Koleksiyoncu kitabının sonu beklediğim gibi bitmemiş olsa da bittiği ve gerekli çıkarımları yaptığım için mutlu hissedebilirim. Kitabın sonu ters köşe yaptı desem de derinlemesine düşününce kelebek koleksiyoncusu olan Frederick’in durumu insan koleksiyonculuğuna kadar götürmesi hem üzdü hem şaşırttı. Sorunlu bir çocukluk geçirmiş Frederick’in saplantılı aşkı ve bunun insana neler yaptırdığı hem Frederick gözünden hem kadın karakter Miranda’nın gözünden iki ayrı bölümde okuyucuya aktarılıyor.
Bu kitap asla sıradan bir roman değil, ele alınan çok yönlü konuları bulabileceğiniz
kitapta psikolojik gerilim, suç, masumiyet, özgürlük, esaret, ilişkiler, kötülük ve boyutları, sahip ve ait olma arzusu, güzellik algısı ve son olarak yeni kitle olarak bahsedilen popüler kültür vs tüm konulara değiniliyor.
Aynı olayların her iki karakterin gözünden farklı bakış açıları ile anlatılması ve ikinci bölümde Miranda’nın günlükleri. Olayların gerçekleşme sırası, nasıl gerçekleştiği beklemediğim şaşırtıcı son uzun süre aklımdan çıkmayacak.
Miranda gerçek ismi Frederick olan karakterin adını Ferdinand olarak bilmesi ve ona
Fırtına kitabında geçen karakterin ismi olan Caliban ismini takması. Kitap içeriğinde geçen
Geçmişte ne yaptıysan yapman gerekiyordu, ama biraz öngörünü ve içgörünü kullanabilirdin. Geçmişe yön veremediysen de pişmanlık duyma geleceğin anahtarı senin elinde, benzer döngüleri yaşamak
Oscar Wilde’nin okuduğum ikinci kitabı oldu.İlk okuduğum Dorian Gray’in portresi ile bir sarsılma ve değişim yaşamıştım. Her kitap herkeste farklı zuhur bulur. İnceleme yazmak istediysem, Oscar Wilde
Muriel Barbery; Felsefe profesörü olması dolayısıyla, felsefe ile romanı iç içe geçirmiş. Kitabın ilk yarısı bu sebepten kaynaklı felsefi yoğunluk yaratsa da felsefe sevenler için başlı başına