Sorma
Kül ettiler garip bağrımı, Dert bildiler naçar bağımı, Kış ettiler, gönül dağımı, Çare ararım, derler sorma. Çalınmaz benim sevda sazım, İyileşmez mi derin sızım, Silinmez olur alın yazım, Çare ararım, derler sorma.
Sayfa 12
Hüsn'ün, arada bir Aşk'ın halvet yurduna gelişi
Sâkıy, kerem et, aklım başımda değil; hiçbir şeye al- dırış etmemek bağıyla bağlanmış ayağım. Şarap sun; çünkü bu dert, çâresiz bir dert; söz denizininse kıyısı, bucağı yok. Bu uçsuz, bucaksız deniz dalgalanmasın mı? Söylemiyeyim mi ben? Sen insâf et. Şarap nûrunu esirgersen, gönül ayını bulut altında gizlemiş olursun. Paramparça olmuş gönlümüzden kork; ipek kumaşını, ipek elbisesini, ateşimizden sıçrıyan kıvılcımlardan sakın. Başımda, kenarı görünmiyen heves denizi dalgalanmada; sözden ne çıkar? Sözden ne çıkar? Söz dediğin bir ne- festen ibârettir; bir solukta söylenir gider. Sâkıy, yardım et bana; muhtâcım ben, lâyığım bu yardıma; gam pazarında gamı beğenmişim; onu almıya niyet etmişim ben. Bana nice söz söyleme parası gerek ki gam cinsinden dilediğim şeyleri alayım. Söz söylemek, ama sarhoşluktan, düşkünlükten, kırık- dökük hâlden bahsetmek gerek. Şarap sun ki söz sona erişti; gam sermâyesi tükendi. Müşkil olan da șu ki daha başlarken, sır díbâcesi bile düzenlenemedi. Ey letâfet gülü, şarap sun bana; hem de ne anlatıyorum, bir sor. Mâná meclisinin şarap sunan sâkıysi, bu neşeyle rüh bağışlamaya koyuldu. Yäni Hüsn'un özlemi artti; günden güne ay gibi, onun da gönlü kan olmıya yüz tuttu.
Sayfa 38 - İş Bankası·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH
Bir Şair Bir Kitap
Haydar Ergülen – 40 Şiir ve Bir 'Bütün bahçeler sende toplanmış, gül müsün nesin?' Hafız ** O nane likörüne bayılırdı ama, ben onu sıcacık bir kahvenin dumanına benzettim, o da beni birine benzetmiş olmalı ki, tuttu aşk derdine düştü, şimdiyse terketme sevdasında! ** Aşk dünyaya bizden önce gelmiş de erkenden açmış gibi dükkânını, onun kokusuyla tamdım aktarları, acı sözlerini aşkın tuzu biberi saydım, onun huylarıyla karşılaştım eski tuhafiyelerde: ** Şimdi yanık şekerim sert, hayat ondan da dert, ben zaten tiryakiyim, ayrılık aşktan da berbat! Ah karamela, şekerim, aşk tatlı da insanlar berbat! * Üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu anlam olmak için yeterince çıplaktın şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini hatırlatıyordu gözlerin, sana böyle inandım: ** Maviydin bir özletip bir geri çekiyordun denizlerini! ** taşındın üstümüze yeni komşumuz gibi, eski ahşap huysuzdur, sızlandım durdum önce: Kalbim terketme evini!
Kırmızı Kedi
Ah elinden zülf-i kemendim benim Müjen urdu sinem yaralandı gel Güzel başın içün ağlatma beni Dilber gam başımdan aralandı gel Gamdan hasar oldu mekanım yurdum İşidüp avazım dinlemez virdim Bir değil beş değil on değil derdim Yaralar baş verdi sıralandı gel Aceb gafil midir gelür mü Leyla Bu gam bu kasavet kalur mu böyle Çok tuz ekmek yedik gel helal eyle Bu garibin gönlü zarelendi gel Gevheri yar gelür haftada ayda Sevüp ayrılması vermeyor fayda Başım yastıktadır gözlerim yolda Gözümün beyazı karalandı gel.
İnsan kardeşlerine nasihat vermekle meşgul olanların cümlesi, sözlerini kendileri yarı yarıya tutmak insafını gösterselerdi çoktan bu alem düzelmeye yüz tutardı
Sayfa 148·Kitabı okudu
Alıntı