Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol
Gönderi Oluştur
Asya, Asur dilinde “Doğu ülkesi” anlamına gelmektedir. Asya ve Avrupa kelimeleri Babil şehrinin her iki kısmını ifade eden asu (doğu), ereb (batı) sözlerinden türemiştir. Sonraları Ege denizinin iki tarafını birbirinden ayırmak için kullanıldı. Büyük İskender bu sınırı Hindistan'a kadar götürmüştü. Roma İmparatorluğu zamanında Roma şehri, meskûn dünyanın merkezi sayılmış, doğu tarafı için Oriens [Doğu), batı tarafı için de Occiden (Batı) tabiri kullanılmıştır. Roma İmparatorluğu devrinde Doğu, Batı'ya kıyasla "medenî ülke" manasında kullanılmaktaydı. 7. yüzyılın ortalarından itibaren Doğu'nun büyük bir kısmı Müslümanların eline geçti, böylece kavramın kapsamı da genişledi ve yeni bir şekil aldı. Haçlı seferleri zamanında Doğu denince daha ziyade İslam dünyası anlaşılıyordu. Türkler Anadolu ve Balkanlar üzerinde hakimiyet kurduktan sonra Osmanlı İmparatorluğu da Doğu kavramının kapsamına girdi.
Sayfa 24 - Küre Yayınları
Bizans'ın Anadolu ve Suriye'ye yönelik politikası bir denge harekâtı üzerine kurulmuş görünüyordu. Haçlı seferi sırasında, Aleksios Komnenos, Anadolu'nun batı kıyılarının bir bölümünü Türklerden almak için hazır bulunan gücü kullanmıştı. Fakat Bohemond ile çatışmaya girmesiyle birlikte, Aleksios şöyle bir değerlendirme yapmış görünüyor: Suriye'nin kuzeyinde Bizans'ı hiçe sayan bir Norman prensliğini desteklemektense geçici olarak Anadolu Platosu'nu iyi teşkilatlanmamış yarı göçebelerin talanına terk etmek, kıyılar elinde bulunduğu sürece, kötünün iyisidir. Aleksios belki hükümdarlığının sonunda bu politikayı değiştirme eğiliminde olmuştu. Onun halefi İoannes Komnenos ise Türklere karşı daha atılgan bir tavır takınmıştı. Bununla birlikte o Suriye'ye hâkim olma fikrini de terk etmemişti. Frank devletlerinin varlığını fiilen kabul ediyordu ama Bizans'ın eski eyaleti olan, kendisine en yakın ve kendisi için en önemli olan, en baştan beri Müslümanların karşı saldırılarıyla tehdit edilen, artık kendisine karşı koyamayan, Antakya'nınkini, babası kadar enerjik biçimde reddemezdi. Bu şartlar altında, İoannes Komnenos dengeli bir bölge siyaseti oynamayı deniyordu; Antakya Franklarına vasallığı kabul ettirecek, buna karşılık onlara Müslümanlara karşı yardım yapacaktır. Böylesi bir siyasi oyunda Frankların nazarında kabul etmeyi gereksiz kılan Müslüman tehlikesini yok etme noktasına gidilmeyecektir (1137'deki Antakya Seferi)⁷. ⁷ Kudüs Kralının Antakya ile çok az meşgul olduğunu not etmeliyiz. İoannes Komnenos'un hizmetinde Franklar vardı. Papa, eğer Antakya'ya saldırırsa onları geri çekmekle tehdit etmişti.
Sayfa 181Kitabı okudu
Reklam
At üzerinde okçuluğu çok daha iyi bir noktaya getirenler kesinlikle Türkler'dır. Binegi üzerinde süvarinin daha sıkı ve sabitce durabilmesi, ona yayları daha güçlü şekilde kullanma ve okları öldürücü biçimde daha uzaklara atma imkanı veriyordu.
Hareket serbestliği dolayısıyla tüccar kıyafetinin ispiyonluk faaliyeti veya düşman ajanlığını çoğu zaman örttüğü biliniyordu ve bir milletin mensuplarının bir gün tüccarlık ertesi gün askerlik yapmaları veya düşmana silah sağlamaları kabul edilemezdi.
Sayfa 163Kitabı okudu
-Moğollar-
"Yecüc Mecüc duvarının arkasından" gelen, şaşırtıcı isimleri ve gorunumleriyle bu adamların (Türkler'in olduğundan daha fazla) korkunç varlıklar olarak göründüklerini hatırlatmak yeterli olacaktır.
Sayfa 299Kitabı okudu
Reklam
Fatih Devrine Genel Bakış 1451’de Fatih Sultan Mehmed tahta çıktığında, Fetret Devrinin neden olduğu buhran atlatılmış ve Ankara Savaşı öncesindeki sınırlara aşağı yukarı yeniden ulaşılmıştı. Osmanlı Devleti; Balkanlar’daki Tuna Nehri ile Doğu Anadolu’daki Fırat Nehri arasındaki coğrafyaya büyük ölçüde yerleşmiş durumdaydı. İstanbul’un Fethi’nden
Franklar savaşçılık özelliklerine hayran oldukları düşmanlarının Hristiyan olmamalarından üzüntü duyuyorlardı. Dahası onların tıpkı Franklar gibi Troyalılar'dan geldikleri söyleniyordu. O zamanki Türklerin Franklara yönelik takdirlerini bilemiyoruz.
Sayfa 108Kitabı okudu
Her şeyden önce akılda tutulması gereken Papaligin, Islama karşı saldırgan bir savaşı (veya farklı bir karşı saldırıyı) kutsamış olmasıdır.
Haçlı seferi yaşanmıştı ve başka maceralar peşinde koşanlar da dahil çok sayıda insanı ona katılmaya götüren inançların samimiyetine ve coşkunluğuna itiraz edilmemelidir. ... Haçlı seferleri kelimesi öz anlamının dışına taşmış olsa bile onların ruhlarında yarattığı yankının tarzına şahitlik etmektedir. Bütün bunlar gerçektir ama başka hakikatlerin olmasına da engel değildir.
Sayfa 318Kitabı okudu
Reklam
Öyle görünüyor ki batı Hristiyanları Müslümanları incelemeyi hiçbir zaman düşünmüyorlardı. Hatta Müslümanlar üzerine doğru ya da yanlış bilgilerin kaydedilmekte olduğu kitaplar bile batıda bilinmiyordu. Burada sadece sözlü dedikodular baş gösteriyordu.
12. yüzyılın ortalarında...
Fâtımî Halifeliği'nde Müslüman olmuş ya da olmamış Ermeniler'in oynamış olguları oldukları rolü görmüştük¹³. ¹³ Bu dönemde Fâtımîler ordularında Türkler'i istihdam etmemişlerdir. Onlar, Türkler'in şüphesiz Suriye'deki soydaşlarıyla temaslar kurmalarından endişeleniyordu.
Sayfa 183Kitabı okudu
XI. yüzyıla kadar Müslüman dünyasının imajı dikkat çekici bir şekilde çok mezhepli toplum olmasıdır. Bu toplumda İslam siyasi olarak hakimdir ama büyük oranda diğer inançlara bağlı kitle de sorunsuz biçimde varlığını korumuştur. Çok sıkı biçimde iç içe geçmiş bu birlikteliğin bir benzeri başka toplumlarda boşuna aranır.
Sayfa 37
23 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.