Bir insanın başka birinin hayatına birkaç dakikalığına girip ebediyen çıkması ne tuhaftı. Yine de bu tür karşılaşmalarda rastlantısal bir şey yoktur. Belki Mara bana, Christine’e kavuşmadan asla mutlu olamayacağımı hatırlatmak için gönderilmişti.
İflah olmaz bir iyimser olduğumu iddia ederdi, fakat iyimserlik değildi benimkisi; dünya kendi mezarını kazmakla meşgulken hayatın tadını çıkarmak, eğlenmek ve gamsız olmak için hâlâ zamanımız olduğuna yönelik derin bir kavrayıştı sadece.
Felsefe dersleri verirken sıklıkla dünyanın bir yanılsama olduğu fikriyle karşılaştım. Derin bir anlamı var gibiydi ama tam olarak ne olduğunu hiçbir zaman bilemedim. Fakat ahlak psikolojisi üzerine yirmi yıl çalıştıktan sonra anladığımı düşünüyorum. Antropolog Clifford Geertz’in şu ifadesi oldukça açıklayıcıdır: “İnsan kendi dokuduğu anlam ufkunun ağlarında asılı kalan bir örümcektir.”