hltsevim, Canım Aliye, Ruhum Filiz'i inceledi.
20 May 10:00 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın Yorumu
1930’lu yılların genç ve kabiliyetli yazar ve yayımcısı Sabahattin ALİ’nin; eşi ve kızına yazdığı mektupların yıllar sonra derlenmesi ile oluşan “Canım Aliye Ruhum Filiz” kitabı; duygusal içeriğiyle ilgi çeken bir eser.
Kitabın konusu; zor ve ayrılıkla geçen yıllarda, ailesini mektuplarla ayakta tutmaya çalışan dürüst bir adamın, gerçek hayat hikâyesi.
Kitabın içeriği; Sabahattin ALİ’nin eşi ALİYE’yle nişanlılık döneminden, Edirne sınırında ölü bulunmasına kadar olan süreçteki mektuplarından oluşuyor. Ana teması “sevgi” olan bu mektuplar; ailesinin üzerine titreyen dirayetli bir babanın zorlu yıllarını bize açar ve okutur. Bu mektuplarda, ALİ’nin; nişanlılık sürecindeki sevdalı halleri, evlilik hazırlıklarındaki heyecanı, eşine ve kızına duyduğu büyük sevgi, evlilik hayatında yaşadığı maddi zorluklar, geçim uğruna ailesinden ayrı kalması, sonrasında yaşadığı cezaevi sürecindeki ruh hali açıklanıyor. Yaşananlar ise, maceraya açık bir hayata ve zor bir evliliğe işaret ediyor. Yazarın, sadece evlilik hayatıyla değil; fikri mücadelesi ve mesleki çabalarıyla da bir aydın olduğunu, yine mektuplardan anlıyoruz. Yazar’ın; duygularının coşkunluğu, karakterinin dürüstlüğü ve davranışlarının olgunluğu göze çarpıyor. Bu nedenle; kitabı okuyanda Sabahattin ALİ’ye karşı bir saygı hissi beliriyor.
Mektuplara gelen cevaplar kitapta yer almasa da, Aliye’nin zarafet sahibi bir eş olduğu, zorlukları kabullenişi ve asaleti mektup içeriklerinden hissediliyor. Yazarın eşine olan coşkun sevgisi ve mektuplardaki özlem cümleleri, bazılarımızca tuhaf, abartılı, hatta hayalî bulunabilir. Bu durumda şu soru akla geliyor. Acaba, kullandığımız sözcükler mi, yoksa sevgiye bakışımız mı değişti? Yine; aradan geçen 80 senede önceliklerimiz mi değişti, yoksa mektuplardaki saflığa sahibiz de bunun farkında mı değiliz?. Bilemiyoruz.
Kitap, okura; hayatı tozpembe görmenin, sürekli mutluluk beklentisinin gerçekçi olmadığını doğrudan, zor zamanlarda ilkeli davranmanın erdemini de işaretle bildiriyor. Ayrıca, bir işe (örneğin evliliğe) öncelikle iyi niyet ve saf duygularla başlamanın şart olduğunu, böyle olursa zorluklara karşı kendimizde bir güç bulacağımızı anlatıyor.
Sonuç olarak; Sabahattin Ali’nin 80 yıl önceki mektuplarındaki duru sevgiyi bize hissettiren ve günümüzde popüler olan “Canım Aliye Ruhum Filiz” kitabını, hem bugün okuyacaklara hem de yıllar sonra okuyacaklara şimdiden öneriyoruz.

Ansızın bastıran ilkbahar yağmurunun coşkusu ve ardından gelen toprak kokusunun dinginliği üzerine debdebeli sözler etmeyeli çok oldu. E tabii, yaşlanıyoruz; toprak diyince başka şeyler akla gelebilir. Zaten artık eski tür her türlü tanım, tasvir, bakış açısı sıradan oldu... Okunan kitaplar ve yeni filmler de o yüzden tat vermiyor. Yeni bir şeyler arıyor bünye. Eskinin tadı güzel, bildik, zor zamanlarda sığınılacak türde; ama yeninin heyecanlandırması, uzun süredir yok. Buradan yola çıkıp, her şey sıkıcı ve tatsız demeyeceğim. Çünkü o karamsar günlerimi yeteri kadar yaşadım ve bu bana büyük bir güç verdi. Üniversite yılları bu karamsarlık ve kötümserlik için yeteri kadar uzundu. Ardından gelen belirsizlik dönemi, o teoriyi doğruladı. Ama artık sıkıntının sürdürülemezliği dönemindeyim. O zaman keyif veren bu sözler şimdilerde dert olur.
Daha iyimser olmak hayatta kalmak için gerekli görünüyor.
Böylece bahar yağmurları da bizim için her şeyin değiştiğini ve değişebildiğini hatırlatmasıyla, güzel ve çekici.

Ayşenur Kartal, bir alıntı ekledi.
08 May 01:33 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

" Benim gibilerinse anlatabilecekleri ne varsa gece yarısı olmuştur.
Karanlık, ayırt edilmesi güç, anlatması zor,
ne olduğu belirsiz, uyku ile uyanıklık arasında, gerçekliğin ayırdına varamadığınız o tuhaf zamanlarda..."

Şanzelize Düğün Salonu, Tarık Tufan (Sayfa 7 - Profil Kitap)Şanzelize Düğün Salonu, Tarık Tufan (Sayfa 7 - Profil Kitap)
Homeless, Hayvan Çiftliği'yi inceledi.
 28 Nis 11:21 · Kitabı okudu · 2 günde

DÖRT AYAK İYİ, İKİ AYAK KÖTÜ

Globalleşen dünyanın hangi yüzyılın içinde bulunursa bulunsun belli bir sistemin dışına çıkamadığını, nitelik ve nicelik anlamında kendini tekrar ettiğini, bulguların, buluşların, arayışların ne kadar nihayet ile buluşsa da sonunda aynı sisteme boomerang etkisiyle karıştığını, dünya toplumlarının dünden bugüne veyahut geleceğe neler taşıyabileceğinin bir ''kader döngüsü'' gibi kabul edilebilir bir mantığa dayandığını, sıra dışı olayların asıl olguya asla zarar vermediğini, zincirleme gelişen bir sınıflanmanın, ayrışmanın, gruplaşmanın toplumları yok oluşa sürüklediğini bilhassa bu kitapta görebiliyoruz.

Dünyanın düz mü yoksa yuvarlak mı olduğu bütün zamanlarda tartışılagelmiştir. Ancak asıl tartışma konusu yapmamız gereken varoluş amacımızdır. İnsanoğlu mutluluğu kendine bir amaç edinmişse bunu önce hayal yoluyla zihne, kalbe enjekte eder. Sonra buna yönelik çabalara girişir.

SPOİLER!! SPOİLER!! SPOİLER!! SÜRPRİZKAÇIRAN!!

Domuzlar, yönetilmekten bıkmış, halihazırda yaklaşmakta olan sonlarından kurtulma adına özgürlüğü hayal ederler. Bunun için yaşlı Koca Reis'in açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürümüşlerdir. Çok geçmeden ölen Koca Reis'in ardından Snowball ve Napeleon'un önderliğinde bu fikri hayata geçirirler. İlk başta her şey toz pembedir. Hatta ''7 Emir'' ile hayvanların anayasası bile oluşturulur. Snowball ile Napeleon arasında fikir ayrılıkları mevcuttur. Bu fikir ayrılıkları öyle derindir ki en ufak konuda bile kendini gösterir. Snowball hayvanların okumasını, gelişmesini isterken Napeleon bunun tam tersi hayvanların sadece kendisine itaat etmelerini ve teslimiyetçi olmalarını istiyor. Yel değirmeni projesi Hayvan Çiftliği'nin kurtarıcı rolünü üstlenen projesidir. Napeleon bu projeye şiddetle karşı çıkar. Snowball bu projeyi çoğunluk sayesinde, demokratik bir şekilde kabul ettirir. Ancak Napeleon içten içe kendi ordusunu hazırlamıştır bile. Snowball toplantıda canını zor kurtarır. (Kitabın hiçbir bölümünde de bir daha kendisini göremeyeceğiz.) Snowball gittikten sonra çiftlikte artık tek başlılık baş gösterir. Napeleon monarşiyi dayatır, özgürlük isteyen hayvanlara! Kademe kademe 7 Emir'in çiğnendiği ve domuzların ayrıcalıklı sınıf haline geldiğini görmekteyiz. Büyük önder Napeleon'a bağlılığıyla bilinen ve yel değirmeninin yapımındaki emeğiyle çiftliğin ana unsurlarından biri olan Boxer'ın da güçten düştüğünde At Kasabı'na satıldığını görmekteyiz.


Önder Napeleon, Yedi Emir'de belirtilip, kabul edilen hususları birer birer çiğneniyor. Napeleon'un medya ayağı (kamuoyu) Squealer, İkna kabiliyetinin yüksek oluşu ve hayvanların ''yoksa Jones'un dönmesini geri mi istiyorsunuz'' tehdidine eğdikleri boyun, onları onulmaz sorunlara sürüklüyordu. Pirincin içindeki siyah taştan korkmaya gerek yoktu artık, asıl tehlike pirincin içindeki beyaz taşta idi.


Çok sevdiğim bir söz var, nereden duyduğumu tam hatırlamamakla birlikte; denetleyenleri kim denetleyecek, gözetleyenleri kim gözetleyecek? Hayvan Çiftliği Snowball'u verdiği gün kaybetti. Hayvanlar özgür olma adına iki ayaklıklara baş kaldırmıştı. Ancak tam bağlılık beraberinde sınırsız gücü, sınırsız güç de beraberinde kaosu getirdi.


Kitabın sonlarına geldiğimizde ise, Hayvan Çiftliği'nin değişmez görüşü olan ''Dört ayaklar iyi, iki ayak kötü'' ilkesinin de ayaklar altına alınıp çiğnendiğini görmekteyiz. Napeleon, aldığı her kararı bir şekilde ''Jones, diktatörlük ve Squealer'' üçlemesiyle kabul ettiriyordu. Ha bir de koyunların her başkaldırıya melemelerini unutmamak gerekir :)


İnsanların da çiftliğe gelip domuzlar ile yaptığı barış antlaşması artık bardağı taşıran son hamle olmuştu. Sırasıyla, hayvanların idamı, boxer'ın at kasabı'na satılışı, domuzların kendini yüksek sınıf ilan etmesi, insanların çiftliğe gelip domuzlarla yaptığı anlaşma akıllara şu soruyu getiriyordu: Jones gitti ama kavga neden bitmedi?


Laz Mühendis de dediği gibi bu kitap sadece Komünizm ve Stalin özelinde yazılmamış. Sadece dünü değil bugünü ve geleceği de temsil etmektedir. Gücün her zaman denetlenmesi gerektiğini, özgürlüğün de sınırlarının olduğunu, cehaletin aldığımız nefesi dahi anlamsızlaştırdığını okuyucularına deklare etmektedir.

Kitaba hangi ara başlayıp bitirebildiğimi anlayamadım. Bu kitabı okuyun ve seçimlerinizi, fikirlerinizi bir kez bile olsa sorgulayın. Biz düşünmedikçe, okumadıkça, eleştirmedikçe, sorgulamadıkça sonumuz bu çiftlikten ötesine gitmeyecektir.

Kitabın sonundaki bu cümle ile inceleme son veriyorum:
Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.

Gülizar kulaklı, bir alıntı ekledi.
19 Nis 23:06 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sabah erkenden başlayan bir hikâyenin beni götürebileceği bir yer yok. Yalnızca iyi adamların, düzenli bir hayat sürenlerin, uyandıkları güne dair anlamlı beklentileri olanların,sigortalı olarak bir yerlerde çalışanların ve elbette birilerini geçindirmek zorunda kalanların hikâyeleri sabah vakti başlar; saat kurarak güne başlayanların hikâyeleri. Tam da olması gerektiği gibi, olması gereken saatte. Benim gibilerinse anlatabilecekleri ne varsa gece yarısı olmuştur. Karanlık, ayırt edilmesi güç, anlatması zor, ne olduğu belirsiz, uyku ile uyanıklık arasında, gerçekliğin ayırdına varamadığımız o tuhaf zamanlarda.

Şanzelize Düğün Salonu, Tarık TufanŞanzelize Düğün Salonu, Tarık Tufan
İnci Küpeli Kız, Nar Ağacı'ı inceledi.
 28 Mar 22:08 · Kitabı okudu · 21 günde · Beğendi · 9/10 puan

Nar Ağacı…
Dibinde oturuyorum çiçeklerini izleyerek. Romanın kahramanları beliriyor teker teker. Büyükhanım çiçeklerini suluyor bahçede. Hacıbey dışarıya çıkıyor ve Zehra ile İsmail Masal ile oynuyorlar… Sıcacık bir yuva. Meyve bahçeleri mutlulukla salınıyor, limon ağacı gençleri izliyor…
Ve savaş bütün aileleri vurduğu gibi bu aileyi de sarsıyor tüm kuvvetiyle… Acıyla ve tokat gibi gerçekleri vurarak yüzlerine...
Kaç çocuk ailesinden ayrıldı içine akıttığı göz yaşlarıyla ?
Kaç genç daha annesinin kardeşinin neşesine doyamadan düştü cephelere?
Kaç ekmek teknesi yıkıldı güya barış uğruna?
Kaç asker açlıktan öldü, kıvrana kıvrana?
Tüm bunlar madem barış için masum insanlar neden bu kadar acı çekti ?
Hangi kelime tüm bu acıların tarifini koyar ortaya?
Soğuğa, balçığa bata çıka neyden kaçtı bunca insan?
Tarih kitaplarında 3-5 soğuk, duygusuz cümle ile yazılan bunca savaş ve onca insanin ölümünün ardından gelen barış anlaşmaları kaç çocuğun çektiği acıyı silebildi? Kaç anneye her şey geçti diye teselli verebildi?
Hangi toprak paylaşımı insanların gözlerinde ve yüreklerinde asılı kalan kan, sefalet ve çileyi toprağa gömdü?
Tüm bu satırları çok daha etkili dile getirmek isterdim… Çünkü kitabın sayesinde zihnimde hiç yaşanmayan bir savaşı yaşadım. Savaştan kaçan insanları gördüm, yüklerini sevgileriyle şımarttıkları hayvanlarının sırtına yüklemiş insanları gördüm: bu hayvanlar ki açlıktan derileri kemiklerine yapışmış…
Yabancı kuvvetler yuvamızı yıkar, karımıza kızımıza bir şey yapar diye evlerini, işlerini, tarlalarını terk eden bilmediği bir yola çıkan kaç gözü yaşlı aile vardı o savaşta.
Savaş benim içimde hiç bu kadar cisme bürünmemişti. Hiç bu kadar vahşi olduğunu, acımasız ve tuttuğunu sürükleyip götüren bir canavar olduğunu bu kitaba kadar fark etmemiştim. Evet savaş kötüydü bunu biliyordum ama ben bu kitapla o savaşın içindeydim. Sırılsıklam bir haldeydim ve etrafımda sığınabileceğim tek bir yer yoktu… Korktum hiç korkmadığım kadar. Ağladım, gözlerim acıyana kadar…

Ve fark ettim ki insanın ırmağının hangi ırmaklarla birleşeceği belli olmazdı… O ırmak nerelere çıkacak hangi denize dökülüp yüreği ferahlayacak bilemezdi… Kalplerimizde hangi kalpler misafir olacak ve günün birinde ona veda edeceğiz bilemeyiz. Ve hangi kalbin bizim için doğru kalp olduğunu…
O kalple karşılaştığımızda diyeceğiz ki evet, ben bu yürekle bir araya gelebilmek için bunca acıyı çektim, bu şehre geldim, bu insanlarla kavga ettim, bu insanlarla ahbap oldum hepsi benim bu yürekle bir araya gelebilmem içindi…
Benim nar ağacım meğerse bu ruhun derinlerindeymiş....

Kitaba başladığımda Nazan Bekiroğlu etkinliği henüz başlamamıştı. Ben fazlasıyla uzatarak okudum kitabı biraz da şartların yönlendirmesiyle tabii… Sindire sindire göz yaşlarıyla ve yüreğimde çiçeklenen bir nar ağacı bıraktı bu kitap…

Son paragrafı teşekkür bölümüyle bitireceğim. Son bir ay benim için zor bir aydı. Ve bu zamanlarda neşeli olduğum anlardaki gibi elimi bırakmayan, ışığıyla karanlık yolumu aydınlatan yıldızım, özlem ‘e ve onun kadar varlığını hissettiren biricik büyücüm ve dostum https://1000kitap.com/lwoH/Duvar/ ’a teşekkürlerimi sunuyorum ve bu incelemeyi onlara ithaf ediyorum. Varlığınız bana güç veriyor. İyi ki varsınız ve benim dostlarımsınız…

Bu parça da tüm incelememi okuyanlara armağanım olsun…
https://youtu.be/fAS1dGfPvDI
Sonuna kadar okuduysanız helal olsun der, teşekkürlerimi sunarım:)))

Sevgi ve neşeyle...

Dostluk
Evvela bir hatıra ile başlayım. Lise yıllarımda dershanede olduğum birgün, ders arasında pencereyi açtım. Zannedersem kış günüydü çünkü hava soğuktu. Birazdan bir kız gelerek pencereyi kapatmamı söyledi.

Nedendir bilmem inadım tuttu ve sınıfın havasız olduğunu bu durumun sıhhate muzır olduğunu, teneffüsün sınıfın havalanması için bir ara olduğunu, kantine inmesi gerektiğini falan söyledim. Halbuki o dönemlerde paket paket sigara içer sıhhatime de hiç dikkat etmezdim.

Bu kısa tartışma az zamanda laf dalaşına dönüştü ve kız bana hakaret etti. Ben ki hiçbir hakaretin altında kalacak adam değilim. Ders başlayınca hocadan söz isteyip insana yapılacak en büyük ezanın kendisinden aşağı insanlarla aynı yere mahkum edilmek olduğu gibisinden iddialı bir laf ettim

Bir natuk edası ile uzattıkça uzatıyor, karşı tarafı kültürce görgüce benden aşağı olmakla itham ediyor ve yerden yere vuruyorum. Derken kız salya sümük ağlamaya ve bana bağırmaya başladı. Ben de artık daha fazla kalmaya tahammül edemeyeceğimden bahisle sınıfı terk ettim.

Tabii ergenlik dönemleri, insanın burnunun havada olduğu dönemler; insan kendini bir şey sanıyor fakat sözlerimde de bir hakikat yok değilmiş. Belki aşağı diyemeyiz ama insanın kendisinden farklı anlayışta insanlarla bir araya konulması hakikaten o kişiye büyük bir eziyet.

Kim daha üstündür kim daha alçaktır böyle bir kıyas yersiz zira genelde her görünümün altında yatan amaç benzer. fakat üslupta fark olması ve bu sebeple bir insanın bir toplulukla uyuşamaması, o topluluktan ayrı kalarak yalnızlığa mahkum olması heyhat ne büyük ıstıraptır.

Fakat yalnızlık nedeni ile ıstırap çektiğinin kabulü zor olsa gerek ki pek çok yalnız insanın bunu bilerek tercih ettiğine, yalnızlığın aslında çok güzel olduğuna dair samimiyetsiz beyanlarını duymaya maruz kalırız. Yalnızlık daima yüceltilir fakat oldukça boktan bir şeydir.

Hayatımda en mutlu olduğum yerler lise, askerlik gibi kolektif yaşamın hüküm sürdüğü yerlerdi ve en iyi dostlarımı da buralarda edindim. Hayatımın en eğlenceli bölümünün buralarda geçmesi ne kadar boktan bir hayat yaşadığımın göstergesidir.

Giyimin dahi aynı olduğu bu yerler aslında bir nevi sosyalist modeldir. Sen aradaki farkları kaldırdığın zaman herkes samimi ve kendisi olur. Böylece has insanı daha rahat tanır ona daha rahat erişebilirsin. Ama bir cangıla benzeyen günlük yaşamda bu mümkün değil.

Aradığın insanları, kendilerini gizledikleri ve mecburen başka bir kılığa girdikleri için asla bulamazsın kimi zaman da bulduğunu sandığın insanların maskelerinin düşmesi ile hayal kırıklığına uğrarsın. Lakin sosyalizmde insanı keşfetmek daha kolaydır.

Demem o ki ben bireyciliği şunu bunu reddediyorum. Kimsenin özel bir dünyası falan yok. İnsan dayanışmaya muhtaç toplu yaşama alışkın bir varlıktır. Bu aşamada dayanışma içinde olduğu kişilerle üslubunun, mefkuresinin aynı olması gerekir yoksa o topluluk ona yaşam hakkı tanımaz.

Buradan dostluğun önemine gelecek hatta bir de iddialı laf edeceğim. Dostluk ana evlat ilişkisi kadar önemli bir müessesedir. Ana evlat ilişkisi insanın bedensel olarak yetersiz olduğu bir dönemde hayatta kalmasını sağlar. Bu dönemin tamamlanmasından görevi dostlar devralır.

Başka bir kentte yaşayan bir arkadaşım beni bir whatsapp grubuna davet etti. O grupta, takıldığı arkadaşları var. Sürekli bir şeyler yapıyorlar ve bunu gıpta ile izlememek elde değil. Benimse tüm sevdiğim dostlarım pek uzaktalar. Ne kötü ki yalnızlık sadık bir köpek gibi peşimde.

Son zamanlarda hayatımın maddi alanındaki ciddi değişimler sonucu menfaate dayalı ilişkiler kurmak zorundayım. Bu sebeple pek çok insanla tanışıyor ve vakit geçiriyorum ama bu hakikaten büyük bir eziyet veriyor bana.

Eskiden ise buna ihtiyaç duymadığım için yalnızlığı yeğliyor fakat bu sefer de aklımı kaçırmamak için zamanı doldurma çabasına girişiyor oldukça faydasız işlerle meşgul oluyordum. Öyle ki bu zorunlu sürgün yüzünden müzik alanında kendimi çok ilerlettim.

Fakat bu zamanları da asla sevmedim. Hayatımda özlem duyduğum anlar genelde mutlu olduğum anlardı ve bu anlarda yanımda hep yakın dostlarım vardı. Bunlardan en önemlisi hatta yeri gelince bir tanesi diyebileceğim Ö.'dür. Dile kolay ömrümün yarısınca ahbaplık etmişim.

Şimdi bakıyorum geçmişe, boktan bir coğrafyada uyum sağlayamadığım insanlar arasında idim ama bana uyan bir tane insan olması sanki arkamda büyükçe bir ordu olduğu hissi veriyor, bu eğlencesiz coğrafyayı eğlenceli kılıyordu. Şimdiyse öyle değil çünkü dostum başka yerde yaşıyor.

Diğer dostlarım da bir bir gitti ya da yaşam gailesinin içinde yok olup bittiler. Şu tatil evveli akşamda kapımı çalan dahi yok. Peki ya ne yapmalı? Yeni dostlar mı edinmeli? Peki ya buna imkan var mı? Yoksa bu uyum sağlayamadığım coğrafyayı mı değiştirmeli?

Bir topluluğa girdiğinizde karşılaştığınız güç mücadeleleri, kendini satmak için ortaya atılan zırvalar, gereksiz konuşmalara karşı samimiyetle davranmanın neticesi doğrudan yenilmek oluyor. Ya sen de genele ayak uyduracak ya da yok olacaksın. En azından bu coğrafyada durum bu.

Ben dostumla lisede tanışmıştım. O zaman tek tip kıyafet vardı. Yani herkes aynı kıyafetin içerisine girdiğinde ister istemez sınıfsız topluluğa benzer bir hal oluyordu. Bir ikincisi genç ve daha içtendik. Para kazanma ihtiyacımız da yoktu. Yani sosyalizme yakındık.

Belki bu uyuşamadığım topluluğun içinde de benim gibi düşünenler var ancak gerçek yüzümüzü asla sergileyemediğimiz için onlarla buluşamıyoruz. Halbuki bir takım amaçlar ortadan kalksa insanlar daha içten olacak. İşte bunun da çözüm yolu sosyalizm sanırım.

Bu politik çıkarımdan sonra bir de kendime dair bir çıkarım yapayım.Eğitimime dair seçimlerimde yanıldım, meslek seçimimde yanıldım, çalıştığım yerde yanıldım hayatın maddi yanları bir tarafa aşık oldum onda bile yanıldım; hayatım yanılgılarla dolu fakat dostlukta asla yanılmadım.

Dostlarımdan beklentim olmadığından zerre hayal kırıklığına uğramadım, dostlarım ise beklentim olmadığını bile bile daima yardımıma koştular. Hayatın ötesine dahi inanmadığım halde şu dünyada tek inandığım şey dostlarımın samimiyetidir.

Tüm sanat tarihini aşkla doldurmuşlar lakin onun dahi ömrü dostluk karşısında ne kısa. Peki ya sanatı ve günlük yaşamı işgal eden diğer mevzu olan din? Acaba insanlığın teşekkülünde dostluk kadar önemli mi? Zaten gizli bir dostluk sözleşmesinden başka nedir ki din?

Dostluk kutsaldır,ulvidir falan demiyorum. Ama şu hayattaki en elzem şeydir belki de. Kurosawa'nın Ran filminde Hidetora İchimonji bir laf ediyordu : "Sadece vahşi hayvanlar ve kuşlar yalnız dolaşır" Bu hakikatli söz karşısında diyebiliriz ki insan da yalnız kaldıkça hayvanlaşır.

Övmeyin yalnızlığı. Ufak çıtırtılardan ürperen, her köşe başında ölümle yüzleşeceğini zanneden hayvanlar timsali yaşamak iyi değildir. Hayatı çekilir kılan güvenilecek, paylaşılacak birilerinin olmasıdır. Uzakta da olsalar iyi dostlarımın olduğunu bilmek güzel şey. Saygılar.

Duygu, Altın Oğul'u inceledi.
04 Mar 16:43 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Ancak ben bunun için yaratılmıştım. Cehenneme dalmak için."
.
.
Pierce Brown yine kendine ve yazdığı evrene beni hayran bıraktı. Mükemmelik bu seri için az kalır. Nereden başlasam bilmiyorum en sevmediğim karakter için mi üzülmedim, en sevdiğim karakterlerden birinden nefret mi etmedim, şaşkınlıktan aklım başımdan mı gitmedi... Neler neler oldu... Hala etkisindeyim... Kızıl Yükseliş´in sonu harikaydı bu tartışmaya açık olamayan bir konu ama Altın Oğul sen nasıl bir şeydin ya. İlk başlarda ders yoğunluğum ve olayların biraz durağanlığı yüzünden az az okuyabildim ama kitap belli olaylardan sonra öyle bir açıldı ki Kızıl Yükseliş gibi harika bir kitabı yazdıktan sonra bile yazarın kendini geliştirdiği ortaya çıktı. Beni kendine bağladı ve ´amaan dersleri sonra yetiştiririm´ deyip kitaba gömülmeme yol açtı. Ben kitap yorumlarını en çok karakterler üzerinden yapmayı seviyorum zaten diğer yorumlarımdan da bu anlaşılıyordur. Yine karakterlere ve onların ayrı dünyalarına dalarak bu harika kitabın içine nasıl çekildiğimi anlatacağım. Adalet, eşitlik, özgürlük için halkını yüz yıllardır sömüren Altınlardan birisi olan Darrow´dan bahsedelim ilk önce. Titus´u hatırlıyorsunuzdur, hani Enstitü´de Darrow dışında Altına dönüştürülmüş adalet ararken intikamın oyuncağı olmuş, saf öfke ve nefretten gözü kör olmuş Kızıl. Darrow´un da içinde için için yanan nefret var, yoluna devam etmesini sağlayan... Ama Darrow bunu kontrol etmesini bildi, hatalarından ders çıkartarak gerçek adalet için yoluna devam etti. Titus gibi sadece Altınlardan nefret etmedi onları tanıdı, arkadaş edindi, Altınlarının hepsinin kötü olmadığını gördü eğer Titus gibi olsaydı öfkesinin gerçekleri görmesini engellemesine izin verseydi daha mücadelesi başlamadan sona ererdi. Titus gibi kalbinin intikam ile kararmasına izin vermedi çünkü her gün kalbinin atmaya devam etmesini sağlayan Eo´un hayali ile yaşıyordu. Kısrak´ın gözlerinden içine işleyen umut ile, dostluklarının kuvveti ve adaletin meşalesinden yayılan ışık ile yaşıyordu. Darrow´u özel yapan sevdiklerinin gücüydü. En karanlık zamanlarda onlardan güç buluyordu. Böyle bir karakter nasıl favorim olmasın ki. Darrow´dan çok şey öğrendim; onunla beraber her iyinin içinde bir kötü her kötünün içinde bir iyi olduğunu hissederek, anlayarak öğrendim. Kendini geliştiren karakterleri her zaman severim ve Darrow da sürekli olarak değişim ve gelişim içerisindeydi bu kitapta bunu okumak çok hoşuma gitti. Diğer sevgili, sevgili canım karakterime geçmek istiyorum Darrow´un gerçek dostu, yoldaşı ve Uluyanların lideri Sevrooo. Lanet olasıca çok güçlü ve harika ötesi bir karakter! Kızıl Yükseliş´teki hareketleri ile zaten sevgimi kazanmıştı ama bu kitapla beraber çocuğun büyük fanı oldumm. Darrow´a olan sonsuz sadakati, dostluğu, desteği ile gerçek dost ve kardeş olduğunu gösterdi. Uluyanlara olan bağlılığı ile yine sevgimi kazandı. Hiç söyleyemediği duyguları ile kalbimi binbir parçaya ayırdı ama buna rağmen güçlü durdu, bir kurt gibi. Kabuğuna çekildi duyguları yine ama biz sevgili Sevro´muzun içini gördük bir kere bu kitapta. Unutmak zor bunu. Şakaları, seçimleri, bakış açısı, savaşçılığı, zekası, anlayışı her şeyi ile bu çocuğa bayılıyorum! Sevro en iyisini hak ediyor diyebileceğim bir karakter ve onun içinde olduğu her sahneyi okumayı çok seviyorum. Kusurlarını kabullenen ve bunlara zerre önem vermeyen, arkadaşları ve inandıkları için canını teslim edecek cesaretli Sevro senin hakkında daha konuşurum ama babandan da biraz bahsedelim. Fitchner da çok sevdiğim bir diğer karakterdi kim tahmin edebilirdi ki kendisini bu kadar sevebileceğimi? Ha bir de Tactus var. Asla bu karakteri seveceğimi düşünmedim. Psikopat ve dengesizdi ama bu kitap çoğu karakterin gerçek yüzünü görmenizi sağlıyor. Gerçek yüzünü gördüğümüz bir diğer karakter de Roque... Artık biraz spoiler vereceğim dayanamıyorum !SPOİLER! Tam Tacatus´un gerçek yüzünü gördük, kalbinin yaralarını gördük, tam içimden bu çocuk kurtarılmaya değer dedim, Darrow sen ona bir ışık verebilirsin karanlıktan çıkarılabilir dedim çocuk Darrow´un kolları arasında son nefesini verdi. Söylediği gibi hızlı yaşadı, genç öldü sevgili dostum... Darrow´un onun için istediği huzuru umarım bulmuştur, ikinci şansını bulamasa da... İlk önce Lea sonra Quinn´in ölümü, Darrow´un ondan gizledikleri sebebiyle o sevdiğimiz şair Roque öldü benim için. Çocuğun kafasını kopartmak istiyorum yaptıklarından dolayı! Tamam acın var anlıyorum ama bu Darrow´un suçu değil, o her zaman seni korumaya çalıştı mankafa! Gerçek dostu olduğunu düşündü, defalarca özür diledi, seni kazanmaya çalıştı ama sen ne yaptın ikinci Cassius oldun başına! Tamam hadi suçlayacak birilerini aradın ve Darrow´u buldun peki ama sırf bu yüzden Victra, Fitchner ve Arcos´un ölmesine yardım ettin seni adi! Fitchner´ın gerçek hikayesi ağzımı açık, gözlerimi yaşlı bıraktı ve kesinlikle bu sonu hak etmiyordu. Ya Sevro´nun yarı Kızıl çıkması! Delice bir fikir, harika ötesi yazar! Victra´nın sonunun Tactus gibi olmamasını istiyordum ama Roque sağ olsun(!) Tactus gibi o d bu dünyada huzura yaklaşmışken... Çakal´ın kalbi olduğuna o kadar çok inanmak istedim ki ama ona neden çakal dediğimiz bir kez daha ortaya çıktı. Kısrak bu konuda haklı çıktı ama o da ayrı bir aleme gitti. Sonunda olanların nasıl geliştiğini anlayamadım Kısrak ihanet etti mi? Roque nereden Darrow´un kızıl olduğunu biliyordu? Çakal ne zaman Fitchner´ın gerçek kimliğini öğrendi? Aklım sorularla dolu! -SPOİLER BİTTİ-
Sonu neydi pekiii?! Ağzımı kapatamadım şaşkınlıktan! Sabah Yıldızı´nı almak için çıldırıyorum! Neler oluyor diye bağırmak geldi içimden! Hala sonunun nasıl öyle geliştiğini çözemedim anlatmak isteyen varsa dinlerim fhvgsdgvg

Ebru Yeşilova, Bozuk Elmalar'ı inceledi.
31 Oca 18:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Kitap incelemesi / Sinan Turanlı, Bozuk Elmalar, Gece Kitaplığı, Ankara, 2017

Din hayatımıza genellikle düşünme, sorgulama, akıl yürütme sonucunda giren bir kavram değildir. Küçük yaşlardan itibaren ailelerimizin öğretileri ile sahip olduğumuz, varlığı veya doğruluğu konusunu, genellikle doğruluğundan fazlasıyla emin olduğumuz için hiç sorgulamadığımız bir kavramdır.

Sinan Turanlı’nın Bozuk Elmalar kitabı sağlam bir din sorgulaması içeriyor. Özellikle dini konularda fazlasıyla hassas olan kişileri uyarmakta fayda var. Okuduklarınız hoşunuza gitmeyebilir. Ama düşünmeyi, felsefeyi, sorgulamayı seven biriyseniz bu kitap tam size göre! Büyük bir zevkle okuyacağınızdan emin olabilirsiniz.

Bozuk Elmalar, semavi dinlerin tarihteki yeri, insan hayatının sosyal , psikolojik ve maddi unsurları üzerine etkilerini inceliyor. İncecik, 123 sayfa bir kitap olmasına karşın bütün bu unsurlara detaylı biçimde değinilmiş. Birbirinden farklı onlarca konu temelinden yola çıkılmış farklı düşünceler tek tek bölümler halinde irdelenmiş. Her bölüm din kavramını farklı bir açıdan inceliyor. Bölümler sadece birkaç sayfadan oluşuyor ve okuması zor değil. Ama kitabın genel bir bütünlük arz etmediğini söylemeliyim. Onun yerine, farklı konular hakkında yazılmış ve bir araya getirilmiş bağımsız denemeler diyebiliriz. Eğer sizi belli bir fikir konusunda aydınlatacak, düzenli, giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olan sistematik bir kitap bekliyorsanız, konuların dağınıklığı sizi biraz şaşırtabilir. Bunları, her biri düşünce ufkunuzda farklı sorulara ve kıvılcımlara sebep olabilecek, aynı konu ile ilişkisi bulunan birbirinden farklı denemeler gözüyle okursanız, daha keyifli bir okuma süreci geçirebilirsiniz diye düşünüyorum. Bunun avantajlı bir tarafı da var bence. Bağımsız zamanlarda istediğiniz yerden açıp kısa kısa okumak için ideal. Üstelik konular arasındaki bütünlüğü korumak için kitabın ara vermeden okunmaya ihtiyaç duymaması, okumayı uzun bir zamana yaymanıza, yanı sıra başka kitapları da okuyabilmenize imkan veriyor. Hali hazırda başka bir kitap okurken ikinci kitabınız olarak veya yol arkadaşınız olarak toplu taşıma araçlarında da verimli şekilde okuyabilirsiniz.

Eğer sistemli bir sorgulama için anahtar ve hazır bir yol haritası bekliyorsanız maalesef beklediğinizi bulamayacaksınız. Bu kitap daha çok, farklı konuları belki bir eksende incelemekten hoşlanan “felsefe severlere” hitap ediyor. Dezavantaj olarak, çok sayıda konuya değinilmesinin konu bütünlüğü açısından kafa karıştırıcı olmasını söyleyebilirim. Daldan dala, konudan konuya atlayan yazarımız kendisini takip ettirmeyi zorlaştırarak biz okurlarına adeta beyin jimnastiği yaptırıyor. Okurken kesinlikle konu bütünlüğü beklentiniz olmasın. Ancak farklı konularda sizinle sohbet eden zeki biriyle yaptığınız beyinsel diyaloglar gözüyle bakarsanız, okurken kendinizi yazarla sohbet halinde bulduğunuzu fark edeceksiniz.

Bu din ile ilişkileri incelenen dağınık ve çeşitli konuları sizler için özetlemeye ve başlıklar halinde listelemeye çalıştım. (Bu sayacaklarım kitaptaki konu başlıkları değil, benim konular hakkında yaptığım özet konu çıkarımımın sonucu) Genellikle değinilen konularımız, din sorgulama; korku v.s. duyguların din ile ilişkisi; din-bilim ilişkisi; özgürlük; fanatizm; ebeveynlik, sevgi, aile ilişkileri, evlilik üzerine tavsiyeler, ölümün sebep olduğu yakın kaybı ve acısı; olasılık, tesadüf ve mucize ilişkisi; kurban ritüeli; İslam’da kadın-erkek eşitsizliği; Kur’an’da geçen “bozgunculuk” kavramı üzerine düşünceler; varoluş ile ilgili komplo teorileri; tanrı kavramı; güç ve para; devletlerin politikalarında dinin yeri ve önemi; dini ve dindışı bakış açılarına göre günlük olaylardaki vicdani bakış farklılıkları yönünden doğru/yanlış kavramlarının incelemesi; din-para ilişkisi; evren, evrenle ilgili bilimsel veriler; 3 semavi dinin kutsal kitaplarındaki çelişkili/tartışmalı bazı ayetler; dinin insan üzerinde sebep olduğu baskı türleri; devlet sistemleri ve eğitim ilişkisi; demokrasi; ibadet; dindarlık ve milliyetçilik kavramlarının savaşa ve devletlerin savaşçı politikalarına etkileri; paranın hedeflerimiz konusundaki olumlu veya olumsuz etkileri; kader; akıl; kadın-erkek eşitsizliği düzleminde İslam şeriatına ve şer’i devlet yönetimlerine dair eleştiri; kutsal kitapların evrensel mesajlar içermemesi üzerine; devletler ve zenginlerin sahip olduğu erk/üst yönetim neden dini yaygınlaştırmak ister, dini nasıl kullanır; dindeki zorunluluk ve doğruluk kavramı arasındaki ilişkinin incelenmesi; dini bir sorgulama sonucunda insanın düşünsel, duygusal ve reel hayatında yaşayabileceği değişimler/sıkıntılar/iç hesaplaşması üzerine kısa sorular.

Son bahsettiğim cümle, bu sorgulamayı daha evvelden dibine kadar yaşamış biri olarak söylemeliyim ki, başlı başına bir kitap konusudur. Sorular kısa birkaç soru ile geçiştirilmiş. Bence bunun sebebi, kitabımızın hedefinin bir sorgulama başlatmak olması. Olası bir sorgulamanın sonuçları bu kitabın konusu olmamakla birlikte, finalde, yaşayabileceğimiz bazı iç meselelere ucundan göz kırpıyor.

Kitabın dilinin oldukça didaktik (öğretici) olduğunu, zaman zaman ise samimi sohbet tarzına kaydığını söyleyebilirim. Bazen bu iki tarz arasındaki fark dikkat çekiyor. Didaktik yazım tarzı zaman zaman sıkıcı gelebilir. Ancak bu kitabın yazarımızın ilk kitabı olduğunu mutlaka göz önünde bulundurmalısınız.

Peki bence bu kitap insanlar üzerinde gerçek ve ciddi bir din sorgulamasına sebep olabilir mi? Samimi konuşmak gerekirse bence hayır. Ama keşke daha etkili olabilseydi demekten kendimi alamıyorum. Bu konular üzerinde kendine hiç soru sormamış bir insan açısından düşünürsek, başlangıç olarak iyi. Yani bunu okuyup da dinden falan çıkarım diye korkmayın sakın. Hatta imanınız daha da kuvvetlenebilir. (Bu not da yazarımıza özeldi.)

Ben okurken keyif aldım ve herkese tavsiye ediyorum. Sayın Sinan Turanlı zeki, saygılı, hoşgörülü bir insan ve kendisini tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum.

Bir başka kitap incelemesinde görüşmek dileğiyle.

Ebru Yeşilova

Not: Kitaptan altını çizdiğim bazı alıntılar:
"Gençlik yıllarımıza gelmeden anlıyoruz ki bizim tercihte hiçbir rolümüzün olmadığı; çünkü kuşkuyla bakma cesaretini göstermemiz engellenmiş bir dinimiz var."
"Aklıma Albert Einstein'ın zaman tanımayan, "Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri de her şeyin mucize olduğunu düşünmek" sözü geldi."
"Bir de şu açıdan bakmanızı rica edeceğim. En saçma inancın olduğu yerde doğduğumuzu, yaşadığımızı varsayarsak, o inancın savunucusu olmayı reddedebilir miydik? Peki, şu an gerçekten de oradaysak?..."
"Belki de kendimize öldükten sonra yok olmayı (maneviyatta) yakıştıramıyor oluşumuzdur, inanç eğilimimizin nedeni. Hepsinin yanı sıra evreni, evrende olup biteni düşününce, hiç kadarız ve varolduğumuz zaman aralığı, "yok" kadar. Fakat kendimize biçtiğimiz değer, aksine devasa. "Çok zeki, yetenekli, kıymeti bilinmemiş bireyleriz tek tek." "
"Özgürlüğümüzse en kıymetli yaşam standardımız ve buna engel olmaya çalışan her şey hayatımızdan çıkmalıdır....... Özgürlüğünüzün önüne sadece çocuğunuz geçebilir ve eğer istiyorsanız çekirdek aileniz, sevdiklerinizdir. Bunun dışında kalanların özgürlüğünüze dokunmasına izin vermemelisiniz."
"Onsuzluk alışkanlık oluyor; şaşıyor ve anlıyorsun. İnsanoğlu gerçekten ölüyor."
" "Bozgunculuk" öldürmeye neden olacak bozgunculuk nedir? Neleri kapsar? Sonuçları ölüme varabilecek olan bu kelimenin keskin çizgilerle çizilmiş tanımı olmalı."
"Peki, dünya devletleri bu konudaki önlemler konusunda samimi mi? Pek öyle görünmüyor, ortada milyonlarca silah var ve teröristlerin fabrikaları yok."
" "Bir kadın olarak Müslümanlık bana cennette ne vaat ediyor? derse, hangi ayeti göstereyim? Pazuları şişkin adamlar, şaraplar, partiler, utangaç bakışlı yaşıt delikanlılar?"
"Yıllık maaş artışı oranlarını belirleme esnasında, neden devlet yetkililerinin karşısında işverenler değil de çalışanların sendikaları yer alır? Devlet kimi temsilen oradadır?
Peki ya dinler; neden hak yemeyin derken, hakkınızı her platformda arayın demez?"
"Bir yıldızın etrafında dönen bir zerrenin üzerindeki, gelmiş geçmiş milyarlarca quarkın bir tanesinin, layıkıyla yaptığı ibadetlerin tam listesi. Ne zahmetli ve gereksiz bir iş değil mi? Ne yapacağımızı da biliyor üstelik. Hiç mantıklı olmadığının farkında olmamak, hiç mantıklı değil!"
"Herkese yetecek kadar kaynak ayrılamayacağından, yani zenginler kendilerine düşen paylardan feragat edemeyeceğinden, çok daha ucuz maliyetli olan"din" zerk edilmelidir insanlığın damarlarına. Çok daha güzel bir yaşam, şükredilip, tevekkül edildiği takdirde, tüm fakir fukaranın olacaktır bu güzel yaşam, tabii ki öldükten sonra!; Hayali güzel olan, bana göre aslı olmayan janjanlı harikalar diyarı. İtiraz mekanizması, geri dönüşümü olmadığından kapalı. Harika bir zemin değil mi?"

Ahmet Yetik, bir alıntı ekledi.
27 Oca 00:26 · Kitabı okudu

VE ÇOCUĞUN UYANIŞI  BÖYLE BAŞLADI
Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor 
Acıyı ve insanlığı çocuklar 
Böyle dayanılmaz kıldılar ve yeni suları 
Onların bilgileri getirdi 
Elleri önlerine bağlı - duruşları 
Omuzlarından göğüslerine doğru kıvrık ve yumulu 
Yaşarlar ebedi göz ve ölümsüzlük aşısı yapan kitabı 
Ki şimendifer 
Nasıl peşinden koşturursa katarları yolcu kutularını 
Oralarda civarda 
Böcekler sürüngenler bulunan kırda 
Dönen çember - toprakla çalkalanan çocukların önünde 
Bir dev gezinir 
Şimşek düşer

Ve balık yumurtaları 
Ki onları balıklar 
Suyun gencine bırakırlar 
Ve suları da gezer ölüm 
Çelikağ yok eder insan eliyle uzanarak 
Hem balığı hem yumurtayı 
Hem yumurtadaki balığı 
Hem balıktaki yumurtayı.

Toprağa dikili gözler neler bulmaz 
İstese dağlar mı bulmaz 
Sonsuz gebelik ölümü su çiçeği gibi döken hayat 
Suları ve karaları uluyor birbirine 
Erkekler kadınla donlarının altında harp cep kitapları 
Dudaklarında verem çiçekleri uzaktan 
Yakından aynı ve ayrı uluslardan

Genç bir adamdım 
Tren uğurladım

Eski ve yeni efendileri 
Taç giyen şahzedenin karpuz gibi 
Yada gemilere açılan çelik bir köprü gibi 
Serin kırmızı ve sıcağını bırakarak 
İkiye bölüneceği haberini 
Büyük olayları hava limanlarında zonklayan 
Trenlerle ben yolladım

Parklarım vardı akşamları 
Kapatırdım 
Saati vurunca trenlerin bekleyip gelmiyenlerin

Bıldırcın tüneli  ve bir açık ve bir örtülü tren 
Akşamsa hemen 
Korkardım - bir kızeline tutunarak 
Karşı komadan sarışın - onu dökülmüş yapraklara yayarak 
Çıkarırdım yanağından ürkek şapkalı 
Ve çantalı adamım 
Yaklaşırdı ve sorardı 
- Oralı mısınız oralıyım 
- alın ve okuyun incil ve yohannaya göre 
- misyoner misin değilim 
- o hah ha
- Değilim ve okuyun yohannaya göre 
İnsana olan sevgim - bodurluğuna kurnazlandığına 
Birden bilerek 
İstasyon bir boşluk 
Çünkü bir yok bir var 
Trenler çenreler

Üçüncü hat koş üçüncü hat 
Katlan elele katlandık ey Anna taş içinde heykelim 
Yonttum yonttum taş bitti sen çıkmadın 
Yanıldım avrupalanmakla çün bizde 
Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle 
Derken katar üstümüzdeki katardan çoğaldı 
Sen burgu oldun içimin dağlarına tünele girdim 
Sıtrasburg akşamın karnında 
Uslu çocuk olarak bekledi 
Bianka boğazlanan boğanın önünde kaldı 
İstersek durduruldu diyelim 
Çünkü halklar vardı 
Güvercin halkı 
Meydan 
Göz halkı 
İnce doğranmış fransız halkı 
ey Anna sen kalkan balığı 
Kafa vurmayan fakat gövde vuran 
Ağzın karnından biraz yukarda 
Karnında bir anne yeni kız doğuruyor işaretleri 
Kan gidişmeleri 
Açık göğün önünde açık meydan halkları 
Bianka kıvılcım 
Ucu kendine kıvrılmış kılınç

Öpüşümüz gizli olmalı 
Öpebilirsek uzanıp kaderlerimizden öpmeli 
Sıcak gözyaşı ve şikayetle 
Ağzı konuşmaz kılan 
Ağzımızda 
Dilimizi şişiren ayrılık bademi

Senin elin söyler 
Avucunun toprağa deyip donan çızgileri 
Anlatır 
İstasyon çayevini dolduran gebeyi 
Aşkın 
Şişen bir yara gibi gelişi 
İçimizden iki yolcu gibi gideceğini

Venedik birdenbire kavruldu 
Nedensiz ve niçin 
Çün korkunç 
Ve savaşla gidiyorsun 
Ama ancak sen 
Vurulduktan sonra ve kurşun 
Benden ayrıldı 
Ve gittin 
Ve dağ çöktü
         

*

Artık dayanamam 
Yabancı isimlerin ebelerinin içinden 
Yabancıların ter kokusunun içinden 
yabancının buyruğu ile geçmeye

Ey toprağım kalkamadığım 
Üs kimin üssü 
Kime ait minare

Ey sen karşımda paylaşılan 
Alna dudağa ve kalbe ayrılan 
Sen aşkım sabah doğrulunca bağırdığım 
Geceleri sancınla kıvrandığım

Karanlığı itiyorum yine gelir 
Sabahı seviyorum özlüyorum 
Seni aydınlığa getirip anlıyorum 
Daha sonra ışıksızlıkta anlamsız 
Ve sancım var

İnceden ve derinden gözlüyorum 
Çılgınlık ve inceliyorum 
Kilom elli beş boy bir yetmiş üç 
Sen kendime etiplikle eklediğim 
Kanı benden canı ciğerimden alırdım 
Aydınlıktın 
Hep onarırdım eksiyenlerini güneşle

Ay gece görününce açar aylığını 
Kurbanlar ve senin büyüklüğün dağınıklığın 
Çünkü her bölgeni başka bir şehirde yaşadım

Küskünlüğünü aşk öncesi şehirde 
Etinin lekelerini doğduğum şehirde 
Korkularını ve yüksek korkmalarımla 
Irmağı kapayan boydan boya 
Suyu toprağa ilave eden şehirde 
Gidişini özel olarak 
Kalbimin bağışladığı şehirde - en önce

Ayrılık vardı hep

Ay gece olunca pay ederdi ayrılığı 
Ey güzelce yakalandığım 
Mutlulukla sunulan 
Bize bahşedilen armağan kılınan 
Ayrılık sen ki 
Aşkın ve sanatın 
Durmadan doğumlar getiren anası 
Hep orda gebe kadınların dibinde içinde 
Doğuma en yakın 
Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak

*                         

Böyleydi kuruluş yapı ve bizim ustalığımız

*
                           
Fakat sen 
Hep karşımda kalan 
Ağzı ağzımdan alınan 
Paylaşılmakta olan

*                           

Biz dördünce Muratın kılıcının sivri ucunu tutuyoruz 
Keskin yanında karılarımız ve çocuklarıyla 
Hızla akan bir vatan tutular 
Aşkın ve birlekteliğin çatısını orada kurdular

Karılarımız her asrın insan güzelleri 
İmkan bekçileri 
Ağır arabalarla taşınan sancılarımız 
Ağır tabanlarımız 
Etten değil gibi az yiyen gövdemiz 
Toprağın ürününe avuç açan karşı koyan 
Yeri var olmayan bir lisanla bağlayan 
Sıcağa ve nalın kıvılcımlarına gerçek isimler koyan

Irmak ve ırmağı süren yol 
Biri uzağında kaldığımız 
Öteki içine daldığımız

Buzul uzaksa ve beraberlik ateşi kucaklamışsa 
Sabaha çıkmamız kolay 
Güneşi bir mızrak boyu yükseltmemiz 
Yabanı kolundan tutup germemiz 
Alnına bir mıh 
Sırtına bir yafta ekleyip göndermemiz 
Yekin seslerindeki yanlışlığı düzeltip 
Büyük doğrulamanın aklına geçmemiz 
Yavuz boğalara benzeyecek 
Ve sancı değiştiren hayvanlara

Küçük kahraman öğütlerle büyük esere 
Bir mısramızdan girer 
Bir çocuk avlusunda salıncaktaki çocukların 
Anneleri ablaları sahilde çay içen ev'den konuşan 
Gelecekle haberli yemiş yutan elleri 
Şimdi salıncakta aynı anda 
Bir fotoğrafta gibi 
Her geçen anı fotoğraf olan çocukların 
Altlarındaki toprağa 
Öğütlerle büyük eser okları işaretleri 
Düştükleri taşlara dizlerini kanatmak için 
Biz açıyoruz 
Ekonomik iktisat risaleleri

Her şey benzinle aşk ve ilkbahar bile 
Barut ateşle harmanlandı 
Kılıç nasıl deldi geçti ve çekildi 
Ve nasıl kan göstermedi et 
Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe 
Örtü yapıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar 
Güvercin teslimiyeti içinde 
Bakın istiyorsak

Nasıl yıllarla sürüyor bir salise 
Sabah bulantıları birlikte yatılan akşamlar 
Kuşların yalnız uzanıp pencereden

Havaya alıştıkları saksıları kavrayıp uzaklaştırdıkları 
O gökler ağaçların tulumba gibi çalışan özsu boruları 
Sızıları tahta kulübelerin 
Dağda tahta kulübelerin

*                           

Ateş için odun topladık 
Ben makki ve beşimiz 
Kısa ama kesin çağırarak 
İçeriksiz coştuk hemen.Hey önce ateşin içinde ol 
Hey önce alevin sıçrasın 
Yüreğimizi kavuran soluğumuzu başka yollardan geçir 
Aynı an ayağa kalkıldı 
Doğranıldı 
Nasıl söylenir bir erkeğe bir kadın 
Denize atılan bombanın 
Balıklar delirtiğini 
En zor sorunun yöneltildiği 
Bir kadındı 
Nasıl ki kelimisiz ve gözler olmadı

Rensiz bir iz seçiliyor 
Belki karanlığın kendisi işaret veriyor 
Saçların değişiyor 
Karanlık tahta kulübe ve saçların 
Hepsi bu hepsi bunlar

özgürlüğü kur 
Suyu dök yürek etlerimizi 
Parçalanmalarımızı topla 
Büyük ateş meydana yağmur getirdi 
Gökteki kazan devrildi 
Ağaçların gece aydınlığı 
Duygunun canlılığı 
Kıvrılıp eğilişi dalların hüzne ateşe 
                                  hüzne ateşe 
                                  hüzne ateşe tutuşu

Toprağı üzüntüden ayıklayışı 
Sende kaybedebildiğim yani ey korkulu hayat 
Taktığım tarafımızdan sevilen 
Haklarımız esenliğimiz karanlığımız 
Güzelliğin ellerin alnınla 
Mızrağını seç önce seç kabarık alnımı 
Fırlat kayaya kimliğini kişiliğini 
Dişlerimin ortasına 
Sar beni kumlu ağaç kütükleriyle 
Ki suyu geç beni kurula

Arkamdan rüzgar seğirtiyor 
ellerim dağdaki kulübeden ses ediyor 
Orman uğultular kurt ulumaları 
Aşkın omurgan 
Yapışkan 
Yak beni çocuğumsuz

Senden ışıklandırılmış havuzlarımda 
Ve gizli su yollarında 
Sözün ediliyor

O sen sen 
Gölgemi bırak beni sürme 
Ben benimleyim

İçim büyük sabırla haşlandı 
İçim ey İçim bu yolculuk nereye 
Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin

 *                          

Ve çocuğun uykusu böyle başladı 
Çünkü yeni bir çocuk uyanacaktır

Ey ana 
Parkları çocuğumla eş doğurdun 
Çimenleri mutlu kıldın

Bayrakların sularda aktı 
Pulatın 
İnce ve yumuşak saçın 
Yaralı ağzın

Mutlu kılan çocuk 
Çimene düşen yaprakları

Kadın sen tattın 
Babanıkine benzeyen 
Çocuğun böbreğindeki katlar 
 
*                         

Gün gelişini açıkladı 
Sen kapanan gözü açıkla 
Karısına arabayla tabut taşıyan adamı 
Güzel yontulmuş ve sarıları olan kadını 
Yeni bir çocuk planı yapan 
Yeni ve ölümü de trasfer eden aileyi

Nalçayı yiyince nasıl çöküyorsam yere 
Nasıl dumanını üfürürken ve solarken ciğerlerime 
Düşten yıkanıp ava değil çocuğa yatıyorum 
Değil vurmaya ve raslantıya 
Değil hülyalanıp dalgalanmaya 
Çıkara değil kedi gibi sokulup ayartmasını 
Değil sarı demire 
Değil söylev'e asla değil aştım gitti yirmi dokuz yıl önce ölenleri

Nalçayı yedikçe nasıl çöktüm yere
Zorla ezilenin zorlu öldürmesi olur 
Fabrikanın kasıklarını ovan işçilerin 
Hak dünyasında hastalanırım olağandır
Neden mi şimdi tepilebilirim
Maden ocaklarına dinamit yerine

Bir hakkın düşmanıyla kucaklaşıyorsam 
Sök beni yeniden şakağıma it ellerimi 
Bileklerime aklım aksın 
Damrlarımı lif lif denetle çöz gözümün perdelerini 
Trenleri uzlaştır sulh fenerlerini yak 
Nerede olursan ol kim olursam olayım

Sesimi bir dağ zannet 
Irmağa ver haberi 
Yangına doğru sürünen haberi 
Güneş beni saklar 
Sen alnındaki dumanı kazı 
Kemiğimin geleceğini düşün beni yont alıştır

Sararan örtü cafe müller 
Gırtlakta sarı halka 
Esirlik ve kendimden kayma halkası 
Yalnızlığın çarmıhı dere balıklarını ilanı 
Çarmıh yaylı ve değişken 
Karın çarmıhı bel kemiği ve baldırı 
Karnımız ayrı sancılardan kaymış 
Yeşil yada yeşil olmayan çocuğun ağzından çoğaltılmış 
 
*                      

Ey gece sen de aldatıldın 
Sana da tuzak kurdu yüzü güneş parıltılı kız

Rosemariegirbach 


                         
Gidip bilmediğin kentlerin 
Böğrünü delen harp mikkaplarını gördüm 
Kartpostal tüccarlarını 
Kilise ortak pazar dirlik orak çekiç 
Ve asya ve afrikaya ayak atma postallarını

Ve kimseyi göstermeyen aynaları

Ve bir istasyonda 
Hatta önemsiz bir memurun yakınında 
İçinden asya çıkan bir balya

Geleceği 
Ormana terk etmeği dener gibi yeni doğan çocuğu 
Ananın karın bulaşıklarını arımadan 
Çalıları ve topraklaşan yaprakların içine 
Alabildiğine gevşeyip bırakılmış gerginliğin ortasına iterek 
Geleceği ormana iter gibi ormana iterek 
Meleklerin hayatını yaşamaya 
Gidelim sizinle kendimde insan olmadan 
Kimseyi insanlamadan yaşamaya 
Sıcak kayayı arayan iki tavşan gibi 
Evleri korkutmadan uluyan kurtlar gibi 
Bellemeden 
Etle bilinçlemeden 
Evdeki sevincin ballanan hüzünleri 
Bilmeden aşkı ve aşk benzerini 
Çocuk sesinin düzgünlüğünü arayan bir çeşit insan olarak

Görevi bu olarak 
Yalnızlığımızı sesizce ortaya koyalım 
Erkeçe sesiz ve erkekçe 
Kiminki sahipse ölümü o karşılasın 
Ağırlasın

Ayaklarım ağrıdı güvercin izlemekten 
Onun başının önündeydi alevli sancak 
Elimi ve kalbimi uzattım 
Eriştim tanrıya çağırma kuleli evin 
Bekliyen güvercine 
Güneşi ayı ve yeryüzünü bütün şekilleriyle 
Bir kutlu çehrenin emrine kul bildim 
Bilesiniz 
Ona döndürüleceksiniz

Ve başı yeşil haleyle çevrilen 
Yüzünde tarihten ve gelecekten bir renk beliren 
Atmacanın pençesinde atmacayı kendinden geçiren 
Bir güvercin ki ne gören olmuş 
Ne işiten

Bir sabah bir çeşit güvercin fırtınasıydı sur önünde 
Gözleri burçlara 
Bayrak tebdiline dikilmiş bir kartalın 
Buyruğundan hızlanarak 
Bir kartaldı gözünü burçlara dikmiş 
Döşü surları geriletmiş 
Durur gücercinlerin en önünde

Emrolundu.Haliç bir yılan gibi yönelip 
Soktu Kayser'i

Zaman bir takla attı 
Zaman bir takla daha attı

Zaman altında kalan 
Çıplak boynu hançer kuşaklı 
Başı sülük ağızlarında 
Ayakları boşlukta çırpınan 
Bir millettik artık

Güvercin 
Merhamet kılıçlarını toplayabildi ancak

Camide toplantı var davranın 
Aşkı denetleyen güvercinler 
Kılınçlar eskinin habercileri 
Keskin bekçiler 
Bildirciler.

Bir iç çığlıkla 
Yürüken üstüne bir mısır habbesinin 
Yeni yorum yatırımcıları 
Ve büyük doğrulma günüyle 
Bir aliterasyon olan güvercin

Dansöz kalkışlı güvercin 
Gel.Sen gelince 
Azap çıkacak her evden 
Gidecek kendi evine

Organlar sizinle benim savaşım 
Ben ahretim 
Ahret yere gebedir

Sizinle hep beraberim 
Dağı tutmuştunuz kalbinizden geçendim 
Güzel duydunuz ve durduruldum 
Atımı atınız büyüledi 
Okyanus everesti nişanlayıp durdu 
Çünkü etin ötesinde 
Bir şey değildi everest ve okyanus

Korkunun yüzüne ayna konmuş  gibi 
Başkayım sizinle 
Aynayı eline alan korkuyu bilir 
Çün korku etin içinden yekinir

Hep koşmaklayız kitabın onayıylayız 
Tarlayı çok severiz.Yaradan 
Lokma lokma bölmüş istiyenlere 
Karından gelenlere 
Ve karna gelenlere 
 
*                          

Aşkı canbazımız aldı 
Tokmak kırıldı 
Kapının çatlağı esner 
Gözetleyen göz şişer küçülür 
Et aralığından görmeyi dileyince

Duyulur iç ses 
Uyan ey kaplumbağa kelimeyi kımıldat 
Çünkü kıymet sezilsin otobüs devrilsin 
Kımıldat kanlarını 
Koşanın yıldırım gibi duranın 
Susanın ve dağlarla konuşanın 
Kendiyle 
Dağları konuşturan 
Aklı çok kez hançerce bulunduranın 
Kendini sürü için öldürüp 
Sürüyü çobansız bırakan çobanın 
Hep içilmez sulara varan koyunların 
Mermerin namütenahi bekleyen kayanın 
İçinden hata edilerek çıkarılanların

İnsan yüzleri 
Çömelmiş inleyen ve içgüdü şekilleri 
Yaralar kan akmayan 
Kanla işi olmayan 
Taştan çıkanın ve çıkaranın birlikte söylevleri 
İnsan sanatı çığlıkları 
(bir yerde onlarlayım) 
Öpülerek topuğu parlatılan tuncun 
Günah anlatılan karanlıkların 
'Enriko istersen anlat önce sonra işle'

O dağlar güvercinin yabanına yuvadır 
Hiç solunmamış bir hava üfler rüzgar 
Dünya sürü yürüdükçe döner 
Çoban sürü için ölmez gelecek sürüler için 
Yaşamağa bakar 
Kısa süren bir hatıra değildir toplum

Mısır taneli çocuk avuçları 
Fotoğraflarını çek günahların 
Tövbeleri yıldırımla yayınla yine de

Esmeri 
Karayı 
Kızıl ve sarıyı bir tutanı 
Benden aldın

Buruşmaz entarisi İstanbulun entarisi buruşmaz entarisi 
Maraşın seferde 
Fakat İstanbul ve Maraş 
Fakat Maraşın 
Her kurban arayışında 
Fazla davrandım ben 
Yangına uğradım ben 
Kara bir moloza uğradım 
Bazen marsık sanıldım

Maraşın her kurban arayışında 
Ve bulup sunuşunda 
Mutlaka bir işareti vardı 
Bayram çöreklerini tuzundan yağından anlayışın 
Sertçe düşmanca gibi tokça kucaklanışın 
Harbeder gibi sevişin

Mesela adil erdem aynı silahla mücehhezdi

Üstümüzden aynı katr geçti 
Mutluluğumuz anlaşılsın yıkıldık 
Toprağa yayıldık ve büyüdük 
Çünkü topratan ancak böyle geçtik

Kızlar burgulu 
Etlerinde tahta kıymıkları karınca yığınları 
Alabildiğine açılmış bir organ 
Bir gramofon 
Geniş ağızlı

Her adımlarını bildiğimiz 
Hangi yörüngeye güttüklerini 
Hangi suyu geçtiklerini 
Ne çeşit bir şölenden koyulduklarını 
Çünkü sokağı aman nasıl eğilerek geçiyorlar 
Hangi tahta kapıdan çıktıklarını 
Zenginini ve bulgurlu su içenini 
Ellerinin çatlaklarını yine krem sürüleni 
göğüslerinin bakımını tahta sütyenlerini 
Ocaktaki dumanın yaktığı sapladığı göz sürmelerini

Çünkü kara dumunlı ocak 
Ve sürmeydi

Sürmeyi niye çekmeli 
Sürmeyi çekmeli mi

- Annen ne söyledi 
- (Elmanın yarısını kardeşin yesin) 
Kardeşin yesin anne yemesin mi

Elmayı yemiyorsun bir 
Ve öyle sıkılıyorsun ki elma ölecek 
Ne sen yiyeceksin 
Ne kardeşin ne annen

Bu evde yılanı yine değiştirmemişler 
Baba ana ve kardeşler 
Aynı odada soluyorlar 
Oda şişip iniyor 
Dışardan bakınca odaya 
Duvarlar kıvrılan oda 
Özel bir skorku ve kuşkuyla irkilerek 
Tehlikenin hayvanları yönünden 
Boğularak 
Yılandan gizli işaret alarak 
Göz kırpar gibi yapıp uluyor 
Oda uluyor

Yılan göz kaş işareti 
Konuşmayan hiç bir şey yapmayan

Başını yılandan çevir yemek taşmasın 
Başını yılandan çevir kuyu yakın 
Başını yılandan çevir unutma babayı yürekte tut 
Baba dağ ve balata

Anne 
Kolundan koynunda karnında çocuklar 
Gitti pazara dolandı çocuk beğendi

Anne ve dönünce 
Anne eve dönecek

Ölüm bilinecek küçük ölüm 
Mahalle daracık bilinecek

alçak duvar ötesinde ölün taht asıcak su 
Ve odun kokusu 
Kabre akıtılan sabunlu suyu 
(Yolun burasında çoşkuyla karşı ko) 
Nasılki beyninden apartman fışkıran mimarın 
Yaşamın öte yarısı 
Burçları gezer 
Kutup yıldızından söz eder

Gök çoğalınca 
Göğe açılan göz kapanınca beni duyacak anlamayacaksın

Bunlar hep senin ölün 
Bir yerinde yatağa sığmayan çocukların 
Suçları bir atmacayla alınan çobanların

Her şey karıştı çünkü öldün 
Artık kimse bulamaz kendini 
Eller birbirinin içinde 
Senin ölmüş elin yapışır 
Benim tetiğimin üzerine 
 
                           
*

Silah benim tetik bende koşanadek kurşun benim 
Parmak senin et senin güç senin 
İrade kimde 
Benim elim hangi köpeğin içinde 
Dişleri birbirine geçmiş bileğimde 
İlk traşını olan gencim 
Jileti kemiğin iliğinde 
- Kan seli 
- Tetik kan seli 
Hedef nerede kız mı erkek mi 
Dünya çekirdeği mi 
Yeryüzü ateş mi 
Şehvetin ya da nur içinde birleşmenin 
Sanat'ın içinde beklerken herşeyi önceden kestirenin 
Çünkü şarttı bir kere 
Ölümle yanyana şeytanın içinde durmak

Karnından geçmek 
Bir lambayı bekleyen makkinin 
Öpüşünü kanla bekleyen 
En küçük kilisede çarmıha çekilen 
Dom'un üç asrın 
Kana kan koyup 
Yücelttiği abesin 
Galerisi insan ve heykel ve resim ve kezzap galerisi

At gözü oyuk 
Heykel atın içinde 
Çünkü at büyük heykel 
Sürücünün içinde on aziz bir kaç isa yezus hiristus

Yüz bin haç 
Atın ayağında bir nalbant heykeli 
Nalın içinde bir at benzeri 
Karşılıklı uyuşan iki arslan 
Biri dişi diğeri dişi 
Yuvarlak yalanmış ve parlatılmış derileri 
Ki karpuz yenmiş gibi 
Goldah karpuz 
Anna karpuzun çekirdeği 
Frankrayh şu dağın ardındaki dağ 

*                           

Düşman kim onu anlat 
Mişel'i hatırlat alnımı uğraştır 
Kalbine planlı ve 
Avrupa bir duvarın taşları dizilen mişeli 
Saçlarına çocuk kuşlrı konmaz 
Çocuk uçmaz dallarından.İçinden yanından 
Boy tüfeği patlatsan 
Tuzaklı 
Hatırlat mişeli mişeli 
İçinden hep bir kuşku tankeri 
Bir petrol tankeri namıyla yol alır 
Pergel petrol 
Borusu motorun icadı 
Aşkın feda bayramı cenaze şekli 
Boyuna hatırlat 
Yoksa olur ki unuta kalırım esmerliğimi

Telefon 
- Görüşünüz nasıl 
- Yorgun uyanırken ve gittikçe diri ve daha esmer

Tanımadığım kentin 
Ağırlık merkezine alındım 
Taşıtlar grevler insan böğürmeleri 
alış verişler 
Şapka çekerken birden çocuk doğuruyorlar 
Baba oyundan çağrılan çocuklar gibi isteksizdir 
Ya da bırakır kürekleri denizin üstüne 
Suda kayan cilalı bir taş gibi seyirtir 

*                           

Her doğan çocukla orda 
Birlikte. Daha yeryüzüne bakınamadan 
Kırbaçlarınız uyumaya. Anakarnı yorgunluğumuz alınmadan 
Vurulur kollarımıza ve. Çarpılır dizimiz dizime

Her doğan çocuk 
Bir ertelemeydi analarca bağlanarak memelere 
(Artık sigara içmeyeceğim artık 
Koyun gütmiyeceğim) 
Meşgul uğraşır azar altında bile uyurken de 
Uykusundan silkelenip irileşmeye hamle elleri ve duramadan 
Yan beşiktekinin yüzüne gölgesini indirerek 
Bir gün önceki bedenini 
Kaybedilmiş bir okul eşyasını gibi özliyerek

Her doğdu 
Bir ölendi

Mayland uzun yüzlü bir kız resmi 
Hani şu hep 
Selamlaşıp geçerdik 
Uzun yüzlü kızlar çizen ressamla 
Aklımı anlat gönlümü kazandır 
Benden beni çıkar bakalım kalacak mıyım 
Üstüme beni koy bir de 
Gözle dayana bilecek miyim 
Yoksa hemen birkez daha bütünle bende beni 
özümü kullan 
Çünkü aşktır 
Beyaz bir sanat 
 
*                         

Evlerin dışında 
Çünkü böyle oldu

Pencereden uzanan başın dışında 
Günahın ve sevabın

Merkezinde hem tanımadığım 
Alışmadığım bir sistem gitgelinde 
Boyuna sırtımdan ve kafamın arkasından delindiğim 
Oynuyorum ve rolümü. Oyun çarkının boşuna döndüğünü 
Seyircilerden bir kadın olgun ve eteçalan 
Çıplak. Eşyadan ve odanın kapamasından 
Her an biraz daha soyunarak 
Yatağında 
Çivilenmeden gerilmiş çarmıha gibi yatan

Anlıyorum oyun çarkının kendine döndüğünü 
Ölümün 
Saklanacağı kalmayan avhayvanı gibi 
avcısına göründüğünü 
Ah anlıyorum 
Çünkü annanın 
Anlaşılmaz bir gözaldanımıyla 
İçimde bir gemi batırıp döndüğünü

Unutmadı 
Yanlışlıkla 
Onlara: 
Beni unutmayacaksınız  

*                           

Anlat kızın ekmek tutuşunu 
İçimdeki soylu kişiden  utanışını 
Annayı tutarken balık tutuyorum 
Ekvator ağzıyla kolumu buzdan indirmişim 
Kız içimde bir sarmaşık kelimesiyle büyürken 
Arada bir kanla uslayıp 
Seni anıyorum 
- eyeski sevdiklerim - 
Sizi şaşırtıyorum?Sanatım 
Fakat ben korkutuldum 
 
*

Şatoya bağlanan tahta köprüde beynim 
Ağırlaşmış dalmışım 
Güneş doğmuş işte böyle. Taş ısınmış ısınmış 
Neredeyse belleğinden kan ürperten 
Birsipahi sureti

Aşka ne zaman veda 
Demiş ki bu topraklar 
Boyuna kiliselere taşıyorlar otobüslerle.Isınamıyorum. 
Ve Baden Baden'de kaçtım 
Başka bir kiliseye 
gittim.Hafifçe. 
Çok ve canlı renkli süslemelerden azürpererek

Dost için yani dosto için 
Dönerken 
Kule yerine 
Küreye yakın parlak başlıklarına dönüp baktım

Dosto Badende 
Ve kumar da oynardı 
Bir çocuğun.Hırsla.Bir taşı 
Atışı gibi.Dikine.

Kapa perdeyi kapa köprüyü 
Ve şatonun ta kendisini 
İnce bedenin mühürlenişini 
Tüfek mahzenini 
Sevginin tiklerini aort deliklerini 
Duvarda asırlardır dinlenemeyen 
Dört işkence resminin

Takip tutuklanma işkence 
Ve tahta kurulan işkenceli etin 
Bin dokuz yüz 77 yıl 
Yenilen içilen kan ve etin 
Yarı açılan mor pelerinin 
Çizgi - kan 
Çizgiler ve kanın 
Başta yer yer kemiğe batan tacın 
Dört resmin dört korkunç dakikanın 
İri jestlerini anlıyorum

Makkiyi hayır 
Sigridi tren getirdi 
tren götürdü 
Yedi 
 

*

Duruşu kımıldanışı 
Mağrur tavırları olan 
Çünkü o güzel kelimelerle ağırlanan

Göllerin beşiği toprak eğrisi 
At yiyen ejderdi 
Tılsım 
Karıncanın kölesi

At köpeğin kuruyan ölüsünü 
Minderi düzelt 
Baklava kırıntılarını 
Ana babanın kol gezdiği koruduğu pencere kıyılarını 
Mutfak ve yüznumara korolarını 
Yatak amaliyatlarını cinsiyet taslarını 
An binlerce yıl olan et kabartmalarını

Pervaz ve şimdi 
Büyük terasalarda doğuruyorlar 
Kol bakımı bilek ve dizkapağı bakımı 
Gebelik ve sancı limonlukları 
Sıcağa karşı ay ışığı 
Yelpaze atkı palan 
Acılar yerdeler sinir göğü tırmalayan 
Kutlu sevinç giysileri yalayan 
Ve yağmur suyunu 
Havuza koyan ırgat olarak

Anlat insanda ölümsüz olmak yaprağının 
Hangi ağacın kıvranışı olduğunu 
Güzün hazırladığı insan yavrularını 
Kışın insan yeteneklerini 
Anlat durmadan

Hurmayı anlat hala uzanan 
Tüylü kalın dudağı anlat 
Yaban elmayla eriği 
Aşıyı 
Elmanın gelinliğini geyiğin baskın güveyliğini 
Atlı karıncayı 
Lunaparkta bir hayvan olan

Atlı karınca bir hayvansa 
'İsa ağladı' 
Kuzeyde ses kalmadı 
Alnımız buz kondu gece 
Aksın.Gündüz karıştırılmasın 
Ah sade bir gün yaşasak 
Dal dal - Kitap bil 
Lord kimin lordu hangi mabadin 
Sinonimi 
İkisi duman tütsü su rengi 
Perde kıllı el korku 
Bölüşmek kekelemek 
Donup kal - Aklımı al

Durmak bilmez yaşamakla 
Senin yaşamın nereye kadar neyana böyle benimki 
Can kamaram 
Yalnız göğsüm değil 
Hayat var kaçıp bıraktığım zamanlarda da 
Ölmek koşup varmak mıdır oralara 
Soluğunu yatıştırarak 
Perdeyi aralayıp girmeden çiçekli ovalara 
Ah kıra gitmek böyle zor olmasa 
Ellerimiz ısınan ocakta - Tabaktaki zifafet tasında 
Kızartılmış bir keklik 
Paslı ve kükürt salyalı bir ağızla 
Tatlılıkla ololki 
Ölünü gebeliğini morarmışlığını 
Etin devinme sanatını 
Bilesin yuvarlak akasın akşam olunca 
Yuvarlak akşam akşam 
Serçenin girdiği dolap

Şehri - eycanım - uçtan hayvan kuşları olarak yukarıdan 
Devgözüyle - bakışı görüyorsun 
Süzül.Kanatlar arasından 
Uzanan boynunla evleri ara ikizleri araştır 
Ren'in çamurlu suyundan bir gümüş iplik bük 
Sür yeryüzünü hamuruna 
Ki orda 
Bir yılan renkli başını onarır 
Kuyruğunu ağrı dağında yakala

Ekmek raketini çıkar kuşlar çağrılsın 
Kirazın yuvarlağı gibi yanağın 
Bir güçlü böceğen ki gibi alnın 
Otlara yayılmiş çıplaklığnda bir uçuç böceği 
Yanından dikene toprağa iniyor 
Ekmeği göğsünde ufala kuşlar çağrıldı 
Tutulmuş ve öyle güzelken 
Korkarak.Ağaçların arasında dolanan cin 
 

Sen misin-Ama içim Eyiçim

Kara başımı tutup kara başımı

Şu suyun insanını güttüğüm vakit 
Göğsümü asya bir edayla gerdiğim vakit 
Hem barışmak ne demek kendimle 
'Sen yoksan mekan yok zaman belli değil'dediğim vakit 
Sen ölçesilirsin sesimdeki beygirimsiliği 
Çün bu çamur 
Şu yaşamı bulandıran su 
Donyüzlü rahibe şu 
Şu ev ki ev 
Ve o karanlıkta cin 
Ve ormandaki dev

Oysa melodim 
Ne güzel. Sözlerim ne tatlı

Kuşkusuz. Yanımda olaydın 
Testiyi deler ırmağı temizlerdik 
Avucumuzla buz gibi içer 
Bileğimizden akan toprağa düşerdi



Ve şimdi 
anlat bana ey can tatlısı kız ki 
Çünkü ben ödevliyim yinelemeye 
Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını 
Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu 
Hep şarkı sancıyan dizelerini 
Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin 
Arasından destanlara sarkan yılanı 
Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı 
Ölümsüzlüğünün kar yığını - granit yığınını - su yığınını 
Anlat durmadan

Oğlu teketek öldüren babanın 
Oğula mızrağın ucuyla 
Gürzün kılıcın kıyımıyla ad koyan babanın 
Anlat bize içinde koşan atların 
Hangi koşudan kaçtıklarını 
Yani ilkel 
Ya da kültürle deşilmiş olmanın 
Anlat durmadan anlat oğlum 
Gençliğin 
Yarısı akan yarısı mezara konan kanın 
Genç ve geniş bir yaradan 
Hem babanın elinden mızrakla 
Ve baltayla açılmış yara'dan 
Şefkat ve müthiş bir dikkatle 
Ve müthiş bir hayranlıkla 
Şövalyelik adına açılmış yara'dan 
- Huysuz kan sonuna dek akar düşünürüz -

Anlat ki ey can tatlısı kız 
Babanın cesedi bir türlü toprağa atamadığını 
Yine de kanın sonuna dek atamadığını 
Anlat 
Babanın can elmas'ıyla kesilen oğulu 
Aydınlığa sun 
Toprağa sözü olan kanın 
Neden sonunadek akmadığını

Karşılık verir 
Can tatlısı kızlar korosu:

- OĞUL MIZRAK KESKİN GENÇ 
oğul genç mızrak keskin 
BABA DİNÇ YAŞLI MIZRAK AKILSIZ 
oğul baba 
MIZRAK BABA 
ÖLÜM baba 
Ölün Oğul Mızrak 
Ölüm Baba Mızrak 
OĞUL MIZRAK baba ÖLÜM

Kan ŞAŞIRDI KAN Şaşırdı

Genç cesedin ölüm gölünün başında 
Diz çökmüş olan baba 
Hınç ayırdı 
Hayret ve üzgünlük şerbeti 
Ve abes ayırdı 
Çok yıl sonraki tanrı tanımaz savaşlara 
Ve yenilip ve yenip dönerken ordu 
Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan

Babanın yüreği ordu yüreği 
/ Zırhını kırdı / 
Narası göğe vurdu 
Daha gür bir ses duyuldu 
Belki bir melek gülümsedi 
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden 
Belki ayağının dibine vuran sesten

Eybaba 
Kılıcı toprağa gizle 
kendini kınamak için çıkarıdı gerektikçe 
Yüzünü saratıp karatmak için 
Kavurması geldikçe

Çünkü bir serçenin diliyle gelmiyordu düşünce 
Beyaz güvercinin 
Bir ilkbahar gencinin güz güneşinin 
Taşı heykelleştiren eğlimin 
Su taşıyan kedi seven uykunun altına geçen döşeğin 
Erkeği kadında koşturan geleneğin 
Kızlıkta açan çiçekleri 
Sevişen fillerin 
Uyuyan çocuk ellerinin 
Karaya vuran geminin 
Yemeği hazır eden annenin 
... yalvaran dilin diliyle 
Gelmiyordu düşünce 
Geliyordu düşünce 
Ateş kuşunun gagasında

Çünkü soyluluğun ağırlaştı baba 
Bir'din orda oldun 
Zamanın bir gerisine bir ilerisine 
Son dünya savaşının eşiğine serildim 
Çocuğu vururken çekilen işkencenin 
Beşiğine

Baba çocuk 
Azap sancak

Baba genişledi nalbantı bildi 
Toprağın içinde oğlun ölümü 
Artıkça ve gezdikçe denizlerin dibini 
Çünkü ölüm artık canlı oldu 
Nasıl kuduran boğa canlıysa 
Ve bir şeye koşarsa

Baba açığa çıkan kandan yedi 
Gezdi yeryüzünü 
Hayvan alım satım yerlerini 
Annenin ayak diplerini 
Karnı karıncanın ölmez gelenekçiliğinin 
Hayvanları şartlayıp 
Şatoları kefenleyip 
Ahırları koyunları 
Gördü baba gezdi baba 
Oğulun taş benzerlerini 
Nasıl ki oğulun ölümü 
/ Eli babanın derisinde / 
Bir gerisinde bir ilerisinde 
Artıkça ve gezdikçe suların dibini

Baba devşirdi bir ana 
Ki yüreğinin altında 
Bir et kordonla tutan 
Oğlu delmeyecek olan babayı

Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 77)Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu (Sayfa 77)