7/10
·128 syf.··
2022 11. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2022 00:00
Kumarbaz bir deli dâhi... Bu kitabı okurken bilmediğim o kadar çok şey öğrendim ki. Tesla ; Einstein, Edison, Ford gibi isimlerle sözlü tartışmalara girmiş. Dâhilerin kavgası bile dâhice. Ve o müthiş olasılığı daha da iyi anladım. Edison mı ? Tesla mı ? Aslında Edison ampul prototipi icat etti. Lakin elektrik iletimi kısmını çözemedi. Doğru akım sayesinde uzaklara elektrik yollayamıyordu. İşte Tesla bu noktada dahil oldu. Alternatif akımla bu sorunu çözdü. Einstein’ın da ortaya attığı Rölativizm ( Görecelik ) teorisine Tesla bunu mantıklı bulmayıp karşı çıkmıştır. “Einstein zeki, en dahi, o nediyorsa doğrudur.” Dememiş. Düşünmüş, sorgulamış. Bu herkes için düşünülmesi gereken bir lisan-ı eylemdir. “Mühim olan fikrimi çalmaları değil, kendi fikirleri olmaması.”
Delilik ve Dahilik Arasında Nikola TeslaDeniz Yılmaz · Halk Kitabevi · 202171 okunma
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Yıldız Silier bir röportajında “karnı tok ama ruhu aç orta sınıfın sancılarının kendisine battığını” söylüyor. Oburluk Çağı: Felsefe ve Politik-Psikoloji Denemeleri kitabında bu sancıların nedenleri, günümüzde kendimizi nasıl kandırdığımıza değinilerek, mutluluğun bireyin kişisel gelişiminden ziyade toplumsal gelişimle sağlanacağının altını çiziyor. Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri olan "Mutluluk Fetişizmi", günümüzde mutluluğun nasıl bir meta haline geldiğini anlatıyor. Silier, özellikle meşhur Secret gibi kitaplarda geçen "çekim yasası" saçmalığına dikkat çekiyor. Bu anlayışa göre, eğer mutsuzsanız ya da fakirseniz bu tamamen sizin "negatif" düşüncelerinizle alakalı; yani sistemin hiç suçu yok, suç tamamen sizin istemeyi bilmemenizde. Oysa Silier, gerçek mutluluğun böyle yapay bir iyimserlik olmadığını hatırlatıyor. Mutluluk kavramının çeşitli filozofların düşünceleriyle açıklıyor. Burada Spinoza ve Marx'ın mutluluk ve özgürlük kavramlarına bakmak ufkumuzu açabilir. İki düşünür birbirine yakın olarak “zorunluluğunun kavranması” üzerinde durur. Spinoza için mutluluk, evrenin işleyişini bilip buna göre hayatını gerçekleştirmek olarak görünürken, Marx bu zorunluluğu kabul eder ancak vurgulamak istediği yer bireylere dayatılan kapitalist zorlamanın dönüştürülerek bireyin kendi emeğine ve ürününe yabancılaşmadığı, kendini toplumsal bir varlık olarak gerçekleştirebildiği bir özgürleşme sürecinin gerçeklemesidir. Bu konuyu kitapta "Öznelliğin Kuruluşunda Anneliğin Rolü” isimli bölümdeki bir örnekle açıklayalım. Yazar bu bölümde kendi annelik deneyiminden yola çıkarak, özgürlük ve disiplin arasındaki ilişkiyi bebek bakımı üzerinden tartışır. Yazarın bahsettiği disiplin ve "zorunluluğu yerine getirme" kavramı, bebeğin her ağladığında emzirilmesi (sınırsız
Oburluk ÇağıYıldız Silier · Yordam Kitap · 2011339 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·96 syf.··
2026 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2026 19:24
Uzun zamandır bir kitaptan bu kadar sıkılmamıştım. Belki yoğun anlarımda okuduğumdan bilemem ama sayfa sayısı az olmasına rağmen bitirene kadar çok uğraştım. Başladığım kitapları mutlaka bitiririm çünkü. Tabii ki bu düşünceler bir görecelik ürünüdür.:)
1000Kitap
Üç Başlı EjderhaLeyla Erbil · İş Bankası Kültür Yayınları · 2012636 okunma
10/10
·144 syf.··
2025 45. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 12 Aralık 2025 22:28
Etkileyici bir çizgi roman. Konuyu gerçekten çok beğendim. Harika bir hikaye, daha da iyisi çizimler acımasız, tavizsiz tarzı etkileyici. Tasvir edilen dünya çok gerçekçi ve şaşırtıcı derecede kasvetli. Burada Superman bile çok korkutucu gözüküyor. Elbette Superman yine büyük ölçüde umudun sembolü. Ama ona tamamen güvenebilir miyiz? Ya bir gün bize kızarsa ve yardım etmek, desteklemek yerine hükmetmek istediğine karar verirse? Superman'in eylemleri göz önüne alındığında, böyle bir senaryo pek olası değil, ama göz ardı edilebilir mi? İşte Lex Luthor'un hikayesi burada derinleşiyor ve Lex Luthor'un karakterinin derinliği gerçekten etkileyici; bir vizyoner, dahi, filozof... Teorik olarak, insan ırkının tüm potansiyelini ortaya çıkarmak isteyen bir özgeciyle karşı karşıyayız. Göklere ulaşabileceğimize ve uzaylılardan ilham almaya ihtiyacımız olmadığına inanıyor. Harika bir motivasyon. Aynı zamanda kurnaz bir sosyopat, herkesi ve her şeyi kontrol etme saplantısıyla tüketilmiş halde. Hedefine ulaşmak için en alçakça yöntemlere başvurmaya da hazır. Bir paradoks gibi görünüyor, ancak bu ahlaki görecelik, bu çizgi romanın sayfalarındaki birçok sahnede güçlü bir şekilde yansıtılmış ve etkilenmemek mümkün değil. Çizgi roman, Luthor'u hiçbir şekilde aklamaya çalışmıyor, hala kendini beğenmiş bir egoist. Ama yine de motivasyonları şaşırtıcı derecede asil duruyor. Sırları olan ve insan olmayan tek bir kahramana tüm güveninizi veremeyeceğinizi haklı olarak belirtiyor ve insanlara ve şehre yardım etmeyi gerçekten önemsiyor. Çatışmayı kötü adamın tarafından sunmak, Luthor'a ve DC evrenine yeni bir soluk getirmiş. Bu çizgi romanla birlikte Superman karakterinin düşündüğümden daha tehlikeli olup olmadığını merak etmeye başladım. Kesinlikle koleksiyonluk en iyi ciltlerden
Çizgi Roman
LuthorBrian Azzarello · Yapı Kredi Yayınları · 202147 okunma
Cesur mu gerçekten bu dünya ?
6/10
·272 syf.··
2025 8. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2025 00:00
1931 yılında yazılmış olduğuna inanması pek güç olan, zamanının çok ötesinde bir bakış açısıyla özgürlük kavramınının göreceliğini sorgulayan roman. Görecelik bu romanda anahtar kelimedir. insanlar için yeni bir sistem önerir. Bu sistemi de farklı bakış açılarına sahip birden fazla karakterin kişiliğini kullanarak, sistemin içinde ve dışında yaşadıkları deneyimler ile önümüze serer. Bu sebeptendir ki okuyan insanlar arasında kitabın bir distopya mı, yoksa ütopya mı olduğu konusunda anlaşmazlıklar vardır. Romanı tanımlarken, neredeyse 95/97 sene öncesinin öngörüsü ile günümüz tüketim sistemlerine selam çakan, hali hazırda kullanmakta olduğumuz bir dizi teknolojiye de göz kırpan bilim kurgu yönünü es geçmek büyük bir hata olur. Ayrıca 1984'e göre daha tutarlı öngörüler öne sürmüş ve bu konuda pek de yanılmamış kitap. Günümüz medeniyeti bu kadar iyi bir şekilde tasvir edilemezdi. Ancak 1984'e göre çok daha düşük bir anlatım diliyle yazıldığı düşüncesindeyim. anlatım dili bence çok büyük bir eksi. Hatta insan okuma anlamında ciddi boyutta zorlanıyor, kitap içine almıyor bir türlü okuyucuyu. Bunun tamamen kullanılan dilin vasatlığından kaynaklandığını düşünüyorum. Öte yandan bernard'ın aslında şöhret peşinde koşan bir ezik olduğunu görmek güzel olmadı çünkü bernard'da bir winston smith havası ve kabullenmemişlik vardı. Ayrıbölge ve Vahşi karakteri kitaba girdikten sonra okuma hızım ve şevkim azaldı, çünkü çok farklı bir yere gitmesini bekliyordum, kitap tahmin edilebilir oldu ve yavan bir sonuç buldum. mustafa mond karakterini pek bir beğendim, daha fazla kullanılabilirdi. Vahşi ile Mond arasında son konuşma ve vahşi'nin akıbeti de pek yavan oldu, gerçekçilik kitabın sonuna doğru gittikçe azalıyor. bunlar benim nezdimde eksi yönleri. Daha çarpıcı diyaloglar ve
1K
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2025 62. kitabı
İskenderiye Dörtlüsü Lawrence Durrell, bu dörtlemede aşkı, ilişkileri, bir şehri ve bir dönemi farklı açılardan bakan bir hakikat oyununa dönüştürerek anlatıyor. Her kitap, aynı dünyaya başka bir ışık düşürüyor. Bu yüzden İskenderiye Dörtlüsü, bir olay örgüsünü takip etmekten çok, aynı olayların yeniden ve yeniden inşasını izletiyor. İlk kitap Justine, hatırlamanın gölgeleriyle açılıyor. Anlatıcı Darley’in belleğinden dökülen, çoğu kez zamansız, şiirsel, tutkulu ama bir o kadar da kapalı bir anlatı. Bir kadının etrafında dönen dairesel bir dil. Bunu okurken, metnin peşinden gitmiyorsunuz aslında; onun içinde kayboluyorsunuz. İlk kitabın büyüsü, sonrakiler için çok şey vadediyor. İkinci kitap Balthazar, ilk metne düşülen dipnotlar gibi. Ama sadece açıklama değil, sarsılma da getiriyor. Aynı sahneler başka açılardan görünmeye başlıyor. Ve anlıyorsunuz: Ne Darley’e ne de kendinize güvenebilirsiniz. Okurun da oyunun bir parçası olduğu bir hakikat deneyi bu. Artık merak yanına şüpheyi de katıyor. Üçüncü kitap Mountolive, perspektifi tamamen değiştiriyor. Artık anlatıcı Darley değil. Duyguların ve arzuların yerini bu kez diplomasi, sömürge düzeni, dini politikalar ve tarihsel çıkarlar alıyor. En başta kişisel sandığımız şeylerin altında politik ve yapısal bir ağla karşılaşıyoruz. Son kitaba dair beklenti de böylece iyice zirveye çıkıyor. Clea ise bir dönüşüm romanı. İlk üç kitaptaki görecelik, yerini zamana bırakıyor. Hem bugün hem geçmiş ağır ağır çözülüyor – ama asla çırılçıplak da kalmıyor. Bir okur olarak anlatıldığı kadarına razı gelmekle ilgili bir sıkıntım yok. Ama umduğumu bulmama engel olanlar var. Durrell bu dörtlemeyle romanı bir bilinç deneyi hâline getiriyor. Karakterler sabit değil; roller sürekli değişiyor – tıpkı hayat gibi. Aşk, ihanet, idealizm, ölüm
CleaLawrence Durrell · Can Yayınları · 202217 okunma