kulak verelim; "Bu şerefi ben bir farsa vermeye mecbur oldum: Çünkü tarihi, en önce, bütün ve büyük olarak düşünen Farslardır." Tanrı ölebilir miydi? Zerdüşt, insanlara Tanrı'nın öldüğünü haber veren bir elçi gibi tasvir edilir. İlk defa La Gaya Scienza(Şen Bilim)'de müjdelenen bir ölüm haberidir bu. Öğle aydınlığında el feneriyle Tanrıyı arayan kaçık bir adam seslenir bize. "Onu biz öldürdük, sizlerle ben. Onun katiliyiz hepimiz! Peki ama bunu nasıl yaptık. Denizi kim içebilir?" Tanrı'nın ölümü apaçık bir felakettir, ama bilirsiniz, her felaket bir fırsatı beraberinde getirir. Pekala Tanrı öldüyse o zaman sonunda iyi-kötü kavramlarının ötesine geçebiliriz. Çökmüş ahlak sistemleri öneren dinleri, en dindar olanı en ahlaksız olan din adamlarını bir kenara atabilir, kendi gerçek ahlaki kavramlarımızı yaratabiliriz. Tanrı'nın ölüşü gerçek erdemlerin yükselişidir artık. Üstad Heidegger, Nietzsche'nin Tanrı öldü sözünün, Batı felsefesi ve metafiziğinin bütün kavramlarının yıkılıp baştan yazılmasına sebep olduğunu ve bir kırılma noktası yarattığını bu yüzden öne sürer. Ayrıca değinmek gerekir ki Varoluşçuluk(Existensializm) felsefesi savaş dışında iki büyük kaynaktan beslenmiştir, bunların biri Hegel(Kirkegaard nedense çok içerlemiştir bu zata) diğeri Nietzsche'dir. Çünkü Stirner baklayı ağzından çıkaran ilk filozofsa(W.Adorno), Nietzsche bütün Avrupa'ya 'bakla ithal eden' bir filozoftur. Hakikatin değeri ve ne'liği üzerine yaptığı sorgulama ayrıca Post-modernist ve Post-yapısal anlayışın/felsefenin ortaya çıkışına ön ayak olmuştur. Buna etkilediği bir ton önemli ismi de ekleyebiliriz. İlk aklımıza gelenler; Cioran, Bataille, Camus, Sartre, Foucault, Zweig, Hitler, Palahniuk, Musil, Adler, Jung, Hesse gibi dehalar. Düşüncelerinden beslendiği kişilerse tabii ki Schopenhauer (Bkz. İstenç ve tasarım üzerine) başta olmak üzere Sokrates, Platon, Spinoza, Dostoyevski(Yeraltından notları coşkuyla okuduğu söylenir), Hegel, Kant, Stendhal, Montaigne, R.Waldo Emerson ve hatırlamadığım diğerleri. Toplumun her kesimi kendi kabiliyeti ölçüsünde felsefe okuyabilir, anlayabilir. Felsefi doktrinlerin asıl hedef kitlesiyse sürünün cehalete yönelimi karşısında tek aydınlatıcı olan entelektüel-aktivist kitledir. La Mettrie der ki; "Felsefenin nüfuz edebileceği kişiler sadece halihazırda aydınlanmış ve korkacak hiçbir şeyi olmayanlardır." Zerdüşt de pazaryerinden vazgeçer bu yüzden. O kulakların duyacağı ağız olmadığını fark eder. Masadan en son kalkanlara, hakikati damla damla içmeye çalışan ve toplumun, dinin dayattığı bütün ahlaki ilkeleri darmadağın edip kendi erdemlerini yaratanlara seslenmeye başlar. Tanrı yoksa korkuya da gerek yoktur, korkunun olmadığı yerde de ahlak ve aydınlanma bir çiçek gibi açmaya, yayılmaya başlar. Böyle homurdandı Samet Ö. ve kendi mağarasının yolunu tekrardan adımlamaya döndü. "Karanlık dağlardan doğan bir sabah güneşi gibi parlak ve güçlü." Çeviri önerisi için;#50033962
Felsefe
İşte Böyle Dedi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Pinhan Yayıncılık · 201747,6bin okunma
··3 alıntı·
5,8bin Gösterim
12 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Samet baştan sona her cümlesi dikkate değer, tamamıyla emek ürünü, harika bir kitap incelemesi; onun da ötesinde anahtar noktalardan hareketle anlatmak istediğini çok iyi ifade eden bir Nietzsche değerlendirmesi olmuş. Nietzsce’nin ‘Tanrıyı öldürerek’ yok etmeye çalıştığı ahlak anlayışının yüz yıl sonra, yani günümüzde, tam anlamıyla ölmese de çok büyük bir kan kaybı yaşadığı kesin. Çökmüş ahlak kavramları ortadan kalktıktan sonra ‘toplumun ihtiyacına’ göre kendiliğinden ortaya çıkacak ahlak ilkeleri ise aslında biz farkında olalım veya olmayalım, hayatımızda yer etmeye başladı bile. Bu yeni ahlak ilkelerinin eskisinden daha mı iyi veya kötü olduğu, ayrıca düşünülüp tartışılabilecek bir mesele... Nietzsche, gözlemlediğim kadarıyla, son zamanlarda din ve inanç dünyasında da fikirleri oldukça sık tartışılan, bu dünyanın aklı başındaki alimleri tarafından sık sık kitaplarına başvurulan bir filozof. Bu alimlerin, ‘Nietzsce’nin öldürdüğü tanrı hangi tanrı’ şeklinde tek cümleyle özetleyebileceğimiz sorusu bence yerinde bir soru ve yaygın Nietzsche algısına güzel bir açılım getiriyor aslında. İnsanı devre dışı bırakan, insanı bir anlamda hayvanlaştıran, bağnaz ahlak kurallarının kaynağı olduğu iddia edilen din ve bu dinin tanrısı ile, bir varoluş sorgulaması neticesinde benim gibi kimi insanların ulaştığı Tanrının birbirinden farklı olduğunu düşünüyorum... Bunu da kişisel bir not olarak eklemek istedim:) Tekrardan ellerine sağlık bu güzel inceleme için... Sevgilerimle...
Samet Ö.
Gönderi Sahibi
Tarihi gerçekliklerin farklı yorumları tabii bahsettiklerimiz, öznel kaçabiliyor o yüzden. İslam'ın yayılması meselesine katılmasam da Tanrının ölümü konusunun ufuk açıcı olduğu konusunda çok haklısın. Değerli fikirlerin için ben teşekkür ederim Necip hocam. Ben dile senin kadar hakim değilim tabii, keşke biraz daha yazsan :) Orhan Pamuk incelemenden sonra çıta Everest'e doğru tırmansa da ben daha fazlası için beklemedeyim. Sevgiler bizden.
Kaleminize sağlık çok güzel bir inceleme olmuş. 👏
Samet Ö.
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.
Elinize sağlık hocam. Baştan sona, aşağıdan yukarı tekrar ve tekrar okunacak türden bir yorum olmuş. Eklemeler, kulak çınlatmalar ve sonunda da ufak bir gamze ile özgün bir kapanış olmuş.
Samet Ö.
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim iltifatların için hocam. Giriş ve son kısımlarını özellikle çok sevdiğim için vurgulamak istedim. Seninle Nietzsche aracılığıyla tanışmamızın da ayrı bir değeri var gözümde, güzel incelemeydi tekrardan. :)
Nietzsche dedin mi akan sular durur! Eline sağlık, çok verimli bir inceleme olmuş. İnsanlar kitabı korkmadan okuyabilir.
Samet Ö.
Gönderi Sahibi
Beğendiğinize sevindim öğretmen hanım. Derinine okuma yapmalı, yüzeyden okunursa Moby Dick örneğinde olduğu gibi sadece balina ile bir adamın kavgası anlaşılır. :)
Bu işler karışık işler devre yakar, biz durup dururken balataları yakmadık :))) eline sağlık ortak. Saygılar...
Samet Ö.
Gönderi Sahibi
Haklısın İbrahim. Saygılar bizden. :)