Zülfün döküp de rûyuna cânân gezer yürür Gûyâ bulutda mâh-ı dırahşân gezer yürür ( Sevgili saçını yüzüne döküp de gezer yürür, sanki bulutta parlayan ayın gezip yürüyüşüne benzer.)
........... BAKMAKDAN
1 Ferâgat eylemez gönlüm rûh-ı dildâra bakmakdan Ferâgat mı ider bülbül olan gülzâra bakmakdan 2 Perîşân-hâl olurmış ol melek-manzar beni görse Tabîb olan niçün i'râz ider bimâra bakmakdan 3 Rakîb-ile o gün yüzlü nigâr görmesem tan' mı Meseldür göz kamaşur dirler ilde kara bakmakdan 4 Harîm-i Ka'be-i kûy-ı habîbin gel safâsın gör Ne feth olur sana sûfî kurı dîvâra bakmakdan 5 Cihândan cândan geçdi gönül bu râh-ı 'ışk içre Ölürse geçmez iy sûfî cemâl-i yâra bakmakdan 6 Şehã bir tût-i gûyâ-durur şekker-şiken gönlüm Ferâgat mi ider âyîne-i ruhsâra bakmakdan 7 Sıyâmî zülf-i dil-berden perîşân olsa dil tan' mı Meseldür tıfl olan elbetde korkar kara bakmakdan
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
......... ANLAR
1 Başum kana boyandı dirsem ol gül yüzlü al anlar Şeb-i gamda sîtem fânûsdur dirsem hayâl anlar 2 Neler çekdügümi zencîr-i zülfünden beyân itsem Kelamum dinlemez ol pür-cefâ hep kîl ü kâl anlar 3 Cihânun mâlına meyl itme iy dil kaç belâsından Serâbı teşne-dil sahrâda görse âb-ı zülâl anlar 4 Gider 'arz-ı kemâl[i] güft u gûyı terk it iy sâ'il Mu'ammâdur hadis-i küntü kenzün ehl-i hâl anlar 5 'Acâyib murgdur gönlüm gibi sûfî benüm şâhum Belâ dâmında bir kaç dâne-i vechünde hâl anlar 6 Sıyâmî üştür-i ser-mest gibi râh-ı meşakkatde Götürdüm nâr-ı hicrânı beni halk bî-muhâl anlar
Kayan yıldız sırrı...
(...) Mecazî anlamda, “Necib Fazıl’ın ölümünün sırrı”dır. Üstad Necib Fazıl kayan bir yıldızdır; veya eski bir efsaneye göre, her ölenin gökte bir yıldızı kayar… Salih Mirzabeyoğlu, kendi hayatı için çok önemli bir dönüm noktası olan bu ölümü, hece vezninde kaleme aldığı tek şiir kitabında, “Kayan Yıldız Sırrı” diye ele alır. “Ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir, hikmeti çevresinde… Kitaba ismini veren “Kayan Yıldız Sırrı” şiiri ise şudur: Göklerde kanat açmış gûya gönlümce hür kuş Ben değil mi yine ben kedere hedef durmuş Gizleniyor bildiğim saklambaç oyununda Benim gölge âlemde kendisine kaybolmuş *** Bu mahmurluk sırtımda kaplumbağa kabuğu Rahatı rahatsızlık şu dünyanın seyrinde Ah geçmiş ne gelecek şimdiyse uçan buğu Yollar ki birbirine kavuşmanın derdinde *** Su üstünde ürperti hep gurbetlik duygusu Nakışa düşen mânâ deniz üstünde desen Zamanın nabzımı tutsun diye kurduğu Dalgada gölge eşya benim gözümde de sen *** Bir kayanın üstünde bilmem böyle kaç vakit Rüyâların izinde tâbirlerin peşinde Yıldırım düşen levha kumaşım ki mücerret Açıktan geçen gemi yüreğim o gemide *** Tedirgin bekleyişler berzah sırrında hapis Fikir ki saklı güzel gözümde açık derin Pervane çeken mihrak nisbet kurduğum akis Rüyâların ötesi müjde verdi güvercin *** Ağı germiş çoktandır yıldız köşeler cinsi Gebe dumanlı dünya sancı sarınca doğum Rüzgâr dinlenen dalga kıyı idrakı şimdi Ruh nisbeti bir harman ışık içinde oyun!
KAYAN YILDIZ SIRRI -Şâh Eser – Şâheser-II-, 30 Ağustos 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Âdâb, yani edebler bütün İslâmî gerçekleri içine alabilecek derecede zengin bir mefhumdur. Böyleyken biz bugün bunun -tatbikat itibariyle- kahir ekseriyetini kaybetmiş bulunmaktayız. Cumhuriyet Türkiyesi, böyle nisyâna terk edilmiş sayısız âdâb tezâhürüne kıyarken, gûyâ edeb icadı olarak bir usul icad etmiş. O da eve gelen bir misafirin ayakkabılarını çevirmektir. Halbuki bu büyük bir edebsizliğin ta kendisidir. Zira eskiden misafirlerin ayakkabıları çevrilmez, sadece düzeltilirdi. Misafir de kapı ağzından bir adım geriye çekilerek yüzü ev sahibine dönük olduğu hâlde ayakkabılarını giyerdi. Şimdi edeb zannedilerek bu ayakkabı çevirme modası yüzünden misafir ev sahibine arkasını dönmekte ve öylece eğilip ayakkabılarını giymektedir.
Hayata Dair
O Belde
"Sen ve ben Ve deniz Ve bu akşam ki lerzesiz sessiz Topluyor bû-yı rûhunu gûyâ, Uzak Ve mâî gölgeli bir beldeden cüda kalarak Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz"