Bazı kitaplar vardır, sadece "bakmak" için açarsınız ama kendinizi bir demlik çayın son bardağında, son sayfayı çevirirken bulursunuz. Aylin Balboa’nın Bu Hikaye Senden Uzun Osman kitabı benim için tam olarak böyle bir yolculuk oldu. Birkaç saatlik kesintisiz bir okuma, bolca demli çay ve hiç bitmesin istediğim bir anlatı...
Uzun zamandır okurken bu kadar keyif aldığım, sayfalar arasında kendimi bu kadar "evimde" hissettiğim bir metne rastlamamıştım. Kitap boyunca kendime şu soruyu sordum: İnsan birinin derdine, tasasına, hatta derin acısına güler mi? Eğer yazan Balboa ise, evet, hem de kahkahalarla.
Kitap, bir kadının gelgitli ilişkisini ve o karmaşık, zaman zaman insanı düğüm düğüm eden duyguları öyle bir karamizahla ele alıyor ki; acının içinden bile nasıl gülünecek sebepler çıkarılabileceğine hayran kalıyorsunuz.
Yazarın kalemi o kadar samimi ki, Osman’a duyulan o sitemde de, yaşanan hayal kırıklıklarında da kendinizden parçalar buluyorsunuz.
Acıdan kaçmak yerine, onunla dalga geçerek iyileşmeyi seçen karakterlerin hayranıyım. Bu kitap, en ağır hüzünlerin bile mizahla nasıl hafifletilebileceğinin kanıtı gibi.
Kısacası; kalemine, yüreğine sağlık Aylin Balboa. Bize derdimizi sevdiren, "geçer" demek yerine "geçmiyorsa gülelim bari" dedirten bu hikaye; kalbi kırıkların, kafası karışıkların ve her şeye rağmen hayata gülümseyenlerin başucu kitabı olmalı.