Hayatı kitap sayfalarına sığdırabilir misiniz? Bir yanda düşüncelerine hapsolmuş bir aydın, diğer yanda hayatı doyasıya yaşayan Zorba ... Hayatı anlamak için okumak mı, yoksa yaşamak mı gerekir?
Zorba için oldukça kolay bir soru, tabiki yaşamak, dans etmek, tutkuyla, coşkuyla yaşamak...Evinizde tıkanıp kalan, teoriler içinde boğulan, içine kapanık biriyseniz, anlatıcı ile aynı karakterdesiniz, fakat Zorba'nın sizi zorbalamasına hazır olun, Çünkü ona göre bazen de düşünmeden yaşamak, sadece yaşayarak öğrenmek gerek.Belki de Nikos Kazancakis in en büyük başarısı, Zorba karakterini ölümsüz kılması. Çünkü Zorba, sadece bir roman kahramanı değil: Her birimizin içinde gizlenen, zincirlerini kırmak isteyen yanımız…
Eğer hayatın anlamını felsefi bir metinle değil de, coşku dolu bir karakterin ağzından dinlemek isterseniz Zorba tam size göre.
Ve emin olun, okuduktan sonra içinizde bir yerlerde bir Zorba dans etmeye başlayacak.
Saç kesiminizi beğenmediniz mi? Kendinizi veya kuaför seçiminizi sorgulamayın. Büyükannenizin 70'lerdeki kötü saç modeli yüzünden.. Dedenizin sabahları simit kuyruğunda beklerken yaşadığı stres, sizin Zoom toplantılarında neden donup kaldığınızı açıklayabilir. Kitap, bilimsel bir ciddiyetle başlıyor gibi yapıyor. Epigenetik travma aktarımı, havalı terimler... Ama sonra hoop! Her şey dedenizin çocukken düşürdüğü dondurmaya, annenizin ilk aşk acısına bağlanıyor. Mark Wolynn , her problemi "Sorun sende değil, atalarında" cümlesine bağlıyor. Mesela, iş yerinde patrona sinirleniyorsun, ama bu aslında babanne travması! Ama kabul edelim, kitap insanı düşündürüyor.
Gerçekten de kuşaklar arası travmaların etkisi var. Fakat yazar bunu öyle dramatik hikâyelerle anlatıyor ki, bazen Netflix dizisi izler gibi oluyorsunuz.
Özetlemek gerekirse:
Seninle Başlamadı =
Aile soy ağacınızı check edin +
Bol bol sevgi kontenjanı (Sevgi her şeyi çözer)
Okula gitmek isteyen kız çocuklarına "gerek yok" denilen bir köy...
Ve bir kız çocuğunun kaderine dokunan bir öğretmen...
Her satır ,Duyşen' in mücadelesiyle sizi Kırgız bozkırlarına zincirliyor; bırakamıyorsunuz..
Altınay...
Bir zamanlar çamurlu sokaklarda yürüyen, hor görülen bir kız çocuğu.. Bugünse bir bilim insanı.
Aradaki farkı yaratan tek şey mi? Bir öğretmenin yaktığı ışık..Gerçek kahraman kimdir?
"Kızın okulda ne işi var?"
"Aman evlenip gidecek zaten."
Duyşen öğretmen işte bu sığ düşüncelere bir devrimci gibi savaş açıyor. Elinde bir silah yok.
Silahı; kara tahta, tebeşir ve umut.."Ben o gün kalem tutmayı değil, kendime inanmayı öğrendim"
"Okula gitmek için yalınayak yürüdüğüm yollarda, ben yalnızca harfleri değil; kendimi de buldum"
Altınay' ın bu sözleri, sadece bir çocuğun değil, hâlâ öğretmenini bekleyen binlerce kız çocuğunun ortak sesi..
Duyşen' in kararlılığı, Altınay' ın azmi...
Ve Cengiz Aytmatov un büyüleyici anlatımıyla;
İlk Öğretmenim , unutulmaz bir yolculuk...
Mutlaka okuyun. Mutlaka okutun..
Bazı kitaplar vardır, kapağını açtığınız anda içine çekilir ve elinizden bırakamazsınız. Leyleklerin Uçuşu tam olarak böyle bir kitap. Kitaba başlarsanız uyku düzeninizle vedalaşmaya hazır olun ! Her yıl Afrika’dan Avrupa’ya göç eden leylekler…Ama bu yıl bir şey farklı. Bazıları hiç varamıyor. Kimi iz bırakmadan yok oluyor. Nereye gidiyor bu leylekler? Ve neden birileri bunun izini sürerken öldürülüyor? Bu esrarengiz soruların peşine düşen kişi bir üniversite öğrencisi: Jonathan. Masum bir araştırma görevi gibi başlayan şey, zamanla ölümcül bir maceraya dönüşüyor. Kitabın yazarı Jean-Christophe Grangé , aslında bir gazeteci. Bu da demek oluyor ki olay örgüsü detaylı, gerçekçi ve araştırmaya dayalı.Her bölüm yeni bir gizem, her cevap yeni bir soruya kapı aralıyor. Okurken kendinizi filmin içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Son sayfayı çevirdiğinizde içinizden şu geçiyor: “İyi ki başlamışım, ama keşke bitmeseydi…”
Sayfaları çevirdikçe kalbiniz sıkışacak, gözleriniz dolacak ve 'İnsan ne ile yaşar?' sorusu aklınızı ele geçirecek....İnsan olmanın anlamıyla yüzleşmeye hazır mısınız? İnsan Ne ile Yaşar da yer alan her hikâye, kalbinize işleyen bir ders gibi. Bir terzinin şefkati, bir annenin duası, bir çocuğun gözyaşı, hepsi aynı şeyi fısıldıyor: İnsan ne ile yaşar? Lev Tolstoy bu sorunun cevabını, hikâyelerle değil; vicdanla veriyor. Bir meleğin cezalandırılmasıyla başlayan hikâyede, insana dair üç büyük gerçek açığa çıkıyor.
Ne kadar az şeye ihtiyacımız olduğu…
Sevginin bir tercih değil, zorunluluk olduğu…
Ve yaşamanın sadece nefes almak olmadığı…
Lev Tolstoy bir hikayesinde şöyle diyor:
“En önemli kişi, o an yanınızda olandır.”
Çünkü kimseyi bir daha görüp göremeyeceğinizin garantisi yok.
Zamanın kıymeti, insanın kırılganlığı ve sevmenin aceleciliği…
Bu kitap, bunu yalnızca anlatmıyor; hissettiriyor. Uzun romanlar gibi zaman istemiyor. Kısa olduğuna aldanmayın, uzun bir yalnızlık peşinizden gelip insana dair, unutmaya çalıştığımız her şeyi bir tokat gibi hatırlatıyor..Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar? kitabı, kalbinizde yer açmak istiyor.
Ve o yeri bulduğunda, sizi asla terk etmiyor.
Mutlaka kitaplığınızda önemli bir yeri olmalı....
Kendinizi hatırlamak için.