Görünen o ki günümüz insanı "bezelye tanesi üzerindeki prenses sendromu"ndan mustarip. Bu sendromun paradoksu, giderek azalan uyaranın giderek daha fazla acı vermesidir.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Çiller askerliği uzatınca, 28 Temmuz teskere günü olacağına, Mustafa'nın ölüm günü, bizim çatışma günümüz oldu. Yani normalde biz o gün uçaktaydık, Ankara'ya dönüyorduk..
Sayfa 84 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Reklam
Jean Jacques Rousseau'nun Emile adlı eserinde aileye yüklediği sorumluluklar günümüz genç kuşağı içinde hala geçerliliğini koruyor. Rousseau'nun "Çocuklara sözlü ders vermeyin; hayatı yaparak, yaşayarak öğretin" yaklaşımı genç kuşakların deneyim odaklı öğrenme biçimini de destekler. Rousseau'nun "Bitkiler tarımla, insanlar eğitimle yetiştirilir" sözü, eğitimin aile içinde başlayan bir süreç olduğunu vurgular.
Alıntı
Voltaire'in dediği duruma gelinir: "Sadece iki günümüz var yaşamak için: Bu günleri de aşağılık heriflerin önünde diz çökerek geçirmeye değmez!"
Gertrude Beli, birçok açıdan kayda değerdir. Her şeyden önce 19. yüzyıl İngiltere'sinde kadınların sınırlandırılmış yaşam alanlarının dışı­na çıkmayı başaran sayılı kadınlardandır. Aslında bu haliyle Franz Kaf­ka'nın Dönüşüm romanının kahramanı Gregor Samsa gibi gittikçe ken­di etrafına yabancılaşmış ve ne kadınların ne de erkeklerin dünyasında tam anlamıyla yer bulamayan garip bir varlık durumuna dönüşmüştür. Bu yabancılaşma o noktaya ulaşmıştır ki Gertrude Beli hem Hristiyanlı­ğı reddeden bir dinsiz hem de kendi toplumu içinde yaşamaktan rahat­sızlık duyan bir kişilik haline gelmiştir. Buna rağmen; idealleri, kararlı kişiliği ve kendisini geliştirme hevesiyle "dünyaya medeniyet yaydığına inandığı" ülkesine layık olmak için var gücüyle çalışmıştır. Onun bu çabası, ilk olarak farklı kültürlere ilgi duymasına yol açmış, içlerinde Türkçe de olmak üzere birçok farklı dili öğrenmiştir. Farsça'dan çeviriler yapmış, arkeoloji ile ilgili kitaplar yazmıştır. Günümüz imkanlarında dahi genç bir kızın cesaret edemeyeceği şekilde iki kez dünya turuna çıkmış, kendisini hazır hissettiğinde de yalnız başına Arap çöllerine gir­miştir. İtalya, Fransa, İsviçre gibi ülkelerde de dağcılık yapmıştır. Birçok özelliğinin ötesinde onu günümüze taşıyan ve Gertrude Bell adına kişilik kazandıran ise, Birinci Dünya Savaşı'nda kurulan Arap Bü­ro'da çalışmış olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasının zorunluluk olduğuna inanmış, bunu gerçekleştirmek için de çaba sarf etmiştir. Bu açıdan onu tanımlayacak değerlendirmelerin ilk sırasında; kendi ülkesinin çıkarlarına hizmet amacıyla her türlü sıkıntıya katlanabi­len idealist ve yurtsever olması yer alacıktır.
Sayfa 12·Kitabı okuyor
Günümüz şefkatle dolsun.
. İçimizde ne büyük bir şefkat özlemi taşıyoruz. ...
Albert Camus'un María Casares'e yazdığı ve 1944-1959 yılları arasındaki yazışmalarında yer alan bir mektuptan alıntı.
Reklam
Reklam