selim koç

selim koç
@grabowski
Büyük bir acı ya da büyük bir sevinç olmadan içindeki gerçek ortaya çıkmaz. Eğer kendi gerçeğin açığa çıksın istiyorsan, ya güneşin altında çıplak dans etmeli ya da kendi çarmıhını taşımalısın.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İbnu'l- Ar abi, Allah'ın işitme veya görme duyusu veya elleri vardır v.b. şeklinde anlamaz. Onca Allah, işiten, gören veya elleri olan her şeyde içkindir. O işiten ve gören her varlikta işitir ve görür. Bu O'nun içkinliğini (teşbih) meydana getirir. Öte yandan, O'nun Zat ı işiten ve gören bir varli ğa veya varlıklar gurubuna münhasır olmayıp, bu türden bütün varlıklarda ve her ne şekilde olursa olsun bütün varlıklarda tezahür eder. Bu anlamda Allah aşkındır, çünkü O, her türlü sınırlama ve taşahhusun ötesindedir
Rıza Nur kürsüye geldi: "Efendim! Açık oturumda konuşan arkadaşların arz ettikleri gibi cephede bütün birlikleri gezdik. Subay ve erlerle görüştük. Ordu sayıca yetersizdir ama elde kalan çekirdek hakikaten mükemmeldir. Savaşa hazırdır. Fakat birçok noksanlık ve aksaklık var. Şimdi onları arz edeceğim. Söylenmeyen derdin devası olmaz.." Meclis derin bir sessizlik içinde izliyordu. Rıza Nur ordunun yoksulluğunu anlatmaya başladı: “..Askerin çarığı yok. Çoğunun ayağı çıplak. Süvarinin kılıcı yok. Çadır yok, asker güneş altında yanıyor. Birçok askerin matarası yok. Birliklerde su fıçısı, kırba yok. Asker geri çekilirken çamurlu Porsuk suyundan içmek zorunda kalmış. Askerin yüzde yirmisinin süngüsü yok. Geri hizmetlerin iyi yapılmadığı anlaşılıyor. Bunlar Milli Savunma Bakanlığı'nın görevleri. Fevzi Paşa Hazretleri'ni yakından tanırım. Çok saygım vardır. Cidden yurtsever, çalışkan ve doğru bir insandır. Ama kanaatimce bugüne kadar uyumuş, görevini hakkıyla yapmamıştır..” Fevzi Paşa'nın yüzü soldu. "..Şu anda üç görevi var. Bakanlar Kurulu'na başkanlık ediyor, Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa cephede olduğu için ona vekâlet ediyor ve Milli Savunma Bakanı! Bu üç önemli görev neden bir kişide toplanmış? Bu ne hırs?"
Selim, mevzilendiği yerden hücuma kalkan piyade gibi siddetle doğrularak oturdu ve sırtını yastıklara dayayarak sert bir bakısla bu acayip,hatta küstah doktora baktı. Fakat hiçbir sey göremedi. Çünkü o hızlı kalkıs gözlerini karartmıs,bir an için hiçbir sey göremez olduktan sonra etrafındaki esyayı oynak ve bulanık bir halde görmeye baslamıstı. Doktor ciddi ve sükunetli bir sesle: - Gözleriniz karardı değil mi? diye sordu ve cevap beklemeden devam etti. “Ani kalkısla iyi etmediniz. Tansiyonunuz çok yüksek. Asabi menseli olan bu tansiyon normale dönünceye kadar sert hareketlerden, öfkeden, yorgunluktan kaçınacaksınız.” Pusat’ın göz kararması tamamiyle geçmisti. Fakat doktorun deminki ask teshisinin tesiri geçmemisti. Yeniden o konuya gelmek üzere doktora bakınca sasaladı. Hayal görüyorum sandı ve heyecanla sordu: - Adınız nedir?
Yıkılmış köy. Öldürülmüş insanlar, atlar, köpekler. ·· Bunlar Tanrı 'dan korkmaz mı? diye bağırdım. Bekledim. Sesimin yankısı yok. ·· Burası ne biçim bir yer Tanrım! diye ekledim. - Tanrı 'nın bu dağ başında işi ne? diye yanıtladı yanımdaki adını bilmediğim köylü. Biz burda işimizi kendi aramızda görüyoruz. Sustuk. Sonra uzaktan bir köpek havladı.