Yalnızca tutkunun ne olduğunu hiç bilmeyen insanlar, nadiren bu duyguyu tattıklarında, belki de bu kadar çığ gibi ani, kasırgaya benzer tutku patlamaları yaşıyor: O anda yaşanmamış yıllar, kullanılmamış güçlerin biriken öfkesiyle birlikte insanın göğsüne yumruk gibi iniyor.
Sen beni asla tanımayan, bir çamurlu su birikintisinin yanından geçer gibi yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep yoluna devam eden ve her zaman beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.
Ama Tanrı’ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz. Hatta nadiren de olsa, kendimizi bu tanrısal sırla aynı hissettiğimiz anlar vardır.