…
O şiş yüzü ismi olmadan da tanırdım, o kısık gözleri ve o tuhaf gülümsemeyi; hiçbir şeyin yolunda gitmediği apaçıkken. “Her şey yolunda “ demeye çalışan o yorgun yüzü, bana düşmanca değilse de umutsuz gözlerle bakan ulaşılmaz bir yere çekilmiş o yüzü; “Hiçbir şey yapmayacaksın” diyen bakışı. Gerçekten de hiçbir şey yapamadığımı o gün anladım…
…
Fotoğraf bana, her tarafı acıdığı halde iyiymiş gibi görünmeye çalışan o dokunaklı halini hatırlatıyordu, acısı sakar hareketlerinden, gergin kollarından ve bacaklarından belli olduğu halde; içinde bir şeylerin paramparça olduğu hemen fark ediliyordu…

Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.
…
bir tohumun yağmur suyuyla şişmesi, uyuyan bir şęyin uyanmaya çalışması gibi bir tazelik dürtüsü kabardı içimde, bir tür yeşerme ihtiyacı duydum da ondan…
Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle, varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm, varsın solsun sonunda. Bir omuz ısıtırdım, varsın gitsin sonunda. Dokunurdum. Ben eriyene dek, o eriyene dek, biz hiçleşip karışıncaya dek bu derin boşluğa, dokunurdum.
Ama yok bir hayatım daha.
Bir hayat daha yok.
Yok.