Güll

Kelebeğin ömrü kısa olur. Ya insanın…
8/10
·272 syf.··
2025 18. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2025 00:05
Çok beğenerek okuduğum John Fowles Koleksiyoncu kitabının sonu beklediğim gibi bitmemiş olsa da bittiği ve gerekli çıkarımları yaptığım için mutlu hissedebilirim. Kitabın sonu ters köşe yaptı desem de derinlemesine düşününce kelebek koleksiyoncusu olan Frederick’in durumu insan koleksiyonculuğuna kadar götürmesi hem üzdü hem şaşırttı. Sorunlu bir çocukluk geçirmiş Frederick’in saplantılı aşkı ve bunun insana neler yaptırdığı hem Frederick gözünden hem kadın karakter Miranda’nın gözünden iki ayrı bölümde okuyucuya aktarılıyor. Bu kitap asla sıradan bir roman değil, ele alınan çok yönlü konuları bulabileceğiniz kitapta psikolojik gerilim, suç, masumiyet, özgürlük, esaret, ilişkiler, kötülük ve boyutları, sahip ve ait olma arzusu, güzellik algısı ve son olarak yeni kitle olarak bahsedilen popüler kültür vs tüm konulara değiniliyor. Aynı olayların her iki karakterin gözünden farklı bakış açıları ile anlatılması ve ikinci bölümde Miranda’nın günlükleri. Olayların gerçekleşme sırası, nasıl gerçekleştiği beklemediğim şaşırtıcı son uzun süre aklımdan çıkmayacak. Miranda gerçek ismi Frederick olan karakterin adını Ferdinand olarak bilmesi ve ona Fırtına kitabında geçen karakterin ismi olan Caliban ismini takması. Kitap içeriğinde geçen Çavdar Tarlasında Çocuklar Emma ve Fırtına kitaplarının karakterleri ile kendini özleştirmesi hem bu kitabın hem de sözü edilen kitapların okunmaya değer olduğunu gösteriyor.
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202411bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kurtarılmış Mektuplar!
8/10
·192 syf.··
2025 16. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2025 20:10
Kitaptaki kadın karakter “A” ile derin duygulara sahip kadının benzerliği hissinin kuşatması altında kitabı bir günde okudum. Milena'ya Mektuplar ile benzettiğim tarafları oldu fakat düşündürücü, ilginç farkındalıklar kazandıran, detaylardaki incelikleri seven biri iseniz severek okunacak bir kitap. Ayrıca çok fazla duyguları olan, bir çok aşka tutkuya dair kitap okumuş olsanızda duygu derinliği ve detaylandırmanın inceliğine benden tam not. Aslında Koleksiyoncu kitabını okumayı düşünüyordum. Birden bire Watsap kitap kulüplerinin birinde John Berger ‘den “Kısa ömürlü, sonsuzun zıttı değildir. Sonsuzun zıttı unutulanlandır.” alıntısı yayınlandı. Baktım kitap ismi A'dan X'e ilginç geldi. Başladım okumaya. Bu sebeple kitap okurken ya da bir çok konuda plan yapmıyorum. Bu gibi durumların tesadüf değil, İlahi bir kasıtdan kaynaklı denk gelme olduğunu düşünüyorum. Duygu derinliği bakımından muazzam saf bir sevgi, gerçek bir aşk hikayesi. A’dan X’e yazılan tek taraflı mektuplar, gönderildiği halde X’in mektupları hiç okuyamamış olması, bazı mektupların yazılmış ama gönderilememiş olması ve mektup bana göre mahremdir. Bugün mektubun yerini alan mesajlar gibi.. Okuyucu olarak tüm mahreme şahit olmak etki bıraktı. Mektuplar arasında serpiştirilmiş notlara bakıldığında, Dönemin siyasi alt yapısına hakim olanlar bu açıdan da değerlendirme yapabilir. A’nın X’e hitapları beni en çok etkileyen kısım oldu. Farklı dillerde etkileyici hitaplar kullanmış. #Yer Aslanım #Mi Guapo: Yakışıklım (İspanyolca) #Habibi: Sevgili, aşkım, Sevgilim #Kanadım #Mi Soplate: Benim lehim, lambam (İspanyolca) #Ya Nur #Hayati #Kaynakçım #Mi Golondrino: Kırlangıcım (İspanyolca) Buradaki hitaplardan hangisi favoriniz? Ben kanadım ifadesini seçiyorum. Hem kanadın işlevi açısından hem A’nın kendini bir kuş‘a benzetmesi
A'dan X'eJohn Berger · Metis Yayıncılık · 2008703 okunma
Geçmişte Ne Yaptıysan Yapman Gerekiyordu…
8/10
·258 syf.··
2024 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2024 18:44
Geçmişte ne yaptıysan yapman gerekiyordu, ama biraz öngörünü ve içgörünü kullanabilirdin. Geçmişe yön veremediysen de pişmanlık duyma geleceğin anahtarı senin elinde, benzer döngüleri yaşamak istemiyorsan, Aç kapıyı! Korkma! Şimdi geleceği doğru şekillendirme zamanı… Ah! Kitaplar; Kitaplarla fotoğraf çekinmek isterken bilmeden kitap rafında elim Beyaz Diş kitabına gitti ve sonraki gün başladım okumaya. Bana anlatacakları vardı belli ki… Jack London’dan okuduğum ikinci kitap oldu. Daha önce Martin Eden okumuştum. Beni öyle çok etkilememişti. Abartıldığını falan düşünmüştüm. Beyaz Diş çok hoşuma gitti. Hatta en çok okunan kitabı Beyaz Diş olsaydı diyebilirim. Tam geçmişimi sorguladığım, neyi neden yaptığım, iyi yada kötü hangi yola girdim de bugünkü ben oldum. Nasıl daha güçlü hissederim. Karakterim nasıl oluştu. Nasıl daha iyi sınırlarımı koruyabilirim dediğimde çıktı karşıma. Akılda tutulması, keşke denildiğinde hatırlanması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ana karakterimiz Beyaz Diş’in Annesi(Kische) Babası(Tek Göz) ve ait oldukları sürü ile başlayan hikaye Beyaz Diş’in sadık ve akıllı bir köpek olarak sonlandığı bölüm ile bitiyor. Yani Scott ve Beyaz Diş dostluğu… Dünyaya gözlerini açan bebek Beyaz Diş, Tıpkı insanoğlu gibi başından bir çok olay zorluklar geçiyor. Aç kalıyor, Zalimlik görüyor. Özgür bir hayatı da yaşıyor, kalabalık anlaşamadığı köpek arkadaşlarla insan kontrolünde kısıtlı bir hayatı da… İnsanların korumasında yaşamaya başladıktan sonra özgür hayatını özlüyor. Bir iki kaçıyor tek yaşamayı deniyor ama yapamıyor. Alışmıştır bir kere insanlarla yaşamaya… Her seferinde insanların arasına tekrar dönüyor. Artık insanların sadık bir köpeğidir. Bir insanın yaşayabileceği tüm iyi kötü duyguları, deneyimleri, acıları çekiyor. Hiç bilmediği bir sürü
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,7bin okunma
En İyi Havai Fişek Değilsin!!
8/10
·56 syf.··
2024 35. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2024 10:36
Oscar Wilde’nin okuduğum ikinci kitabı oldu.İlk okuduğum Dorian Gray’in portresi ile bir sarsılma ve değişim yaşamıştım. Her kitap herkeste farklı zuhur bulur. İnceleme yazmak istediysem, Oscar Wilde benim için yaşamı tercihleri ne olursa olsun mühim şahsiyet. Kitap okurken neye ihtiyacım varsa o kitap denk gelsin diye dua ederim. Okuma listesi yapmam. Bu nedenle okuyor olduğum kitaptan o anda o bilinçle muhakkak alacağım hayatıma yansıtacağım şeyler olduğu inancına sahibim. “Mutlu prens” kitabı da öyle oldu. Dili çok basit bir solukta okunabilecek kitabımız, verdiği ana fikirler ve aşk hakkında insanda yarattığı uyanışlarla bambaşka bir pencereden baktırıyor. Kısacık 56 sayfada, kısa kısa 5 hikaye ile insan hayatına dokunuyor . İlk hikayemiz; Mutlu prenste prensimiz üzüntünün girmesine izin verilmeyen, ağlamanın dahi ne işe yaradığını bilmeden kaygısızlık sarayında yaşayıp ölüyor. Yaşadığı hayatı kendi yaşadığı hayattan ibaret zannederken öldükten sonra şehrin yüksek bir yerine heykeli dikiliyor ve sarayın dışında da yaşanılan yerler olduğunu farkediyor. Dünyanın gerçek yüzünü o zaman görüyor ve çok üzülüyor. Ben buradaki durumu çocukluğumuza benzettim. Ne yaşarsak yaşayalım çocuklukta her şey saf ve temiz ne kadar acı çeksekte bugün o zamanları hep mutlu olduğumuzu söyleyerek yad ederiz. Dünya aynı dünyaydı, acı aynıydı, aşk oyunları ve ikilemler, yalanlar, açlık ve sefalet, güçlünün zayıfı ezdiği falan filan her şey aynıydı. Biz bilmiyorduk, bilincimiz ve kavrama yeteneğimiz yeterli değildi ve mutluyduk. Bir bakımdan kaygısızlık sarayında yaşıyorduk ve etrafımız duvarlarla çevriliydi… Herkesin bencil, herkesin egosunun yüksek olduğu bir zamanda yeteneklerinin farkında olarak sadece insanları izleyerek karakterlerini, kim olduklarını ve neler yapabileceklerini
Mutlu PrensOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,9bin okunma
Hepimizin Duvarları Var! Camdan, Taştan, Kirpi Dikeninden…
9/10
·304 syf.··
2024 20. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2024 12:34
Muriel Barbery; Felsefe profesörü olması dolayısıyla, felsefe ile romanı iç içe geçirmiş. Kitabın ilk yarısı bu sebepten kaynaklı felsefi yoğunluk yaratsa da felsefe sevenler için başlı başına araştırıp inceleme konusu ortaya koyuyor. Kitabı tavsiye üzerine okudum. Çok satan, çok beğenilen, çokça iyi yorumların hepsine katıldığımı söylemek isterim. Derinliği olan üzerine düşünme gerektiren, okuyup geçilecek bir kitap değil. Karakterler üzerinden toplumsal bir takım konuların, insanların önyargılarının, etiketlerinin, gördüğümüz her şeyin arka planında cennet bahçelerinin var olabileceğine şahit oluyoruz. Zaten bildiğimiz ama uygulayamadığımız, yine de o toplumsal etiket ve önyargılarla yaklaşımlarımızı sürdürmeye devam ettiğimiz için insan; acımasız varlık diyorum. Kendimizden aşağı, pasif gördüğümüz, aman işte avam iş yapıyor diyerek işine ve görünümüne göre değer biçmelerimiz yok mu? Tam da konunun kaynağına değindik. Kitabın içeriğine değinmeden yapamayacağım. Üç ana karakter kitabın kurgusunu oluşturuyor. Renee Michell (Apartmanın kapıcısı) 54 yaşındadır. Kendisini dul, çirkin, sevimsiz, huysuz sıfat tanımlamalarının içine hapsetmiş. Kendini geliştirmiş entellektüel bir kimliği vardır. Bunu sadece okurlarına anlatmakta, kapıcı olduğu için bu kimliğini gizleyerek, lüks bir apartmanda kapıcı olarak çalışmaktadır. Sonuçta üstün ve zengin apartman sakinleri entellektüel bir kapıcıdan hoşlanmayacaktır. Bir kapıcı nasıl olması gerekiyorsa Michell de öyledir. Bu nedenle insanlarla neredeyse hiç iletişim kurmaz sadece kendisinden istenilen görevleri yerine getirir. Apartman sakinleri onu sıradan ve bayağı olarak görürler. Fakat Michell kendisini bilinçli olarak insanlardan uzaklaştırmakta ve yalnızlaştırmaktadır. Paloma Josse 12 yaşında apartmanda oturan zengin bir
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma