"Zülfü Livaneli Yaşar ağabeyini anlatıyor..."
"Ona en son türküyü; hastanede yoğun bakım odasında söyledim. (Evet, yoğun bakım odasında) Yaşar abi dedim, dinle bak, seni cana getirecek bir türkü bu. Hele Kozan'a Kozana/Kozana destan yazana/Kurban olayım olayım/Küsüp de dağda gezene.
Yaşar Abi'yle hayatımızın 44 yılı birlikte geçti, kötü günler gördük, iyi günler gördük; gurbet acısı, ölüm acısı, parasızlık, hapis, linç, zulüm gördük. Ruhsati gibi 'Ben ölüm acısı gördüm geçirdim/Ayrılık ateşi, gurbet var iken'i yaşadık. Ne var ki umudumuzu hiç yitirmedik; Yaşar Abi'nin insan soyuna duyduğu güven; güzel günler geleceğine, insanın tükenmediğine, insan yüreğinin dibindeki cevherin er ya da geç parlayacağına inanması, bundan zerre kadar kuşku duymaması, en zor zamanda çevresindeki herkesi ayakta tuttu. Yanındakileri de harekete geçiren enerjisi, neşesi ve sapasağlam duruşuyla gölgesini bunalmış insanlara comertce sunan bir Toros agacı gibi. Bunca yıl ve bunca dert içinde, en çok ne yaptınız denirse buna cevabım; türkü söyledik, edebiyat konuştuk, güldük olur. Gerçekten bunları yaptık. Türkü söylemek dediysem öyle alçak sesle mırıldanmak ya da evlerde salonlarda saz çalarak söylemek değil. Stockholm'un her yerinde, lokantalarda, uçaklarda, trenlerde arabalarda avaz karlı caddelerinde, Paris'in geniş meydanlarında, İstanbul'un avaz türkü söyledik. Ona en son türküyü; hastanede yoğun bakım odasında söyledim. (Evet, yoğun bakım odasında) Yaşar Abi dedim, dinle bak, seni cana getirecek bir türkü bu. Hele Kozara Kozana/Kozana destan yazana/Kurban olayım olayım/Küsüp de dağda gezene. Yüzü güldü, kollarına takılı serumları, tansiyon ölçen aletleri, bir sürü tıbbi cihazı söküp atmak ister gibi heybetle yekindi; atın burda mı, dedi bana; hadi götür beni, atın burda değil mi!