ZALİMİN ZULMÜ...
10/10
·221 syf.··
Beğendi
·
2020 182. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2020 22:32
Merhaba dostlar. Günlük hayatımız alışkanlıklarımızı nasıl da etkiliyor değil mi? Yaşadığımız şartlardan dolayı, doyasıya kitap okuyamamanın üzüntüsünü yaşarken, bir yandan da normal şartlarda olmasa da görevimi yaptığım için mutluluk duyuyorum. Çünkü her an birilerinin gazabına uğrayabilir ve görevimden uzaklaştırılabilirim. Görevden uzaklaştırılmak için bir sebebin de olmasına gerek yok aslında. Gözünün üstünde kaşın olsun yeter. Evet yanlış duymadınız. Bazen insanlar sırf gözünün üstünde kaşı var diye görevlerinden uzaklaştırılmış. Sıranın bana da gelmeyeceği ne malum. Sonuçta benim de kaşım var değil mi? Meydanlara her çıktığımızda bağırdığımız bir slogan vardır: SUSMA, SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK! Yapılan haksızlıklara boyun eğdiğimiz müddetçe ezilmeye mahkumuz. Bunu bilmemize rağmen bazen susmayı tercih ederiz. Neden susarız peki? Çünkü konuşursak birilerinin kulağına gider. Çünkü konuşursak birilerini rahatsız ederiz. O yüzden BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN diyerek susmayı tercih ederiz. Ama bazı kişiler vardır ki bir türlü susmayı bilmez. Neymiş efendim, gerçekleri herkes öğrenmeliymiş. Haklısın kardeşim haklısın da, bunu gel de sayın büyüklerimize anlat. Halkının uyanması işlerine gelmediği için hangi iktidar ister ki gerçeklerin öğrenilmesini. Hangi iktidar köylerin, ağaların baskısı altında olduğunu kabul eder ki? Aslında bilir ama susar. Neden? Çünkü oy alacak. Köylü cahil kaldığı müddetçe de oyları artacak. "Bu çevrede Nadir Ağa ne derse o olur. O, şu partiye oy vereceksiniz dedi mi, tamam! Öteki partilere tek oy çıkmaz." (s. 54) İktidarlar nedense halkının cahilliğinden beslenir. Siyasetten çok anlamam ama GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ. Bir tek Atatürk, halkının cahil kalmaması için uğraşmış. Halkı eğitimli olan ülkenin ileriye gideceğini savunmuş. Bir tek onun döneminde çağdaşlaşma adına çalışmalar yapılmış. Of, of! Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptıkları ile sonraki yapılanları düşününce içime bir öküz oturdu adeta. Evet ne diyorduk, birileri halkımıza gerçekleri anlatmayı kendine görev edinmiş. Ama benim dikkatimi çeken şey, gerçekleri anlatan, halkımızın gözlerinin açılmasını isteyen kişiler nedense hep KÖY ENSTİTÜSÜ mezunları. Hani şu iktidarların yemeyip, içmeyip de kapattıkları KÖY ENSTİTÜLERİ. İşte Behzat Ay da bir KÖY ENSTİTÜSÜ mezunu. Yazarımız Behzat Ay, çok iyi bildiğiniz Osman Şahin'in köylüsü. Mersin'in Arslanköy'ünde doğmuş, Düziçi Köy Enstitüsü'nde okumuş. Çocukluğu çileli geçenlerden. Çocukluğuna dair yazdıkları insanı derinden etkiliyor. "Çocukluğumda sevgi yerine dayak gördüm. Hiç uğruna yediğim o dayakları. Sanki üvey çocuktum. Oniki yaşıma değin, yaşımın üstünde işler yaptırdılar. Oyun nedir bilemedim. Sanki kendi isteğile dünyaya geldim. Sanki zarar veren bir çocuktum. Tam karşıtı. Tükettiğimden çok, ürettim oniki yaşıma değin. Oniki yaşımdan sonra parasız yatılı okulda okudum. Yaz dinlencelerinde işçilik yaptım. Onsekiz yaşımda da yaşama atıldım…" (KVK. 74 ) Ailesine yük olmaktan çok yararlı olmaya çalışmış hep. Ama bazı babalar nedense çok gaddar olabiliyor. Neyse konumuz babalar değil, asıl konumuza gelelim biz. Behzat Ay ilk önce öğretmen olarak göreve başlar. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Özel Eğitim Bölümü'nü bitirir. Çektiği kura ile de Siirt'e müfettiş olarak atanır. Oh ne güzel sonunda atandı, çocukluğunda çektiği çile bitti dediniz değil mi? Siz öyle sanın. İşte ne olduysa orada olmuş. Kendisi 1940'ların 3M'si (MAARİFİN MİMLİ MUALLİMİ) gibi sürekli soruşturmalar geçirir. Neden mi? Çünkü başarılıdır ve göze batmaya başlamıştır. Denetim yaptığı öğretmenler tarafından sevilmektedir. Bölgesindeki hemen hemen hiçbir öğretmen görevini aksatmamaktadır. Tek sebep bu değil tabii ki! Bunun yanında gezdiği köylerde yaşanan sorunları dile getirmeye başlamış, ağalara dokundurmuş. Köylünün gözünün açılmasını sağlamış. Bu konuda başarılı olmuş mu peki? dediğinizi duyar gibiyim. Ağaların cirit attığı Siirt gibi bir yerde mümkün mü sizce?  Bakanlık, Vali, Milli Eğitim birleşmiş elbirliği ile Erzincan’a postalamışlar, pardon atamışlar. Üstüne bir de görevi düşürülmüş (tenzili rütbe) Müfettişken Erzincan’a öğretmen olarak atanmış. Atanmış biraz kibarcası, aslında sürülmüş. Peki orada rahat bırakmışlar mı? Ne mümkün. Kendisine komplolar düzenlenmiş, linç girişiminde son anda kurtulmuş. Çünkü kendisi Erzincan'a gitmeden hakkında karalama kampanyası başlatılmıştır. Komünist öğretmen geliyor, ona göre hazırlıklı olun demişler adeta onu oraya gönderenler. Behzat Ay'ın böyle çileli bir görev süresi olmuş. En sonunda da İstanbul'da görev yaparken 12 Eylül'ün hemen öncesinde emekli olmuş. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan Behzat Ay, Atatürkçülüğün Yorumu başlıklı yazısı ile 1973’te Barış gazetesinin ödülünü, Sınır adlı hikâyesiyle 1982’de Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülünde mansiyon ödülünü almış. Behzat Ay'ın dostları da çok değerlidir. Kimler yok ki! Aziz Nesin, Mahmut Makal, Cemal Süreya , Osman Şahin . Behzat Ay, görev yaptığı zamanları önce günlük olarak yayınlamış, daha sonra ise roman haline getirmiş. Mahmut Makal kitabı o kadar çok beğenir ki "Bu yüzden seni Siirt dağlarına gönderenlere, oradan Erzincan’a sürenlere içimden teşekkür etmek geçti, kitabı okurken." der. Ben teşekkür edemedim maalesef. Okurken hep yazdıkları yazılar, şiirler yüzünden sürgün edilen Aziz Nesin'i (Bir Sürgünün Anıları), Nazım Hikmet Ran'i, Ahmed Arif'i, Abidin Dino 'yu, Halikarnas Balıkçısı ve daha nicelerini düşündüm. Ne çok yazmışım Behzat Ay'ı anlatırken. Ama böyle değerli bir yazarı tanımamış olmak haksızlık olur. Ben geç kaldım, siz bari geç kalmayın. Sürgün Gelelim kitabımıza. Kitabımız Basri Altınay adında bir müfettişin önce Siirt'e, oradan da Erzincan'a sürgün edilmesini ve başından geçenleri anlatıyor. Tahmin ettiğiniz gibi Behzat Ay, yaşadığı sürgün günlerini isim değişikliği ile romanlaştırmış. Kitabı okurken adeta hop oturup hop kalktım. Tek amacı gezdiği yerlerde gördüğü çarpıklıkların düzelmesi. Bunun için de çeşitli dergilere yazılar yazarak devlet büyüklerinin dikkatini çekmeye çalışır. Ama yazdığı yazılar ile herkesi sinirlendirir. Çünkü yazdıkları gerçekleri yansıtmamaktadır (!) Çünkü her şey güllük gülistanlıktır (!) «Köy halkının çoğu mağaralarda oturuyordu. Trahom, firengi, cüzzam hastalığından yüzleri bakılmayacak denli korkunç insanlar vardı. Köyde akarsu yoktu. Pis bir suydu köylünün içtiği. Sarı ve ağır.» (s. 42) Nedense gerçekleri yazmak her zaman suç olmuştur. Basri Altınay da gerçekleri yazdığı için komünist oldu. Erzincan'a sürüldüğünde önce namı gitti. Kendinizi savunun, komünist öğretmen geliyor, dendi adeta. «Nüfusumuzun çoğunluğu köylü. Köylüler perişan, yoksul, hasta, yolsuz, ışıksız diye yazılar yazdım. Duygularımı, gördüklerimi yazdım yani. Bakanlığım ve başka kişiler, bunları yazmakla sen komünistlik yapıyorsun dediler» (s. 146) «Ülkemizde gerçekçi ve ilerici oldun mu, susturmak, hatta ezmek isterler.» (s.108) Derken aslında ne kadar haklı. Ülkemizde gerçekçi olmak her zaman başa bela olmuştur. Büyüklere verilen cezalardan en çok çocuklar etkileniyor. Babaya, anneye ceza verildiğini düşünürken aslında en büyük ceza çocuklara verilmektedir. «Öğretmen olmasaydınız.» «Bıktık bu sürgünlerden.» «Biz de çekiyoruz sizinle beraber.»  (s. 213) Öyle işte sevgili dostlar, bu ülkede gerçekleri asla yazmayacaksın. Yazarsan cezanı çekersin. Çünkü geri kalmak her zaman birilerinin işine yarar. «Geri kalmış olduğumuzu bildikleri halde, bunu söylemeyi suç sayan anlayış, bu durumdan kurtulmamızı istemiyor demektir. Yani geri kalmış olmamızdan onlar yararlanıyor demek olur...» (s. 114) Sürgün'ü okuduğunuz zaman kendinizi benim gibi suçlu hissedeceksiniz, yazara ve kitaba geç kaldığınız için. Ama her zaman dediğim gibi, hiçbir şey için geç değildir. Öğretmen kıyımları nasıl olur öğrenmek istiyorsanız okuyun. Sırf gerçekleri yazdığı için bir insan nasıl sürülür öğrenmek istiyorsanız okuyun. Görevini en iyi şekilde yaptığı için ödül alacağı yerde nasıl ceza alır öğrenmek istiyorsanız okuyun. Pişman olmayacaksınız. Beni bu değerli yazarla ve kitapla tanıştıran @malneirophrenya'ye özellikle teşekkür etmek istiyorum. Çok teşekkür ederim @malneirophrenya . Ben senin sayende tanıştım, umarım birileri de benim sayemde tanışır. Böyle bir kitabın sadece 3 okuması olması çok yazık. Aslında ben bitirdiğim de ikiydi, birilerinin daha keşfetmiş olmasına çok sevindim. Geç de olsa Behzat Ay ve Sürgün kitabı ile tanıştığım için çok mutlu oldum. Bu değerli kitabı mutlaka okuyalım arkadaşlar. İncelemeyi okuyan herkese teşekkür ederim. Başlarken bu kadar uzun olacağını düşünmemiştim. Ama yazmaya başlayınca da duramadım, kusura bakmayın. Böyle bir yazarı ve kitabı kısaca anlatmak haksızlık olurdu. Şimdiden herkese keyifli okumalar.
Edebiyat
SürgünBehzat Ay · Tekin Yayınevi · 197522 okunma
··
1 +1'leme
·
603 Gösterim
12 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Gerçekler dile gelince yalancıları astırır, yalancıların olduğu memlekette dürüstler asılır.. Kalemine, emeğine, yüreğine sağlık, incelemelerini, beni alıp götürmesini çok özlemişim, ayrıca senin incelemelerinin uzunluğu tatlı bir tatil yolculuğu gibi, keyifle geçiyor, sen hep yaz 💗🌸🐣
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim canım benim. Senin de bu güzel yorumların beni alıp götürüyor ❤️
Sultannn
Gönderi Sahibi
Böyle değerli bir yazarı sitede sadece 12 kişinin okumuş olması çok üzücü.
Eline, diline, emeğine sağlık Miraç kuzugüden Hoca'm. Bunun gibi üç beş sayfa daha olsa yine seve seve okurdum. Yüreğe dokunan bir kitabı, senin yorumunla tanımak çok değerli benim için...
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim canım. Laf aramızda kısa yazmaya çalıştım ama ancak bu kadar kısabildim :)
Kaleminize sağlık zevkle okudum 👏🏼❤👏🏼❤
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim 🌼
Sultan hocam yine harika bir inceleme yazmışsınız🌿 Kaleminize sağlık, büyük zevkle okudum. Yine bilmediğim bir çok şey öğrendim. Yeni bir yazar tanıdım sayenizde💕 Ve gerçekler konusunda.. Bize neye mal olursa olsun sanırım susmamalı, sorunların etrafına duvar örmemeliyiz. Çünkü Ursula K. Le Guin'in dediği gibi 'içeri kapamak, dışarıda bırakmak, aynı şey'.. Tekrar emeğinize sağlık hocam 🧚‍♀️
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim canım. Susmak bir yerde kabul etmektir. O yüzden her zaman gerçekleri söylemek boynumuzun borcu olmalı. Mutlaka okunması gereken bir kitap, şiddetle tavsiye ederim.
Reklam
Hocam, öncelikle emeğinize, kaleminize sağlık. Cidden titizlikle okuduğum bir inceleme oldu. İncelemenizdeki geçitler harika olmuş. Bunun yanı sıra günümüz Türkiyesi ile bağdaştırdığım bir çok nokta oldu sayenizde. Tekrardan emeğinize sağlık 💐💐 "Ülkemizde gerçekçi ve ilerici oldun mu, susturmak hatta ezmek isterler."
Sultannn
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim canım. Beğenmene sevindim. Okuyunca daha fazla bağdaştıracağına eminim 🌼