Muriel Barbery; Felsefe profesörü olması dolayısıyla, felsefe ile romanı iç içe geçirmiş. Kitabın ilk yarısı bu sebepten kaynaklı felsefi yoğunluk yaratsa da felsefe sevenler için başlı başına araştırıp inceleme konusu ortaya koyuyor. Kitabı tavsiye üzerine okudum. Çok satan, çok beğenilen, çokça iyi yorumların hepsine katıldığımı söylemek isterim. Derinliği olan üzerine düşünme gerektiren, okuyup geçilecek bir kitap değil. Karakterler üzerinden toplumsal bir takım konuların, insanların önyargılarının, etiketlerinin, gördüğümüz her şeyin arka planında cennet bahçelerinin var olabileceğine şahit oluyoruz. Zaten bildiğimiz ama uygulayamadığımız, yine de o toplumsal etiket ve önyargılarla yaklaşımlarımızı sürdürmeye devam ettiğimiz için insan; acımasız varlık diyorum. Kendimizden aşağı, pasif gördüğümüz, aman işte avam iş yapıyor diyerek işine ve görünümüne göre değer biçmelerimiz yok mu? Tam da konunun kaynağına değindik.
Kitabın içeriğine değinmeden yapamayacağım. Üç ana karakter kitabın kurgusunu oluşturuyor.
Renee Michell (Apartmanın kapıcısı) 54 yaşındadır. Kendisini dul, çirkin, sevimsiz, huysuz sıfat tanımlamalarının içine hapsetmiş. Kendini geliştirmiş entellektüel bir kimliği vardır. Bunu sadece okurlarına anlatmakta, kapıcı olduğu için bu kimliğini gizleyerek, lüks bir apartmanda kapıcı olarak çalışmaktadır. Sonuçta üstün ve zengin apartman sakinleri entellektüel bir kapıcıdan hoşlanmayacaktır. Bir kapıcı nasıl olması gerekiyorsa Michell de öyledir. Bu nedenle insanlarla neredeyse hiç iletişim kurmaz sadece kendisinden istenilen görevleri yerine getirir. Apartman sakinleri onu sıradan ve bayağı olarak görürler. Fakat Michell kendisini bilinçli olarak insanlardan uzaklaştırmakta ve yalnızlaştırmaktadır.
Paloma Josse 12 yaşında apartmanda oturan zengin bir