Daha fazla dayanamayıp yarım bıraktım kitabı. Tahsin Yücel tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Abartılı bir anlatımla konuyu gereksiz yere uzatmak bir yere kadar normal karşılanabilir ama bir yerden sonra gerçekten çekilmez bir boyuta ulaşıyor.
Genç yaşında görücü usulü bir evlilikle köyden şehre göç eden bir kadın var. Kocası kapıcı, kendisi de hem ona yardım ediyor hem de gündelikçilik yapıyor. Sonra hayatında ilk defa buzdolabı görüyor(?) ve son 50-60 sayfa onun buzdolabına olan hayranlığı, eve buzdolabı alması ve puta tapar gibi tüm hayatını o buzdolabı üzerine kurması şeklinde geçiyor... Kocasının ve çocuklarının buzdolabının kapağını açmasına dahi izin vermiyor vs...
Bir yerde biter diye sabırla okuyorsunuz ama bitmiyor. Buzdolabı virali gibi bir kitap:) Öte yandan öz Türkçe kullanma hevesiyle bütün anlatımı bozan kelime ve cümlelerin kullanılması kitaba daha da yabancılaştırdı beni. Örneğin,
“Gün boyunca belki kırk kez imgeleminde canlandırdığı edimi gerçekleştirmek üzere...” şeklinde ifadeler var kitapta.
Tahsin Yücel’i çevirmen kimliğiyle tanıyordum. İyi bir çevirmen olduğunu bildiğim için daha yakından tanımak adına bir romanına şans vermek istedim ama netice itibariyle zihnimde çevirmen kimliği ile yaşamaya devam ederse çok daha iyi olacağını anlamış bulunuyorum:)
Herkese keyifli okumalar dilerim...