Kul Mustafa'nın dizelerini gördüğümde neyi kaçırdığımı anladım: "kağanmış aslanlar şimdi çöl ister..." Kağan-aslanın sürünün başındaki, kükreyen, en güçlü (hadi alfa diyelim) aslan olduğu bilinir ama burada Kul Mustafa'nın ürettiği "kağanmak" fiili, bambaşka bir nüansın kapısını açıyor: Kağan-aslan olmak, tüm bunlardan fazla, "tek başına olmak" amacındaki aslanmış meğer. Tam Yunus Emre'ye göre bir sıfat dedim kendi kendime. Kurulmuş göksel sofranın başında, dervişlere kimin adına dua ettiklerini soruşu geliyor gözümün önüne: "Yunus diye bir kutlu derviş varmış, onun adına dileriz..." Yunus hiçbir şey söylemeden sessizce uzaklaşır oradan. Sessizce çünkü büyük eserinin hiçbir yerinde etrafına adam toplamak, kalabalıkları ardına düşürmek, müritler edinmek, caka satmak, halka şirinlik etmek yoktur. Türkçenin kağan-aslanı, eserinde de, yaşamında da o yalnızlık çölünü aradı: Tanrı'nın insana bahşettiği tekliğin gücünü. Yürekteki kutlu soluğu, gönüldeki armağanı. Yunus, iki yönde de yalnızlığı ve tekliği seçti: Hem insan ruhunun en sarp doruklarına yürüdü, gönlün en kuytu odalarına fener uzattı hem de dünyevi aidiyetlerin tümünü reddetti
Onun bir kağan-aslan olarak ayak izi bıraktığı çölde, başka hiç kimsenin nam ve nişanına bir daha rastlanmadı.
Sayfa 36 - 37 Ötüken Neşriyat 1. Basım İstanbul-2023