Tutkuları ve hırsları,
salt onların aptallıklarını ve aptallıklarının nahoş sonuçlarını
önlemek için yok etmek , bugün bizim günümüzde
bizzat aptallığın iflah olmaz bir biçimidir. Her diş ağrısını, dişi
söküp atarak dindirme yoluna giden dişçilere hayranlık
duymuyoruz artık...
"Modernleşme", "reform", "demokrasi", "Batı", "uluslararası
topluluk", "insan hakları", "laiklik", "modernleşme"
ve bunun gibi birbirinin yerini alabilen adlar altında,
yalnızca, küreselleşen kapitalizmin gelişiminin ve onun
politik hizmetçilerinin eylemlerinin bu kavramların doğdukları
zamandaki normlara uygun olmasını hedefleyen,
benzeri görülmemiş bir gerilemenin tarihsel girişimini buluyoruz:
Tuhaftır ki yüksek tüketim, insan ilişkilerinde de karışık bir lütuftur. Doksanlarda yaşayan insanlar, büyük büyükbabalarının yüzyılın başında olduklarından ortalama dört buçuk kat daha zengindirler, fakat dört buçuk kat daha mutlu değildirler. Psikolojik veriler tüketim ile kişisel mutluluk arasındaki ilişkinin zayıf olduğunu göstermektedir. Daha da kötüsü, insanı tamamlayan başlıca iki kaynak -toplumsal ilişkiler ve boş zaman uğraşları- insanlar zenginliğe koştururken kurumuş ya da durgunlaşmış gibi görünmektedir. Böylece, tüketim toplumunda yaşayan pek çoğumuz bolluk dünyasının bir şekilde sahte olduğunu -tüketimci bir kültür tarafından gözümüz boyanmış bir halde, aslında toplumsal, psikolojik ve manevi olan gereksinimlerimizi maddi şeylerle tatmin etmek için boş yere çabalamakta olduğumuzu- düşünmekteyiz.