İnsan, kendisi ölümlü bile olsa, ne evrenin sonunu, ne zamanın sonunu ne tarihin sonunu, ne bir halkın sonunu temsil edemez; o aldatıcı bir sonsuzluk içinde yaşar durur.
Gelecek kimsenin umurunda olmayan, ilgisiz bir boşluktur, geçmiş ise yaşam doludur, kızdırır, başkaldırtır, yaralar, o kadar ki, bu yüzden onu yok etmek ya da yeniden yaratmak isteriz. Geleceğe egemen olmak istenilmesinin nedeni, geçmişi değiştirecek güce sahip olmaktan başka bir şey değildir. Fotoğraf stüdyolarına girerek fotoğrafları rötuş edebilmek ve yaşam öyküleriyle tarihi yeniden yazabilmek içindir tüm kavgalar.
" Sadece Ötüken bakışlı değilsin, Ötüken gülüşlüsün de."
Gülüşünde sahiden de Ötüken vardı.
Eskiden Türkler, " Seni seviyorum," demezmiş. " Senin gülüşün bana Ötüken, " dermiş. Ve bu cümle bir Türk kızına söylenecek en güzel iltifatlardan biriydi.
Neresinden bakılırsa bakılsın,
her cümlede bir çift göz vardır
ve her noktada bir insan.
O insan ki, bakar bize ve ötemize;
ve o insan ki, giyindiği zamanın gerisinden sorar
hep kaygılanır, duraksar ve sessizdir;
ve geldim demenin bir sessizliği varsa, öpüşelim
demenin, sen hala gitmiyor musun demenin ya da
ölmek istemenin bir sessizliği varsa,
kelimeleri de vardır sessizliğin
duruşun kelimeleri vardır;
bakışın, uzanışın,
gülüşün ...
Ama, yalnızlığın kelimeleri yoktur.
O, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.
Sayfa 7 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu