“Insan kendini sevmeyi bilmeyince, baskalarinca sevilebilecegine de ihtimal veremiyor iste. Gonulcelen Sadi Seber’in durbununden kendime bakinca, benim bile beni sevecegim geliyordu. Sacma sapan, sikici, ecis bucus taraflarimi minik sanat eserleriymis gibi gorup anlatabilmisti. Muhtemelen kendi isigiydi benim karanligimda gordugu ama ne fark ederdi ki… Hosuma gitmisti.”
Seni ve gönülçelen aşkını anarak dün
yeşil bir gömlek giydim üstüme
aynada yine bakıp kaldım kendi suretime
saç bağımı çözdüm yavaşça
...
sonra dedim ki kendi kendime âh ne yazık, o yok
şaşıp kalırdı bu büyüleyicilik ve işveye
yeşil gömleği üstümde gördüğünde
gülümseyerek derdi ki "ne güzel olmuşsun yine"
o yok ki kara gözbebeklerimde,
donup kalsın kendi yüzünü görünce
ne yapacağım bu dağılmış saçları ben bu gece
söyle onun elleri yer edinsin saçlarımda kendine
o yok ki bedenimin baş döndürücü kokusunu
içine çeksin de kucağıma düşsün
ey ayna öldüm bu hüzünden, özlemden
o yok ki beni göğsüne bastırsın
...
bakıp kaldım aynaya kulağı bendeydi onun
dedim ki nasıl çözeceksin bu meseleyi
kırıldı, haykırdı: sana ben çektiğimi
nasıl anlatayım... ey kadın kırdın kalbimizi
uykuyu bekliyorum ve yazık ki o
geri gelmiyor gözlerime
keder ve tasa içinde diyorum ki
hiç gelmeyecek belki de
bir gölge olmuş uyku
düşmüyor gözlerimin açık tuzağına
baştan ayağa yanıyorum bu mutluluğun ateşiyle
ve farkında değilim daha
yangıma sebep gizli bir arzunun ateşidir
bir kucağın bir göğsün arzusu
gözlerindeki gülüşün arzusu
sessiz bir öpücüğün arzusu
onu istiyorum bu yalnızlık gecesinde
bir anda arzu uyandıran öpücükleriyle
sıcak, okşayan kollarıyla
yanıp sönen parlak gözleriyle.
kollarına alsın, sıksın istiyorum beni
bu arzu ve tutku dolu bedeni
o sıcak ve güçlü kollar
sarıp sarmalasın istiyorum gövdemi
boynumla saçlarımın arasında
gezinmekte nefesinin alevi
tatlı hayal kadehlerinden içiyorum
onun şahlanmış heveslerinin kokusunu, ateşini