"Derin anlamlar taşıyan hedeflerle,
sonuçlanmayı bekleyen düşlerle ve ifade edilmeyi gereksinen saf aşkla motive olduğumuzda,
işte o zaman gerçekten yaşarız."
-Greg Anderson
Eh, bu yeni bir haber değildi. Olive iç geçirmemeye çalışarak şakağını kaşıdı. "Çok kötü olmuş. Üzüldüm," dedi bir kez daha.
Hislerinde samimiydi ama başka ne diyeceğini bilemiyordu.
"Ee bir zahmet." Greg kalkıp tezgâhının etrafindan dolaşarak Olive'in önünde durdu. "Üzülmelisin zaten."
Olive donakaldı. Yanlış duymuş olmalıydı. “Pardon?"
"Onun kız arkadaşı değil misin?"
"Ben..." Aslında değilim. Ama kız arkadaşı olsaydı bile bunu hak etmiyordu. "Greg, ben onunla çıkıyorum. Ama o değilim. Bu meselenin benimle ne alak..."
"Tüm bunları sıkıntı etmiyorsun. Onun istediği gibi güç gösterisinde bulunmasına bir şey demiyorsun. Bölümdekilere yaptıkları senin kıçında bile değil. Oyle olsaydı miden onunla çıkmayı kaldırmazdı."
Bu sıradışı bir şeydi ama aşırı sıradışı da sayılmazdı. Greg zaten öfkeli biriydi, üstüne bir de doktora eğitiminin sebep olduğu sinir eklenince b u tür patlamalar yaşaması normaldi. Böyle davranışlar akademik camiada olmayan birine çok saçma gelebilirdi ama Olive onu anlıyordu. Bana dördüncü kez Biyolojiye Giriş asistanlığı yaptırıyorlar, ihtiyacım olan evrak ödeme duvarına takıldı, danışmanımla görüşmemde ona yanlışlıkla "anne" diye seslendim...
"Aslında yıllardır burada kötü bir şey olmadı. O çocuklar kaybolana kadar... korkunç bir şeydi, inan bana. Greg denen oğlan eskiden burada çalısırdı. Tatlı çocuktu. Sürekli bize içecek servis ederdi, iyi birine benziyordu ama görünenin arkasında ne olduğunu bilemiyorsun işte."
Fakat her ne kadar greg'in davranışları memnuniyetsizliğini yeterince ortaya koysa da tam gerektiği yerde şefkat göstermesi ve özür dilemesi beni ayrılmaktan alıkoyuyordu.